banner17

Sadece gezmek yetmez okumalı da

Üsküdar'ın sokaklarını arşınlarken herhangi bir şehrin sokaklarında geziyor olmazsınız, Üsküdar'ın ruhu ve hatıraları kuşatır sizi.

Sadece gezmek yetmez okumalı da

İstanbul, içerisinde irili ufaklı şehirler yaşatan bir şehir. Beşiktaş’la Üsküdar, Beyoğlu’yla Fatih, Şişli’yle Şile birbirine değen ama ayrı ayrı şehirler muhasebesindedir. Ayrı ayrı dünyaların havası sinmiştir insanına, camisine, sokağına, dükkânına. İstanbul’u İstanbul yapan şehirlerden biri işte Üsküdar. Anadolu tarafındaysa kalbiniz, Ataköy’den bindiğiniz şehir içi servisinden indiğiniz yer, dünyanın kaç limanına açılan bir körfezdir hiç bilmiyorum. İner inmez Gülnûş Valide Sultan Camii’yle yüz yüze geliyor insan. Muhasebesinden zor sıyrılınılacak bu karşılaşma, çekingen bir kaç adımdan sonra musluklara yeltenen sağ ele sıcak suyun değmesiyle bahşedilen ferahlıkla tamamlanıyor. Camiinin geniş ve uzun merdivenlerinden inerken büyük, kocaman bir şey doluyor içine insanın, umut mudur bu? Değilse bile umudun soyundan bir bereket, bu kesin. Gülnûş Valide Sultan Camii’nin kapılarını karıştırmak oyunundan öyle hoşlanıyorum ki, “şu kapıdan şuraya çıkılıyor” diye düşünerek çıktığımda her defasında farklı bir tarafa çıkmış olmak kaderi işaretliyor; “Ankaralı” acemiliği bir işe yarıyor nihayet.

Valide Sultan Camii
Valide Sultan Camii giriş kapısındaki ayet

Üsküdar’ın hatıraları

Selmanipak Caddesi’ne doğru yürürken Sâim Efendi (Düzgünman) ile Eşref (Ede) Efendi’nin kol kola Gülnûş Valide Sultan Camii’den çıkmaları gözümün önüne geliyor. Ahmed Yüksel Özemre büyük bir şevk ve iştiyakla anlatıyordu, Eşref Ede’nin Tûfan Ağa’nın bitmez tükenmez ısrarlarına maruz kaldığı bu sahneyi; okudum ya siz deyin ki dünya gözüyle görmüş gibi seyrediyorum o anda, yürürken Üsküdar’ın sükûnetli keşmekeşine.

Hatıradan bahsedince; Ahmed Yüksel Özemre, Üsküdar’da Bir Attâr Dükkânı hatıratında nefis bir üslupla anlatıyor eski Üsküdar’ın mübarek insanlarını, eşrafını, camii merkezli hayatları. Özemre’nin Üsküdar’da Bir Attâr DükkânıÜsküdar’ın Üç Sırlı’sı, Hasretini Çektiğim Üsküdar, Üsküdar Ah Üsküdar ve diğer dört kitabı daha Kubbealtı Neşriyat tarafından özenli bir baskıyla yayımlanıyor.

