banner17

Rabıtanın en unutulmazını orada yaptım

Serhend’de İmam Rabbani hazretlerinin kabrini ziyaret ettik. Daha sonra dünyanın en kirli başkentini, Delhi’yi gördük ve şimdi Rajastan turundayız..

Rabıtanın en unutulmazını orada yaptım

 

Hindistan ile Pakistan arasındaki çekişme herkes tarafından bilinir. İki ülke birbirlerine nispet ve gövde gösterisi yapmak için her şeyi yapıyor. Pakistan’ın, İran tarafında sınır kapısı dahi yokken, Hindistan tarafında Lahor’un hiçbir yerinde görmediğimiz modernlikte bir binası var, aynı şey Hindistan için de geçerliydi. Fakat çok daha ilgi çekici bir şey vardı, o da her akşam yapılan sınır kapama töreni.

İki tarafın en pos bıyıklı, en iri askerleri birbirlerine doğru koca adımlar atarken, tıpkı bir futbol maçı izler gibi tezahürat yapan insanlar tribünleri doldurmuştu. Hindistan tarafı “Barek Mataki Hindustan (çok yaşa Hindistan)” diye bağırırken, Pakistan tarafından “la ilahe illallah” nidaları yükseliyordu. İzlenmeye değer bir törendi ama Wagha Border törenini izlerken terleyerek kaybettiğimiz su ile bir köy suya kanardı

İnsanlar inandıkları dine göre yargılanabiliyor ve yaşayabiliyorlar

Burada Hindistan’ın idari yapısından kısaca bahsetmeliyim. Hindistan Federal Cumhuriyeti kendi içinde 28 eyalet ve 7 birleşik bölgeden oluşuyor. Her bölge kendi içinde farklı hukuk kurallarına sahip olabiliyor. Hindistan’da farklı dinler bir arada yaşıyor; Hindular ve Müslümanlar büyük çoğunluğu oluşturmakla birlikte Sihler, Budistler, Jainiler ve Hıristiyanlar da belli bir yüzdenin üzerinde nüfusa sahip. İnsanlar inandıkları dine göre yargılanabiliyor ve yaşayabiliyorlar. Yolda yürürken inançlarına göre farklı giyinen insanları bir arada görmek sıradan bir şey.

Hindistan’ın Pakistan’a en yakın bölgesi Pencap’tır ve Pencap’ın en büyük şehri, aynı zamanda Sihlerin kutsal şehri olarak bilinen Amritsar’dır. Amritsar nüfusunun büyük çoğunluğunu Sihler oluşturuyor. Onları tanımak çok kolay. Bir sih erkeği saçlarını ve sakallarını hiç kesmez ve kafasında türban denilen sarığı taşır, aynı zamanda bir tarağı ve küçük bir kılıcı da yanından eksik etmez. İlk bakışta size çok farklı da görünse aralarında yaşamaya başladığınızda alışıyorsunuz. Sihler asla yalan söylemezler. Sihlerin tarihçelerine baktığımızda Hinduizm ile İslam’ın birbirine harmanlanmasıyla oluşturulan bir felsefî akım olarak karşımıza çıkıyor.Hindistan

Amritsar sokaklarında yürürken geziye çıkmaya karar verdiğimizden beri bize bahsedilen inekleri sokaklarda başıboş dolaşırken gördük. Yollar kirliydi, gün içinde belli aralıklarla yağan yağmur kaldırımdaki çöpleri sürüklüyordu. Amritsar’a geldiğimizde aklımızdaki tek düşünce Sihlerin meşhur altın tapınağını görebilmekti. Bin dokuz yüz seksen dört yılındaki büyük ayaklanmada sih tetöristler burayı zapt etmiş, dönemin Hindistan başkanının emri ile silahlı çatışmaya girilmiş ve hepsi öldürülmüştü. Eğer Amritsar’a gelirseniz bu tapınakta misafir olarak kalabilirsiniz.

Budistlerin yeni yurdu

Aklımızda hiç olmamasına rağmen altın tapınakta tanıştığımız birkaç gezgin arkadaşa katılıp kuzeye yol aldık. Yedi saatlik bir yolculuktan sonra düşündüğümüzün çok ötesinde farklı bir şehre ulaştık. Kıvrım kıvrım geçtik dağların arasından ve uçurum kenarlarından bir tavşan atikliğiyle ilerledik, sonunda Mcleod Ganj’a ulaştık. Muson yağmurlarından ıslanmış, yüksek dağların eteklerinde kurulmuş, Hindistan’ın diğer şehirlerine göre nüfusu az olan bir şehir burası. Tibet’te yaşanan soykırımdan kaçan çekik gözlü Tibetli Budistlerin yaşadığı Mcleod Ganj’ın belki de en önemli konuğu Dalay Lama’dır. Budistlerin dünya üzerindeki lideri, Nobel barış ödülünü almaya layık görülen düşüncesiyle Budistleri Tibet’ten çıkarmış ve bu şehre yerleştirmiştir.

Mcleod Ganj’da sokaktaki çöpleri karıştıran maymunları gördük. Bir sabah uyandığınızda pencere camınızda küçük bir maymunu görmek pek ilginç gelmiyor. Aynı zamanda burada Tibetlilerin enfes mutfak kültürüyle de tanışmış olduk. Çok az miktarda para ödeyerek çok lezzetli yemekler yiyebiliyorduk. Özellikle Momo denen, bizim mantı benzeri yemek çok hoşumuza gitmişti.

