banner17

Rol Modelleriyle Şehirlerin Ruhu: Malatya

İyi ve kaliteli bir organizasyonla, hemen olmasa bile beş-on sene içerisinde, tüm dünyada Fethi Gemuhluoğlu ile anılan bir Malatya, M. Said Çekmegil ile anılan bir Malatya çok uzak değil, buna inanıyoruz. Şakir Gönülce yazdı..

Rol Modelleriyle Şehirlerin Ruhu: Malatya

Malatya, tarihi süreçte sınırları içinde yaşamış olan rol modelleri, onların geriye bıraktığı eserleri, hem de topyekün oluşturduğu hava ile medeniyetimizin örnek şehirlerinden biri olma özelliğini taşıyor. Şakir Gönülce'nin kaleminden Malatya'yı anlatarak, Malatya'ta doğmuş-yaşamış büyük isimleri tekrar gündeme taşıyarak, kültürel anlamda markalaşmış bir Malatya görme hayalimize tüm okurlarımızı ortak ediyoruz. İyi ve kaliteli bir organizasyonla, hemen olmasa bile beş-on sene içerisinde, tüm dünyada Niyazi-i Mısri ile anılan bir Malatya, M. Said Çekmegil ile anılan bir Malatya çok uzak değil, buna inanıyoruz. İnşallah önümüzdeki dönemde farklı şehirlerimiz için de bu tip çalışmaları sizlere sunabilmeyi hedeflemekteyiz. Bu yazıların gerekçesi için tıklayınız: http://www.dunyabizim.com/sehirlerin-ruhu/18603/dunya-bizim-marka-sehirler-uzerine-dusunmeye-davet-ediyor  (Dünya Bizim)

Malatya Malatya bulunmaz eşin/ Gönülleri coşturur ayla güneşin/ Aman aman aman Kernekli misin/ Kernek'e de gelmeye yeminli misin”

Malatya ile ilgili bir habere Malatya türküsüyle başlamak kadar doğal bir şey olamaz sanırım. Bu satırları okurken umarım bu türkünün melodisini hatırlıyor ve hafiften mırıldanıyorsunuzdur. Sizler bu türkünün melodisini mırıldanırken, “Malatya deyince ilk akla gelen nedir?” diye bir soru yöneltsem, şüphesiz çoğunuzun aklına ya kayısı gelecek ya da 8. Cumhurbaşkanımız Turgut Özal. Ama Malatya'nın ünü ve ünlüleri inanın bunlarla sınırlı değil. Özellikle yetiştirdiği çok önemli şahsiyetler ile ön plana çıkıyor Malatya. İşte burada birkaç ismi tanıtmak istiyorum sizlere.

Doğu Anadolu bölgesinde yer alan Malatya yakın bir zamanda “Büyükşehir” statüsünden iki merkez ilçeye ayrıldı: Yeşilyurt ve Battalgazi. İlçeler isimleriyle kendini ele veriyor zaten. Yeşilyurt özellikle kiraz bahçeleriyle Malatya'nın oldukça serin ve gözde mesire yerlerinden. Eski Malatya yani Battalgazi ise her karışında adeta tarih fışkıran bir açık hava müzesi. Selçuklulardan kalma Ulu Cami, Kanlı Kümbet, Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı tarihi eserlerden sadece birkaçı.

Tarihi eski çağlara kadar dayanan bu ilçe adını Seyyit Battal Gazi'den alır. Battal Gazi 690-695 yılları arasında Eski Malatya'da doğmuş, Anadolu'nun İslamlaşmasına büyük katkılarda bulunmuş, adına destanlar, romanlar yazılmış, bilge ve kahraman bir kişiliktir.

Malatya'nın marka bir şehir olabilmesi için çok şeye sahip olduğunu, eksik olan tek şeyin bizlerin ilgisizliği olduğunu da belirtmek istiyorum. Eğer birileri bu işi dert edinir de ortaya çıkarlarsa çok kısa bir sürede mesafe alacaklarına can u gönülden inanıyorum. Niyazî-i Mısrî ve Said Çekmegil gibi isimlerle ile anılan bir Malatya neden olmasın?

