banner17

Ruhunu değiştir; tarihin değişir!

Lütfi Bergen: 'Anadolu, toprağa ruhuyla basan, zamanı Peygamber terennümleriyle işleyen mistiklerin eseridir.' diyor..

Ruhunu değiştir; tarihin değişir!

Malik b. Nebi “medeniyet” teorisinde şöyle bağırır: “Ruhunu değiştir tarihin değişir”.

Medeniyetin başlangıcında, insan vardır. Onun da “olmak iradesinden” başka hayat sermayesi yoktur. Ey olmak iradesiyle yürüyen adam, sana maksadına ulaşmak imkânını verecek toprağa gir, maksadını tahsil etmeni mümkün kılacak zamanı bekle. Gerisi teferruat kalacaktır: Binalar, üniversiteler, otomobiller, yüksek maaşlar. Bunlar sonradan kazanabileceklerindir. Bu kazançları elde etmek için bekleyebilirsin.

Tabela

Fakat “var olmak” aşkıyla kavradığın toprak ve malayanide hüsrana gark ettiğin zaman (ömür sermayen) bir lahza bekleyemez. Şurası muhakkak ki, Müslüman davasının muhasımları, kayıplarını, altın ve gümüşle değil; fakat toprak, zaman ve “olmak iradesi” ile telafi ettiler. Bugün Anadolu’ya müesseseler lazım değildir, fakat önce “insanlar”, toprağı tutarak tarihi yapmaya doğru yürüyen “dervişler” lazımdır.

 

Erenler toprağı tuttu, toprak ise insanını

Yesevî, kim bilir “Rumeli” denilen bu topraklara, Malik b. Nebi’nin teorisini haklı çıkaracak bir bilişle sürmüştü erenlerini. Erenler Rumeli’nde dağıldılar. Bahçe bostan açtılar. Gaziyan- ı Rum “gaza”ya çıktıkça, köylük yerler kadın teşkilatı olan Bacıyan-ı Rum (Rum eli Bacıları) eliyle yönetilirdi. Ankara’dan Kızılcahamam- İstanbul yolu istikametinde 70. km’de Taşlı Şeyhler derler bölgede böyle bir köy vardır.

15049

Kırgız Ebe’den Anadolu’ya

Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat (1220-1237) sıcak yaz günü ordusuyla Yabanabad (Kızılcahamam) kazasına bağlı Taşlı Şeyhler Köyü’nde konak eyler. Köy Gazi ve Bacı’ların mukim olduğu bir merkezdir. Lakin köyün erkekleri gaza nedeniyle köyde değiller. Köy fakir yalnızlığında. Bizans’la savaşmanın yorgunluğunda. Köyün yaşlıları ve bacıları bu koca orduyu nasıl ağırlayacaklarını bilmez bir kaygıdadır. Köylüyü, bunca boğazı “nasıl ağırlayacakları endişesi” sarmış iken, sırtında yetim yavrusu Oruç’la Kırmızı Ebe diye bilinir Kırgız Ebe çıkagelir. Ona kırmızı yanaklarından ve başına bağladığı kırmızı örtüden dolayı Kırmızı Ebe derler. Elinde bir helke (bakraç) ayran, kime yetecektir? Oruç’un babası, Ebe’nin yiğidi bir seferde şehid düştükten beri, ana, “olmak” eylemindedir. Bilenmiş bir zikirle terennüm eylemektedir.

Kırmızı Ebe, Oruç’una, babasının yol kardeşlerini göstermek arzusuyla gelir, gazilere bir nebze soğuk ayran ikram edecektir. Küçük bir taş oluğa bir bakraç ayranı döker. Gaziler sırayla gelip hem içerler hem de kırbaları doldururlar. Bir bakraç ayran koca orduya yeter. Gazilerle Kırmızı Ebe arasında şu konuşma geçer: “Doldurun gazilerim, -Doldur ana, -Doldurun yavrularım”. Askerler içerler, kırbaları dolar. Kırmızı Ebe devamla: “Doldurun gazilerim” - “Ana dolu”. İhtiyar ananın ayran döktüğü oluğu hep dolu gören askerler “ANA DOLU” diyerek, maneviyata teslim bir ruhla Ağustos sıcağında ilahi nusret esintisine gark olurlar. İşte o günden sonra bu topraklara “ANADOLU” denilmiştir.