Mcleod Ganj’dan sonra Manali’ye geçtik, Hippilerin yetmişlerde keşfettikleri uyuşturucu şehri. Günümüzde temiz doğası ve sıcak misafirperverliğiyle turist çekmeye çalışıyor. Manali’de patika yoldan gidilen dağın ortalarında bir ahşap evde konuk olduk. Manali, bizim için gezinin önemli noktalarından biriydi. İyi dinlenmeliydik, çünkü daha sonra hızlı bir yolculuk dönemi başlayacaktı. Beş gün boyunca bu doğal güzelliklere sahip şehirde kaldıktan sonra Delhi’ye gitmek üzere yola çıktık.

Geçen bir ay sonunda gezinin etkileri kendini göstermeye başlamıştı. Asla yaşanmayacağını düşündüğümüz internet, cep telefonu gibi araçlar olmadan da nasıl mutlu olunduğunu gördük. Birbirimize “dönüşte farklı olacak artık” dediğimiz günler başlamıştı.

Serhend’de İmam Rabbani hazretlerinin kabrini ziyaret ettik. Daha sonra dünyanın en kirli başkentini, Delhi’yi gördük ve şimdi Rajastan turundayız. Rajastan Hindistan’ın en çok turist ağırlayan eyaleti. Biz şu anda Jaisalmer isimli sarı şehirdeyiz. Çölün ortasında, çöl kumundan inşa edilmiş göz kamaştırıcı güzellikte bir şehir. Çölde deveye bindik ve ardından parmaklarımızın arasından akıp giden kumların üzerine oturarak güneşin batışını izledik.

Tac Mahal

Gece erkenden yatağa girip uyumaya çalışsam da olmamıştı ama güneş doğmadan ayaktaydım. Dördümüzde aynı heyecanı paylaşıyoruz biliyorum ve geç kalmamak için acele ediyoruz. Kapıdaki görevli üzerimizdeki bütün metalleri aldı. Kırmızı mermerli yoldan yürüyerek kocaman bir kapının önüne geldik. Artık vakit gelmişti. Derin bir nefes alıp güneşin doğuşunda onu görebilmek için yürüdük ve masal dünyasına geçiş yaptık. Arafta geçen bir ömrün kırılma noktası, sözsüz bir bestenin en ince notası veya anlamı aşkın. Kelimelerin, manalarını bırakıp aşkı kuşandığı yapı burası, burası Tac Mahal

Tac Mahal

İklimler değişse, yıllar geçse, insanlar ölüp yerlerine yenileri doğsa bahar yine gelecek ve Tac Mahal o zamanda aşkın anlamını bu dünya üzerine kazıyan bir imza olarak ihtişamıyla bizi büyüleyecek.

O kadar çok şey yazılabilir ki şimdi sırtımı Tac Mahal’in etrafını saran dört minareden birine dayamış otururken. Karşımda duran bu beyaz yapının her taşını tek tek anlatabilirim fakat düşünüyorum, kullanacağım kelimeler ruh halimi size ne kadar yansıtabilir diye? Şu nehrin verdiği serinlik hissini, şu soğan kubbenin içime kattığı huzuru hangi kelimelerle anlatayım. En iyisi susmak ve bu anın tadını çıkarmak. Etrafımdaki kalabalığı yok sayıp bir tek varı düşünerek rabıtanın en unutulmazını yapmak… (agra, Tac mahal)

Tac Mahal’i yaptıran hükümdar Şah Cihan’dır. Daha tahta geçmeden âşık olup evlendiği eşi Mümtaz Sultan’ın evliliklerinin on yedinci yılında on dördüncü çocuğunu doğururken ölmesi üzerine bir gecede bütün saçları beyazlayan hükümdarın aldığı karar doğrultusunda yaptırılmıştır. Mimarı ise, aynı zamanda Mimar Sinan’ın öğrencisi olan Şirazlı Mehmet İsa Efendi’dir. Yapımı yirmi iki yıl sürmüştür.

Tac Mahal, bir devletin çöküşüne sebep olmuştur. Yapımı için devletin bütün imkânlarının seferber edilmesiyle ülke malî yönden çok zayıflamış ve Şah Cihan’ın oğlu Evrengzib, babasını, aklî dengesini yitirdiği gerekçesiyle tahttan indirmiştir. Ömrünün son yedi yılını Tac Mahal’in arkasındaki Yamuna nehrinin diğer kıyısındaki bir kuleden Tac’ı izleyerek geçirmiştir.

Eğer Şah Cihan düşüncelerini gerçekleştirebilmiş olsaydı, çok büyük bir hayali vardı. Tac Mahal’in tam karşısına simsiyah bir Tac Mahal daha yapmak ve iki yapıyı gümüş bir köprü ile birleştirmek… Düşünün, hayal edin, bu hayal gerçekleştirilmiş olsaydı…

 

Adem Dönmez gitti gördü yazdı

Güncelleme Tarihi: 18 Temmuz 2012, 12:45
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hilal
Hilal - 1 yıl Önce

Yazınıza ruhunuzdan kattığınız için teşekkürler. Bu dört arkadaşı kıskandık.

banner8

banner19

banner20