Malatya'yı anlatmaya Malatya türküsüyle başladık, Malatya türküsüyle devam edip o simfe isimlere geçelim: “Malatya'yı baştan başa çiçek bürümüş/ Malatya'nın gençleri almış yürümüş/ Aman aman aman Kernek'li misin/ Kernek'e de gelmeye yeminli misin

Niyazî-i Mısrî (1618-1693):

Asıl adı Mehmet olup, 1618'de Malatya'nın şimdiki adı Soğanlı köyü olan İşpozi kasabasında dünyaya gelmiştir. Babası, yöresinin önde gelenlerinden Nakşbendiyye tarikatı mensubu Soğancızâde Ali Çelebi'dir. Niyâzî ve Mısrî ise mahlaslarıdır. Mısrî mahlası ise tahsilini Mısır'da yaptığından dolayıdır. Çeşitli medreselerde eğitim görmüş ve farklı yerlerde tasavvuf bilgisini geliştirmiştir. 1655 yılında Halveti şeyhi Sinan-ı Ümmi'den hilafet alarak irşada mezun kılınmış, memleketin pek çok yerinde vaazlar vererek halkı irşad etmeye çalışmıştır. Şöhreti her yana yayılan Niyazî Mısrî, ordunun maneviyâtını yükseltmek için Sultan IV. Mehmet tarafından Lehistan seferine götürülür. Hakkında ileri sürülen iftiralardan sonra Limni adasına sürülür ve burada onbeş yıl çileli bir hayat yaşar. Ölümünden bir yıl kadar önce affedilir ve Bursa’ya döner. Fakat Bursa Kadısı'nın şikayeti üzerine tekrar Limni’ye gönderilir ve burada vefat eder.

Türkçe ve Arapça manzum ve mensur on ciltten fazla eseri bulunmaktadır. Aruz ölçüsü ile yazdığı şiirlerinde genellikle Nesimî ve Fuzulî’nin, heceyle yazdığı şiirlerinde ise Yunus Emre’nin etkisinde kaldığı görülür. Divanı’nın yanı sıra, “Risaletü’t-Tevhid, Şerh-i Esma-i Hüsnâ, Sûre-i Yusuf Tefsiri, Şerh-i Nutk-ı Yunus Emre, Risale-i Eşrât-ı Saat, Tahir-nâme, Fatihâ Tefsiri, Sûre-i Nûr Tefsiri” eserlerinden bazılarıdır.

Cemâl el-Malatî (1325?-1400):

Hanefî fakihi. Tam adı Ebü'l-Mehâsin Cemâlüddîn Yûsuf b. Mûsâ b. Muhammed el-Malatî el-Halebî’dir. Aslen Harputlu olup 1325(?) yılında Malatya'da doğdu. Küçük yaşta Kur'ân-ı Kerîm'i ve bazı temel metinleri ezberledi. Tahsiline daha sonra yerleştiği Halep'te devam etti. Ardından Mısır'a giderek Kıvâmüddin el-İtkânî, Alâeddin et-Türkmânî, İbn Hişâm en-Nahvî, İzzeddin İbn Cemâa ve Hafız Moğoltay b. Kılıç'tan dersler aldı. Öğrenimini tamamladıktan sonra Halep'e dönerek ders ve fetva vermeye başladı. Emîr Tağrîberdî tarafından Halep'te yaptırılan camide ders okutmakla görevlendirildi.

Daha sonra Sultan Berkuk tarafından davet edilerek Mısır Hanefî kadılığına getirildi. Ay nı zamanda Sarkıtmışiyye Medresesi'nde de ders verdi. Malatî Hanefî olmasına rağmen Zemahşerî’nin el-Keşşaf’ını okutur, çeşitli mezheplere mensup talebelere kendi fıkıhlarını öğretirdi. Bedreddin el-Aynî başta olmak üzere birçok talebe yetiştirdi. 803'te Kahire'de vefat etti.

M. Sedat Çetintaş (1889-1965):

Sanayi-i Nefise Mektebi mezunu ilk mimarlardandır. Cumhuriyet döneminin ilk restoratör mimarları olan Ali Saim Ülgen, Sedat Hakkı Eldem ve Albert-Louis Gabriel arasında adı geçmekte olan Sedat Çetintaş, Türk mimarlığının yetiştirdiği önemli bir meslek kimliğine sahiptir. Meslek yaşamı içerisinde çeşitli projelere imza atmasına karşın, esas çalışma alanı Osmanlı dönemi yapılarının araştırılması ve Türkiye'deki mimari mirasın korunması üzerinedir. Çetintaş'a haklı bir ün sağlayan bu alanda gerçekleştirmiş olduğu rölöve çalışmalarıdır.

Eski Eserleri ve Anıtları Koruma Heyeti'nin kurulmasında etkin bir rol oynamıştır. Çetintaş'ın rölöveleri son derece güvenilir ve doğru yapılmış çalışmalar olarak günümüzde hala kaynak eser niteliğini korumaktadırlar.

