banner17

Sadece fakirlerin su alabileceği çeşme

''Her çeşme en az bir kere kaldırımı tadacaktır.'' Sadullah Yıldız bize İstanbul'daki tarihi çeşmelerin hal-i pür melalini aktarmaya devam ediyor.

Sadece fakirlerin su alabileceği çeşme

Doğu’da Bir Yıl” adıyla İstanbul’u da kapsayan bir seyahatname yazan Fransız entelektüel Alexis de Valon, gemi üzerinde bu aziz şehre girerken birden şimşek gibi çakan ve etkisini onu dolaşırken de hissettiği bir hayranlık an'ı yaşar.

İlk olarak sular üzerinden seyrettiği şehrin görüntüsünü biraz uzunca tasvirden sonra, daha önce İstanbul’u kaleminden okuduğu diğer yazarların övgülerini bir çırpıda silip atar ve bu sultanlar şehrinin harikalar açısından hayal gücünün bütün sınırlarını aştığını itiraf eder. Sonra da durmayıp ekler: “Dünyayı sadece bir kez görebilme olanağı olsaydı, onu buradan seyretmek gerekirdi.”

Valon’un bu satırlarını okuduktan sonra çok beklemeyip fotoğraf makinemi sırt çantama koydum ve dışarı çıktım. Yüzüme ilk olarak, kışa girdiğimizi haber veren bir rüzgâr çarptı. Pek umursamadım çünkü bu iyi bir şey. Ben dolaşırken hiçbir yer kalabalık olmayacak demek bu. Hatta ince bir yağmur da yağarsa küçük sokaklarda ayak sesim yankı yapacaktır, yalnızlık ve yağmur sesinin eski bir sokağa neler kattığını sadece o an orada bulunanlar bilebilir. Bunu şimdiye kadar kalem yazamadı ve kâğıt da bu hissin ağırlığını henüz kaldırabilmiş değil.

Dolaşırken etrafıma her zamankinden fazla bakıyorum bir süredir. Bunu çeşmeleri görebilmek için yapıyorum. Çeşmeler… Bir zamanlar ecdadımızın hasenat diye yapıp onardığı ve mezarlarında amel defterlerini işler durumda bıraksın umdukları ama kırıp döktüğümüz, suyunu kestiğimiz, vefasızlığımızın nişanesi çeşmeler… Avrupa’da görsek her bir taşını mercek altına alacağımız ama Suriçi’nde metruk ve harap bırakıp her gün dibinden umursamaz geçip gittiğimiz çeşmeler, çeşmelerimiz…

Bir süredir tarihî çeşmelerimizin ne durumda olduklarına bakıyorum. (Önceki yazılara şuradan ulaşabilirsiniz.)

1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.

Nice hayrâta muvaffak ede lutfiyle ânı”

Altı asır önce Sultan Mehmed’in şehre girdiği Edirnekapı’nın önünde, otoyolun kenarı ve kaldırım üzerinde Kasap Başı Hasan Efendi’nin bir hayratı var (1). 1231 (1815) tarihli çeşmeyi bu civardan yolum geçtikçe göz ucuyla süzerim genelde ve bu son ziyaretimde sanki bir öncekilerden daha harap bir hâlde gibi geldi. Beş gün üst üste aynı hâliyle komadığımız ecdat yadigârlarının mahzun akıbetine doğru ilerliyor bu Hasan Efendi vakfiyesi. Saçağının alt hizasında çürümeler başlamış, hâlâ çok güzel duran kitabesinin sol yanına koca bir delik açılmış. Teknesi ve testi setinde de kırıkları var. Ama dediğim gibi; kitabe hâlâ çok güzel. Âmin deyip Fatiha okuyunuz ki Hasan Efendi mezarında sevinsin: “Nice hayrâta muvaffak ede lutfiyle ânı/ Ecrini eyleye makbûl hüdâ-yı Müteâl.”

Uzaklara gitmeyelim henüz, burada biraz daha işimiz var. Sağa, Sulukule’ye açılan aralıktan girelim içeri ve burada kayıt dışı bir hatırlatma yapalım: Tehlikeyi sevenler olarak surlara çıkabilir ve Mihrimah Sultan Camii’ni başka türlü tepeden göremeyeceğimiz iyi bir açıyla seyredebiliriz. Merdivenlerin korkulukları olmadığı için bu ufak bir baş dönmesinde yaralayıcı olabilecek bir tecrübe ama dikkatli olunursa epey iyi bir cami manzarası yakalanıyor yukarıda. Yok, ben camiyi yakından severim diyenleri surların dibine alalım:

Camiye paralel ilerleyen surlara bitişik, en üstte leziz bir “Mâşâallâhu kân” taşıyan bu çeşmeyi merhum Sultan II. Abdülhamid Han, civardaki fukara ahalinin ihtiyacını karşılamak için Su Nazırı Ahmed Galib Paşa’ya yaptırmıştır (2). Alışılmadık biçimde iki mermer sütun ziynetini kenarlık olarak taşıyan bu sade çeşme o kadar “fukaraya mahsus”tur ki kitabesine “sakalara asla müsaade olunmamak üzere fisebilillah” inşa edildiği notu düşülmüştür. Ancak bu beyaz güzelin testi setini kırmış ve ayna taşındaki çıkıntıları da dökmüşüz. Üzerine kazıdığımız irili ufaklı birçok yazı da cabası. Ayrıca kitabenin yeşil boyasını da kırtasiyeden sulu boyayla mı idare etmişiz nedir, aşağı doğru akıvermiş.

