Peygamberler şehri Diyarbakır

Diyarbakır büyük ve kadim bir şehir. Her bir ilçesi ayrı bir yazı hatta kitap olacak kadar zenginliğe sahip. Diyarbakır’daki tarihi yapılarda Mervani, Emevi, Abbasi, Selçuklu, Eyyubi, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemi izlerini görmek mümkün. Faruk Azmi Alpsoy yazdı.

Peygamberler şehri Diyarbakır

Yaklaşık altı gün sürecek bir yolculuğumun ilk durağı Peygamberler şehri Diyarbakır oldu. Akşam 22.00 sıralarında Hatay’dan Diyarbakır’a doğru otobüsle yola çıktım. Yolculuğumuz Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa istikametinden ilerledi. Çok önemli, yani hayat-memat meselesi yoksa seyahatlerimde genellikle karayolunu tercih ederim. Zira gideceğim yol güzergâhında türlü güzelliklerle karşılaşır, tanışırım. Bunun bazı dezavantajları da yok değil. Mesela yaz aylarında, havalar çok sıcak olduğunda, özellikle gündüz yolculuğunda epey zorlanırız. Olsun, her nimetin bir külfeti vardır. Güzellikleri keşfetmek için biraz sıcağa katlanmaya değer. Bahse konu güzergâh boyunu takip ederek akşam ezanı okunurken Şanlıurfa tarafından Diyarbakır’a giriş yaptık. Şehrin girişinde yer alan tabelaya göre Diyarbakır'ın nüfusu bir milyon kırk yedi bin, rakımı ise altı yüz yetmiştir. Otogar civarı gayet sakin, ortalıkta pek fazla yolcu gözükmüyor. Otobüsler de seyrek. Otogarın hemen yanı başında yükselen dört minareli caminin inşa süreci devam ediyor. 

Diyarbakır büyük ve kadim bir şehir. Her bir ilçesi ayrı bir yazı hatta kitap olacak kadar zenginliğe sahip. Biz muhtelif zamanlarda (2012, 2015, 2016, 2018, 2019) yaptığımız ziyaretlerden hatırımızda kalanları paylaşmaya çalışıyoruz. Büyük Otogarda, Dağ Kapı minibüsüne bindik. Yaklaşık 20 dakika sonra Dağ Kapı'da surlarda indik. Dağ Kapı akşam saatlerinde epey kalabalık oluyor. Herkeste bir telaş var. Sokaklarda etrafa yayılan pişmiş et kokusunu hemen hissedersiniz. Öyle ki dumandan göz gözü görmez olur burada. Nebi Camii istikametine doğru yürümeye başladık. Sokaklar oldukça hareketli. Akşam namazını Nebi Camii’nde eda ediyoruz. Cami civarı şehrin en kalabalık yerlerindendir. Hava sıcaklığından olsa gerek camide istirahat eden pek çok insanla karşılaşıyoruz.

Cami önünde onlarca ayakkabı boyacısı var. Herkes ekmeğinin derdinde. Dağ Kapı civarında 1970’den beri hizmet veren bir ciğercide ciğer yedik. Usta ciğeri hemen yanı başınızda pişirir ve ikram eder. Tabii ciğeri çıtır ve sıcak olunca tadı daha da ayrı bir güzelleşiyor. Bu coğrafyada ciğer yemek bir hayat tarzı. Diyarbakır'da sabah erken saatlerde, kahvaltı yerine ciğer yiyen insanları görürseniz sakın şaşırmayın. Usta ocağın başında ekmeği özenle yağlar. Sonrasında et isotlanıp pişirildikten sonra, küçük dürümler halinde size ikram edilir. İki kişilik menüye yaklaşık 50 lira hesap ödüyoruz. Bu fiyata böyle bir lezzeti başka bir diyarda bulamazsınız.

Akkoyunlu dönemi eseri Nebi Camii

Nebi Camii, Akkoyunlu dönemi eseridir. 15. yüzyılda inşa edilmiş. Minare kitabelerinde Hz. Muhammed’den (s.a.v.) bahsedildiği için bu isim ile anılır. Cami, miladi olarak 1530 yılında Hüseyin isimli bir kasap tarafından yaptırılmıştır. Nebi Camii buraya gezmeye gelenlerin ilgi gösterdiği en önemli yapıdır. Vakit namazlarında cemaati hayli kalabalık. Caminin batısında sandukalı mezar taşları, güneyinde ise önemli kişilere ait mezar yapısı var. Caminin güney cephesindeki duvarlarda yazı kuşaklarına yer verilmiş. Dağ Kapıda Saad Bin Ebi Vakkas hazretlerine ait makam kabir bulunur. Önünden geçerken Fatiha okuyoruz. 639 yılında şehadete ermiştir. Akşam surların dibinde bir demlik çay içiyoruz. Daha sonra bir arkadaşımızın evine doğru geçiyoruz.