Osman Nuri Ergin (1883-1961):

Kültür tarihçisi. Malatya'nın İmrun köyünde dünyaya geldi. Köyünde çiftçilik yapan babası Ali Efendi, ticaret maksadıyla birçok yeri dolaştıktan sonra İstanbul'a yerleşerek bir kahvehane açmıştı. Dokuz yaşına kadar köyünden dışarı çıkmayan Osman, babasının isteği üzerine 1892'de İstanbul'a geldi. Zeyrek Rüşdiyesi'nde okurken hocası Osman Nuri Efendi kendisine Nuri mahlasını verdi. Numûne-i Mekteb-i Osmânî ve Mahmudiye rüşdiyelerine devam eden Osman Nuri, babasının işlettiği kahvehanede olumsuz şartlar içinde ders çalışmak zorunda kalması yüzünden, Dârüşşafaka mezunlarından sosyolog Mehmed İzzet Bey'in yardımıyla rüşdiyeden ayrılarak Dârüşşafaka'ya girdi. Buradan mezun olduğu yıl İstanbul Şehremâneti'nde memuriyete başladı. 1901-1904 yılları arasında arkadaşı Ebül'ulâ Mardin ile birlikte medrese derslerine devam etti. 1904'te girdiği İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesini birincilikle bitirdi. Bu yıllarda ayrıca Abdülaziz Mecdi (Tolun), Şehbenderzâde Ahmed Hilmi, Babanzâde Ahmed Naim, Muallim Cevdet (İnançalp), Elmalılı M. Hamdi (Yazır), Ahmet Avni (Konuk), İsmail Fennî (Ertuğrul), Mehmed Akif (Ersoy). İsmail Hakkı (İzmirli), M. Şerefettin (Yaltkaya) gibi tanınmış kişilerin soh betlerine devam etti.

İstanbul Şehremâneti'nin çeşitli kısım larında başkâtiplik, mümeyyizlik ve şu be müdürlüklerinde bulunan Osman Nuri, II. Meşrutiyet'in ilânından sonra be lediye memurları arasında açılan imtihanı kazanarak Müessesât-ı Hayriyye-i Sıhhiyye İdaresi umumi kâtipliğine ta yin edildi. Bu görevi sırasında belediye hizmet ve faaliyetlerini yakından incele me imkânı buldu. Bu kurum lağvedilince (1912) görevi merkez emanete kaydırıldı ve burada emanet muamelelerini takibe başladı. Bu görevini sürdürürken İstanbul Şehremaneti arşivinin kurulma sını gerçekleştirdi. Belediye arşivindeki çalışmaları sonucunda o güne kadar gizli kalmış birçok evrak ve belgeyi gün ışığına çıkardı. Bu çalışmaları ona daha sonraki yıllarda kazanacağı şehir ve belediye tarihçisi kimliği için sağlıklı bir zemin hazırlamış oldu. 1927'de ilk nüfus sayımına karar verildiğinde İstanbul sokaklarına isim vermekle görevlendirildi. 1928'de İstanbul Şehremaneti Mecmuası'nı çıkarmaya başladı. Belediyeden ayrılıp vilâyete geçince ye kadar bu derginin yöneticiliğini yaptı. Şehremânetindeki son görevi belediye mektupçuluğudur. İstanbul vilâyet mektupçuluğu görevini sürdürürken 1946'da yaş haddinden emekliye ayrıldı.

Fethi Gemuhluoğlu (1922-1977):

Malatya-Arapgir asıllı olarak İstanbul-Göztepe'de dünyaya gelen bu güzel insanın çocukluğu ve gençliği son Osmanlı aydınlarının yaşadığı Erenköy ve Göztepe'de geçer. Yetişmesinde, Osmanlıca'ya hakim olması ve derin bir tarih bilgisine sahip olması önemli bir yer tutar. Tasavvuf kültürü, sanat ve edebiyatcı kişiliğinde ise ailesi ve yaşadığı çevrenin büyük etkisi vardır. Haydarpaşa lisesini bitirdikten sonra İstanbul Hukuk Fakültesini bitiren Gemuhluoğlu İstanbul'da ve Anadolu'nun çeşitli yerlerinde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapar. İstanbul Spor ve Sergi Sarayı Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü, Türkiye Odalar Birliği Basın Müşavirliği görevlerinde bulunur. Son olarak kuruluşunu yaptığı Türk Petrol Vakfı'nın Genel Sekreterliğini yapar.

Bulunduğu bütün bu görevlerde Batılılaşmanın Türk toplumuna getirdiği tahribatın onarılması için çabalar. “Yabancılaşma yurdumuzda sanat ile başladı, o zaman sanat ile ayağa kalkacağız” diyerek herkesin bir sanat dalıyla ilgilenmesi gerektiğini düşünür. “Kalan son paranızla simit alıp karnınızı doyurmayın, o parayla bir film ya da tiyatro seyredin” sözü bu konudaki düşüncelerini en iyi ifade eden cümle olarak dikkati çeker.