Ahmed Galib Paşa’yı bırakalım ve arkamızda duran gül gibi konutların arasına dalalım. Yapımları henüz biten ve birçoğu meskûn olan Sulukule evleri, yapmayı çok iyi bildiğimiz işten, inşaat sektöründen kanlı canlı örnekler. Ancak yeni olana gösterdiğimiz ilgi ve özeni, eskiyi himaye ve önemsemekte belli ki göstermiyoruz. Bunun en somut örneklerinden biri bizi sitenin girişine yakın noktalardan Kemani Memduh Sokağı sonunda karşılıyor (3). Kısa kitabesi okunamaz durumdaki çeşmenin esasen bugüne kalmış tek varlığı da o zavallı kitabesinden ibaret. Neresinden bahsetseniz diğer bir yeri daha acınası durumda.

Bu kadar olmaz diyenlerdenseniz acele ediyorsunuz; yolun ilerisinde (Kuru Çınar Sokak) dahası var. Yeni binalardan birinin saçak vazifesi gördüğü bu çeşme o yeni yapıya “gölge etme başka ihsan istemem” diyor mudur acaba. Biz yenilerini yaparken eskilerin yapıp bıraktıkları gerçekten de umurumuzda değil. Büyük bir çınar ağacının önünde (gerçekten de kuru ama epey geniş bir çınar) duran bu Yakub Kethüda hayratı için kelimelere pek yer kalmamış gibi görünüyor (4). Aynı zat olması kuvvetle muhtemel, bir başka Yakub Kethüda hayratı da yolun devamında var (5). Neresini arıyorsanız tam olarak orasını mahvetmişiz. Üstüne çakılmış bir florasan da tuz biber olmuş. Boyalar, yazılar, kırıklar… Tam bir savaş mağduru gibi. Tarih, hürmet, muhabbet ve vefa kelimeleri nasıl da bir anda boşluğa düşüyor, değil mi?

Her çeşme en az bir kere kaldırımı tadacaktır

Buraya kadar gelmişken eski bir iki dostumu ziyaret edeyim dedim; Sarmaşık Sokak ile Niyazi Mısri Sokak bitişiğindeki bu beyaz dostumuz (6) yakın zamanlardaki bir görüşmemizde böyle beyaz değildi. Şimdi de öyle anlaşılıyor ki üstünkörü bir beyazlıkla “hiç olmazsa temiz gözüksün” kabilinden bir manzaraya kavuşturulmuş. Rozetinden ayna taşına ve testi setinden nişine kadar her yeri kırıklar ve deliklerle dolu çeşmenin iki yanına asılmış kanca misali demirler de öylece duruyor uzun zamandan beri.

8.
9.
10.
11.

Bir başka eski dost ziyareti de Perendebaz Aralığı’nda. Onu da son bıraktığımda bu kadar ve böyle değildi; diplere doğru ilerleme kaydedilmiş üzerinde! Saçağından en sonuna kadar sağı solu kırılıp dökülmüş bu güzelin bağrına iki çivi saplanmış, askılık niyetine kullanılıyor ve orta yeri de ilan panosu ve spreyler için elverişli gözüküyor bazılarımıza.(7)

Edirnekapı’dan çıkmayalım yine ama biraz daha yukarıya, Fevzipaşa Caddesi’nin başlangıcına gelelim. Meşhur Edirnekapı Hamamı önündeki çeşme ayna taşına kadar kaldırıma geçmiş ve iki kemerinde kırıklar var. Birçok dökük-çizik ve çeşitli yerlerinde açılmış delikler de cabası.(8)

Rotamızı biraz Millet Caddesi’ne doğru çevirelim. Sırtımızı Vakıf Gureba’ya verdiğimizde üniversite-hastanenin sol dibinde kalan Bican Bağcıoğlu Yokuşu’nu çıkarsak hemen sağımızda kitabesiz ve adı olmayan bir çeşme görürüz (9). Yanı başındaki bölme, şimdi beton bir kulübenin oturtulduğu gibi taş duvarlı bir evcik miydi bilmiyoruz ancak ikisinin de kaderi birbirine pek benzemiş. Göze güzel gelen tek yeri -bir kısmı kırık- saçakları olan bu hayratı kaldırım yemiştir, yenmeyen yerleri de keşke yenesi dedirtecek hâldedir.

Bölge sınırları içinde bir uzun atlamayla Kuvayı Milliye Caddesi’ne gidersek, aynı adlı sokağının dibinde mabedini de inşa eden Ramazan Efendi [Camisi]’nin gelen geçen dua etsin deyu caminin dış duvarına kondurduğu küçük çeşmesinin ne hâllere geldiğini görüp iç geçirebiliriz (10). “Her çeşme en az bir kere kaldırımı tadacaktır” prensibi mucibince bu güzelin de ayna taşını yarıdan kesivermiş, nişini de çürümeye bırakmışız. Bi’ de ara sıra gelip iki boya atıp gidiyoruz anlaşılan.

Zannetmeyin ki çeşmenin boyu uzayıp genişliği arttıkça üzerine titremek zorlaşıyor; küçük olanları da gözetiyor değiliz. Zeytinburnu Merkez Efendi Camii Çeşmesi bu durumun yerinde bir örneğidir. Hepi topu bir kucak kadar taşa toz kondurmayacağız; yapmamız gereken bu ama hem eteğindeki mermere hem nişine doğru düzgün hizmet edip koruyabilmiş değiliz Merkez Efendi Cami Çeşmesi’nin.(11)

 

Not: Fotoğrafları büyütmek için üzerlerini tıklayınız.

 

Sadullah Yıldız, teessüf ile dolaştı

Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2016, 11:56
YORUM EKLE
YORUMLAR
Kübranur çalış
Kübranur çalış - 3 yıl Önce

3 nolu resim bizim sitede bulunan bir çeşme ve her önünden geçişimde modern yapıtlar arasında böyle bir yapının başıboş bırakılmış olmasına şaşırıyorum.

banner19

banner13

banner20