Sabah gün aydınlanınca evin penceresinden şehri temaşa ediyoruz. Yedi kat merdivenleri tırmanırken biraz söylendim lakin bu yükseklikten şehir iyi görüntü veriyor. Eski ve yeni binaların farkı buradan açıkça gözüküyor. 10-15 katlı binalar arasında bir iki katlı kerpiç evler hemen göze çarpar.  Evlerin bazılarının damında yatan insanlar var. Kimi damlarda ise çamaşır kurutmak için ip asılmış. Damlarda gözümüze çarpan televizyon antenleri, çanaklar… Hakikaten görüntü berbat. Evlerin arasında tek tük ağaç gözüküyor. Sabah tekrar minibüsüne biniyoruz. İstikametimiz yine Nebi Camii oldu. Cami öğle namazında da çok kalabalık. Namaza gelenlerin çoğunu genç yaştaki kişiler oluşturuyor. Bu gayet sevindirici bir durum. Cami çıkışında meyan şerbeti satan 60 yaşlarında bir amca görüyoruz. Birer bardak içiyoruz. Bu içecek mideye çok iyi geliyor. Hatay, Şanlıurfa, Gaziantep’te satılan meyan şerbetinin Diyarbakır’da da satıldığını görüyoruz.

Dillere destan Diyarbakır surları

Diyarbakır şehri Dicle ve Fırat ırmakları arasında kurulmuş kadim bir şehirdir. Her bir karış toprağı tarihten bir parça, bir iz taşır. Sur ilçesine geldiğinizde sizi ilk olarak ilçeye ismini de veren heybetli surlar karşılar. Şehrin tarihi MÖ 7000’li yıllara kadar gider. Diyarbakır’ı 1046 yılında ziyaret eden İranlı Şair Nasır-ı Hüsrev: “Ben dünyanın dört bucağında Arap, Acem, Hint ve Türk memleketlerinde birçok şehirler ve kaleler gördüm. Fakat yeryüzünde hiçbir ülkede Amid (Diyarbakır) kentinin kalesine benzer bir kale ne gördüm ne de başka bir yerde bunun gibi bir kale gördüm diyeni duydum”  sözleriyle bu surların 1000 yıl öncesini bize haber vermektedir.

Nasır-ı Hüsrev, Diyarbakır’ın ikinci bir surla daha çevrelendiğini söylemiş olsa da bu surlar sadece eski fotoğraflarda kalmıştır. İç Kale de Diyarbakır’daki en eski yapılar vardır. Artuklu Sarayı, Hz. Süleyman Camii, Şehit 27 Sahabe Türbesi, Arslanlı Çeşme, Artuklu Kemeri buradaki tarihi yapılardandır. Bu bölgedeki Eski Adliye, Vakıflar, Defterdarlık, Cezaevi binaları da günümüzde müze olarak hizmet vermektedir. Günümüzde şehir, halk tarafından sur içi ve sur dışı olarak bilinir. Surların iç ve dış taraflarının tümü parklarla çevrilidir. Yaz aylarında şehrin en serin yeri sur duvarlarının dipleridir.

Evliya Çelebi’ye göre de “kız şehriˮ anlamına gelen “Diyar-ı Bakireˮ kelimesinden türetilmiştir.  Araplar kente iki ad vererek, “Kara-Hamid” ve surları ile yapılarının kara taşlarından dolayı “Amid-i Sevad” demişlerdir. Tarih boyunca sürekli olarak el değiştiren şehrin sur duvarları üzerinde yüzlerce kitabe vardır. Bölgeyi ele geçiren her devlet adeta mührünü surlar üzerini vurmuştur. Surlar üzerinde yazıların yanında, aslan, kartal gibi hayvan motifleriyle karşılaşmak da mümkün. Nasır-ı Hüsrev, Diyarbakır’ın ikinci bir surla daha çevrelendiğini yazmıştır. Kaynaklar, Nasır-ı Hüsrev’in bahsettiği ikinci surun Eyyubiler tarafından yıktırıldığını işaret ediyor. Şehrin kapıları geçen yüzyıllar da belli bir saatten sonra kapatılarak girişler kontrol altına alınmış.