Fethi Gemuhluoğlu'nun en büyük ideali hiç kuşkusuz “Medeniyetimizin yeniden inşası” dır. Bu topraklarda İslami medeniyetin yeniden uyanması için topyekün kalkınmanın gerekliliğine inanmış, kendi gibi düşünmeyen insanlarda bile hayra dönük bir yön aramış ve onları bu yönleriyle değerlendirmiştir.

Malatya ilim havzasında meşhur üç Said vardır. M. Said Çekmegil, M. Said Ertürk ve Said Özköse... Genç yaşta vefat eden Said Özköse hakkında fazla bir bilgi yok. Onun hakkında da araştırmacılar yayın yapmalı diyerek diğer iki Said bilgi verelim.

Mehmet Said Çekmegil (1926-2004):

1926 yılında Malatya'da doğdu. Asıl mesleği terzilik olan Çekmegil Anadolu'da tasavvuf karşıtı bir akım olarak bilinen Malatya Hareketi'nin lideri kabul edilir. İlkokul mezunu olmasına rağmen 37 kitap yazmış, adına bir çok kitap yazılmıştır. Bunlardan bir tanesi de Metin Önal Mengüşoğlu'nun kaleme aldığı “Bilge Terzi” adlı kitaptır. Bugün ülkemizde dindar diye tabir edebilecemiz birçok önemli şahsiyetin yetişmesinde önemli bir paya sahiptir.

M. Said Çekmegil'i ne kadar tanıyoruz ya da ne kadar anlıyoruz tartışılsa da Malatya'nın marka bir şehir olma noktasında önemli bir şahsiyet olduğunu düşünüyorum. Sadece Malatya için değil ülkemiz ve İslam dünyası adına Çekmegil yeniden hatırlanmalı ve hak ettiği ilgiyi görmelidir. Çekmegil'in şahsiyeti hakkında kendimize şu soruyu sormamızın yeterli olacaktır. İlkokul mezunu olupta 37 muhteşem eser bırakan, adına kitaplar yazılan kaç insan tanıyoruz? Eğer Malatya marka bir şehir olmak istiyorsa M. Said Çekmegil'den fazlasına ihtiyacı yoktur.

Mehmet Said Ertürk:

Aslen Elazığ ili, Palu ilçesinin Büyükçaltı köyündendir. Buradan Urfa'ya göç etmek zorunda kalan bir ailenin en büyük çocuğu olarak Urfa'da dünyaya gelmiştir. Çocukluğu Urfa'da geçmiştir. Bu ilde, dokuma tezgahlarında çalıştığı dönemlerde İslami ilimlere yönelir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki çeşitli medreselerde, yaklaşık on bir yıl eğitim görmüştür. Bu medreselerdeki eğitimini bitirdikten sonra, 1982 yılında re'sen emekli edilinceye kadar, çeşitli camilerde imamlık yapmıştır.

1956 yılında Malatya'ya yerleşen Said Ertürk, bu ilde bir çok camide imamlık vazifesini yerine getirir. Sadece camideki göreviyle sınırlı kalmaz Said Hoca, ilim öğrenmek isteyen herkese kapılarını açar. İki göz lojmanı hem ailesi için bir barınma yeri, hem de öğrencileri için bir medrese olmuştur. Gelen öğrencilerin hem türlü ihtiyacını karşılamaya çalışmış, hem de bir çok ilmi öğretmeye çalışmıştır.

1951 yılında Malatya'ya müftü olarak atanan İsmail Hatip Erzen, görevde kaldığı yaklaşık on yıllık süre zarfında Malatya ilim havzasını oluşturmuş, meşhur iki Said'i yanına alarak ilim adamlarını bir araya getirmiştir. Ondan sonra Mehmet Said Çekmegil ve Mehmet Said Ertürk bu havzanın öncüleri olmuştur. Tam 35 yıl süren bu havzadaki hayatı, Said Ertürk'ün ilmi ve fikri dünyasını şekillendirmiş ve çevresindeki birçok insanı etkilemiştir.

Malatya Fikir Kulübü olarak bilinen bu havza, o dönem Malatya'da esnafların dükkanlarını adeta medreseye çevirmiş, bu dükkanlarda İslami düşünce üzerine hem ders halkaları oluşturulmuş, hem de hararetli tartışmalar yaşanmıştır. Malatya Fikir Kulübü, bugün günümüzde İslami bir düşünceye sahip olan insanların bir çoğunu doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemiştir.



Şakir Gönülce yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Ağustos 2016, 14:52
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20