15050

Yetim Oruç Gazi!

Sultan, “Dile benden ne dilersen Ebe” diyerek durumun fevkaladeliğine dair sessizliği bozar. Ebe, “Sağlığını dilerim Sultanım, Allah sizi başımızdan eksik etmesin” karşılığı verir. Keykubat teklifinde ısrarlıdır. Bu ısrar karşısında Kırmızı Ebe şöyle der: “Sultanım! Şu kucağımdaki yetim yavrum Oruç için biraz yiyecek ve büyüdüğünde babası gibi kâfire karşı gaza yapması için ona hayır duanızı dilerim”. Bunun üzerine Sultan; -Bu topraklar sana ve oğluna yurtluk ve ocaklık ola; buraya atlılar (vergi tahsildarları) uğramaya” diye ferman buyurup bir berat verir. Taşlı Şeyhler köyü Oruç Gazi’ye vakfedilir. Oruç Gazi de XIII.yüzyılda Anadolu’nun İslamlaşması için 90 yaşına kadar gaza yapar ve sonunda şehit düşer. Cenazesi getirilip köyün alt başındaki mezarlığa defnedilir. Kırmızı Ebe’nin türbesi de köyün üst başındadır.

Akdoğan köyüne hoşgeldiniz.

Anadolu'ya ruhu veren analardır

Anadolu adı nereden gelirse gelsin, Anadolu ruhu analardan geliyor. Maneviyatlı, bereketli, verimkâr kadınlardan. Bunun için Konfüçyüs, “bana yeni bir kadın verin, size yeni bir toplum vereyim” dememiş miydi? Medeniyet “olmak yürüyüşündeki insanın imanından” başlıyor. Bir kadın, tarihi ve zamanı değiştiriyor. Medeniyeti ateşleyen ruh hamlesi, basit bir hadise, tesadüf, “Godot’ u bekleyiş” değildir. Maneviyatın insan/ toprak/ zaman ile giriştiği muazzam bir terkibidir. Olmak iradesi, hazcılığın esaretinden kurtulmamış nesillerin “olmak” ihtimali bulunmamaktadır. O halde, Osmanlıyı yıkan, o azîm toprakları Batı’ya müstemleke kılan, medeniyetsizlik olmamıştı. Ne demişti Malik b. Nebi: “Müstemleke haline getirebilmek için, müstemleke haline gelmeye lâyık olmak lazımdır”.

Anadolu, toprağa ruhuyla basan, zamanı Peygamber terennümleriyle işleyen mistiklerin eseridir.

Sen de mazine yaklaş dostum! Yaşadığın ayeti kıraat eyle. Tohumunu ek ve bekle. Şafak esintilerinde sesi gidecek çok uzaklara. Kökleri derunundan kavrayacak toprağı, dalları semada uzandıkça uzanacak. Dualarınla büyüyecek bir çınarın... Tohumu ol... Anadolu’da...

Kırmızı Ebe Türbesi

 

 

Lütfi Bergen değişen tarihe inat etti

Güncelleme Tarihi: 21 Mayıs 2010, 21:57
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
mehmethd
mehmethd - 8 yıl Önce

yaklaşmak istemiyorum!

"batı'da cinnet bile estetik."
-cemil meriç.

selim
selim - 8 yıl Önce

tarih kaçakları vatan kaçaklarıdır. vatansızlar tairhsizlerdir. maziye dönmek kendine dönmektir, dönmemek cinnet.

banner8

banner19

banner20