Surlardan şehre açılan dört kapı

Diyarbakır surlarının dört ana kapısı var: Dağ Kapı, Urfa Kapı, Mardin Kapı ve Yeni Kapı. Surların uzunluğu yaklaşık 5200 metre. Buradaki surlar dünyadaki en görkemli duvar yapıları arasında gösterilir. Surların ve burçların kalınlığı 1,5-5.00 metre arasında, yükseklikleri ise 8 - 20 metre arasında değişmektedir. A. Gabriel dış surlar üzerinde 82, İç Kale’de ise 18 adet burç tespit etmiştir. Burçlar arasında; Dağ Kapı, Selçuklu Burcu, Ulu Beden Burcu, Yedi Kardeş Burcu, Nur Burcu, Keçi Burcu, Leblebi Kıran Burcu ve Fındık Burçları en bilinen burçlardır. Burçlar mimari form bakımından dairesel, dörtgen ve çokgen olmak üzere üç farklı tarzda inşa edilmiş. Genellikle üç veya dört katlı olarak planlanan bu kısımlar kiler, konaklama ve gözetleme maksadıyla kullanılmıştır.

Tarihi Diyarbakır surları 1932 yıllarında çeşitli sebeplerle yıkılmaya çalışılmıştır. Hadiseye şahit olan Fransız Arkeolog Albert Louis Gabriel fiili duruma müdahale etmiş, milli eğitim bakanlığına bir rapor yazarak surlardaki yıkımın durdurulması istemiştir. Yapılan girişimlerin sonucunda surların yıkımı durdurulmuştur. Albert Louis Gabriel, aynı hassasiyeti tarihi mezar taşlarına göstermemiştir. Diyarbakır Surları, 2015 yılında Unesco Dünya Kültür Mirası Listesine dâhil edilmiş olsa da aynı yıl başlayan sokak olaylarında çok fazla tahrip olmuştur. Geçmişte inşa edilen sur kapıları hala kullanılmaktadır.

Şehirde hatırı sayılır Osmanlı eseri mevcut

Bıyıklı Mehmet Paşa’nın gayretleriyle Diyarbakır Osmanlı topraklarına dâhil olmuştur. Osmanlı Devleti döneminde Diyarbakır’da hatırı sayılır miktarda cami-mescit inşa edilmiştir. Bu döneminde ilk olarak Fatih Paşa Camii inşa edilmiş. Caminin merkez kubbesi yanlarda dört küçük kubbe ile desteklenmiş. Selimiye Camii’ndeki kubbe mekân anlayışının gelişmesinde bu yapının etkisi olduğu söylenir. Fatih Paşa Camii’nin şafiler mescidi, hazire ve türbesi de vardır. Bu hazirede yaklaşık 7-8 civarı mezar taşı bulunur. Mezarlar, yöresel kahverengi taşlarla inşa edilmiş. Türbe kapalı olduğundan içeri giremedik. Diyarbakır’da Osmanlı Devleti döneminde mimari faaliyetlere hız verilmiş ve birçok cami, han, hamam, türbe, medrese inşa edilmiştir. En bilinen yapılar: Behram Paşa Camii, İskender Paşa Camii, Lala Paşa Camii, Hüsrev Paşa Camii, Ali Paşa Camii, Melik Ahmet Camii, Hasan Paşa Hanı, Deliler Hanı, Gümrük Hanıdır.  Osmanlı Devletinin önemli padişahlarından Kanuni de seferleri esnasında dört defa Diyarbakır’a uğramış ve şehirde konaklamıştır. IV Murat da sefer esnasında Diyarbakır’a uğrayıp, konaklayan padişahlar arasındadır.