Mihrimâh Sultan Camii
Mihrimâh Sultan Camii

Camiden ibaret camii

Gülnûş Valide Sultan Camii’nde de Mihrimâh Sultan Camii’nde de dikkati cezbeden şey; her iki caminin de dışarıdan heybetli görünmesi ve dahi geniş bir alana yayılmasıyla birlikte, camilerin içlerinin küçük olması. Bu; camiden anlaşılan şeyin zaman içinde nasıl tahrif olduğunu gösteren en önemli şeylerden biri. Bugün yapılan camiiler sadece namaz kılınabilecek mahallerden oluşuyor, bir şadırvan dâhil edilir en fazla. Selâtin camilerindeyse namaz kılınan mahallerin yanı sıra, caminin toplum hayatında yerinin derinliğine de işaret edercesine mektep, kütüphane gibi mahaller de mevcut. Gülnûş Valide Sultan Camii’nde, Gülnûş Emetullah Valide Sultan’ın türbesi, mektep, kütüphane, imaret, sebil ve çeşme bulunmakta. Söz gelimi caminin kütüphanesi, Gülnûş Emetullah Valide Sultan’ın yaptırdığı camiye altmış altı yazma eser vakfetmesi sebebiyle oluşturulma gereği duyulmuş, burada muhafaza edilen eserler 1924’te Üsküdar Hacı Selim Ağa Kütüphanesi’ne ve 1955’te de Süleymaniye Kütüphanesi’ne nakledilmiştir. Kütüphanesidir, imaretidir, sebilidir, bereketidir derken, bugün kırpa kırpa elimizde bir “camiden ibaret cami” modeli kalmıştır.

Valide Sultan Camii
Valide Sultan Camii

Üsküdar asıl manzarayı ruhun derinlerine nakşediyor

Bulunduğum şehri bir turist gibi gezemedim hiç, ilgi çeken yerler muhasebesine indirgenmiş yerlerini çok sonraları fark ederim daima. Caddelerini, sokaklarını dolaşırım, orada ikamet eden biri gibi, işten çıkmışım da akşam vakti bir yerde oturmaya gider bir rahatlıkla. Üsküdar, hâlâ ara sokaklarına kaçılabilecek bir şehir. Caddedeki devinimin içinden, seri bir hamleyle kendinizi bir sokağa attığınızda bütün gürültü ve keşmekeş yavaş yavaş eriyor o sokağın zamanının içinde. Derinden hissedilen bir ferahlık, içtenlik, sadelik. İki-üç katlı apartmanlardaki iş yerleri, kahveler, oteller, terziler, kurslar, önce sokağın vaktini kuruyorlar, keşmekeşin değil. Ayrı bir hayatı var sokakların Üsküdar’da. Yani bu zamanda kayıpların en büyüğü olan sokak ve sokağın kimliği, şehir kültürünün hakikatli bir şekilde hâlâ yaşadığı Üsküdar’da soluk alıp veriyor.

Beylerbeyi’ne yürürsünüz, Çamlıca’ya yolunuz düşer, Bulgurlu’ya doğru büyük bir bereketle yol alırsınız. Aziz Mahmud Hüdâyi Türbesi solunuzda sağınızda kalır her defasında. Şimdilik nasibinizden öte tutulmaktadır demek ki bu ziyaret. Üsküdar, Çamlıca’dan görülen, akşamın gölgelendirdiği Marmara sularını sunar gözlere, bazılarının iddiasıdır bu; “Üsküdar sadece sunduğu manzarayla güzeldir” derler de hiç anlamam. Üsküdar asıl manzarayı ruhun derinlerine nakşediyor, irili ufaklı feyz renkleri bırakıyor orada. Bu, sunduğu manzaradan da, “nostalji” denen bir “ah u vah” kumkumasından da çok daha fazlası.

 

 

M. Fatih Kutan bir Üsküdar dinledi can kulağıyla

Güncelleme Tarihi: 16 Nisan 2011, 23:35
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
merve
merve - 8 yıl Önce

Onca senedir Üsküdar'a gider gelirim, Fatikh Kutan gibi görememişim şehri, diye düşündüm yazıyı okurken. Hala yaşayan sokaklara bundan böyle daha gören gözlerle bakacağım. Kalemin dert görmesin Fatih Kutan.

Hakan
Hakan - 8 yıl Önce

Eyvallah sadrımıza şifa oldu...

fakir
fakir - 8 yıl Önce

üsküdarın havası lezzeti başka yerde bulunmuyor, insanın ruhuna açan dinlendiren bir semt.. iskelede oturan çiçekçileri bile bir başka sanki :) kalemine sağlık vesselâm..

banner8

banner19

banner20