Mardin Kapı taraflarında, surların üstüne çıkıp yürüyoruz. Surlara çıkış merdivenleri çok diktir.  İniş ve çıkışlarda dikkatli olmak lazım. Surların tepesinden aşağıya doğru bakınca manzara daha da güzelleşiyor. Hevsel Bahçeleri, 10 gözlü köprü, sur içindeki evler, aşağıdan fark edemediğimiz daha pek çok tarihi yapı buradan görülüyor. Yıllar önce surların üstünde çay ocakları vardı. Buralarda semaver çayı içerdik. Son üç gidişimde surların üstünde bu çaycıların olmadığını gördüm. Surların tepesinde yalnız değiliz. Bizim gibi surları gezmeye gelen pek çok insan var. Gelenler tehlikeli pozlar vererek fotoğraflar çektiriyor. Biz de manzarayı görünce bunlara dâhil oluyoruz. Burada güneş surların üzerinden bir başka güzel batar. Biraz daha dolaştıktan sonra surların üzerinden aşağı iniyoruz. Mardin Kapı tarafında surların bir kısmının yıkılmış olduğunu görüyoruz.

Müslümanların gözdesi Diyarbakır Ulu Camii

Urfa Kapı’dan Mardin Kapı’ya doğru gelirken surların dibinde inşa edilmiş yüzlerce ev görüyoruz. Bu evlerdeki hayatın çok doğal olduğunu müşahede ediyoruz. Fotoğraf çektiğimizi görenler merakla bakıyor. Evin önünde semaver çayı içenler, yer sofrasında yemek yiyenler “buyurun” der gibi baksalar da acelem olduğu için, selam verip yolumuza devam ediyoruz. Sur dipleri geçmiş ile geleceğin, dün ile bugünün bir arada olduğu/yaşandığı muhteşem bir yerdir. Mardin Kapı civarına geldiğimizde tarihi Hz. Ömer Camii’nde soluklanıyoruz.  60 yaşlarındaki bir amca “devlet” diye seslenince şaşırdık. Bizi yabancı turist sanmış. Kendisiyle konuşmaya başlayınca hangi ülkeden olduğumuzu anlamak istemiş. Biz de Vanlı olduğumuzu, yabancı turist olmadığımızı, şehri gezmeye geldiğimizi söyledik. Başında kırmızı beyaz desenli puşili amcamız “Başımız üstünde yerin var” deyince biraz da hicap duyduk. Dedeniz yaşındaki birinden böyle güzel sözleri her yerde duyamazsınız. Diyarbakırlı amcayla biraz daha muhabbetten sonra camiden çıkış yaptık. Buradan Ulu Cami’ye doğru yürüyoruz. Diyarbakır’daki yapılara dikkatle bakınca birçok devletin yapılarda mührünün olduğunu açıkça görürsünüz.

Diyarbakır’daki tarihi yapılarda Mervani, Emevi, Abbasi, Selçuklu, Eyyubi, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemi izleri görülür. Ulu Camii bunun en büyük örneğidir. Bu yapı Müslümanların V. Harimi şerifidir. Buraya gelip de Ulu Cami’yi görmemek, burada namaz kılmadan ayrılmak büyük bir eksikliktir. Ulu Camii bütün mezhepler için önemlidir. Camide Şafiler ile Hanefilerin ibadetleri için ayrı bölümler vardır. Mesudiye, Zinciriye medreseleri buranın geçmişte yetiştirdiği ilim adamlarının en büyük delilidir. Avludaki revaklarda çok fazla devşirme malzeme kullanılmıştır. Bitkisel motifler, akantus yaprakları gibi. Yine avlu içindeki iki namazgâha sıcaktan bunalanlar ve namazı dışarda kılmak isteyenler gelir. Bizde yetişemediğimiz için vakit namazımızı bu namazgâhta kılmıştık.

Gazi caddesinde, polis karakolu karşısında yer alan tarihi hamamın sonradan lokantaya dönüştürüldüğüne şahit oluyoruz. Burada çorba, kebap, lahmacun, pide vb. yiyecekler satılıyor.  Yukarıda da dile getirdiğimiz üzere Diyarbakır'ı anlatmaya kelimeler kifayet etmez. Vakti zamanı geldikçe bu güzide şehrimize dair notlarımızı, hatıralarımızı paylaşmaya devam edeceğiz. Şimdilik bu kadar bilgiyle iktifa ediyoruz. Başka bir yazıda buluşmak ümit ve duasıyla...

Faruk Azmi Alpsoy

Yararlanılan kaynaklar:

http://isamveri.org/pdfdrg/G00003/2012_8/2012_8_MERMUTLUB.pdf.

Surlar, Adnan Nabikoğlu, Neslihan Dalkılıç.

Güncelleme Tarihi: 13 Nisan 2020, 15:16
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26