Peygamber makamlarının mihmandarı; Tarsus (2)

Tarsus izlenimlerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Zengin tarihi değerlere haiz beldedeki mekânların isimlerinin dahi bugüne kadar duyulmamasına elbette ki şaşırıyoruz. Faruk Azmi yazdı.

Peygamber makamlarının mihmandarı; Tarsus (2)

Tarsus izlenimlerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Zengin tarihi değerlere haiz beldedeki mekânların isimlerinin dahi bugüne kadar duyulmamasına elbette ki şaşırıyoruz. Çoğu gezgin ve araştırmacı, muhtemelen Mersin'in denizini, Güneş’ini, tantunisini ele almıştır. Camileri, hanları, hamamları, medreseleri de teğet geçilmiştir. Biz gittiğimiz her beldede evvela tarihi yapıları inceleyerek çalışmalarımıza başlarız. Çoğu zaman tüm gün aç gezeriz. Gaye daha fazla eseri görüp kayıt altına almaktır. Zira deniz, Güneş ve tantuniyi her zaman bulabilirsiniz. Lâkin tarihi ve kültürel miras, elimizin altından kaydığı vakit bir daha geri getiremeyiz.

Makam-ı Şerif Camii ve Danyal Peygamber Kabri

Tarsus, geçmişte İslâm devletlerinin sınır kenti olduğu için çok sayıda önemli zât bu şehirde yaşamıştır. Bu önemli zatlardan birisi de Danyal Peygamber’dir. Danyal Peygamber, (M.Ö.562-605) yıllarında, Babil Devleti döneminde yaşamıştır. Yahudiler’i, Babil Devleti’nin esaretinden kurtarmıştır. Rivayetlere göre; Babil kralının rüyasında, İsrailoğulları’ndan gelecek bir erkek çocuğun kendi tahtını sarsacağını görmesi üzerine İsrailoğulları’ndan doğan erkek çocukların öldürülmesini istemiştir. Bu nedenle Danyal Peygamber, doğunca ölümden kurtulması için dağ başında bir mağaraya bırakılmıştır. Mağarada bir erkek ve bir dişi aslan himayesinde büyüyen Danyal, delikanlı olunca insanların arasına karışmıştır. Bir kıtlık senesinde Tarsus'a davet edilmiş, buraya gelmesiyle de bereketli bir dönem yaşanmıştır. Bu nedenle Danyal Peygamber, Babil'e geri gönderilmemiş, ölünce de Tarsus'ta, şimdiki Makam-ı Şerif Camii olarak bilinen yere defnedilmiştir.

Makam-ı Şerif Camii, Tarsus çarşı merkezinde, Kubat Paşa Medresesi’nin hemen karşısındadır.  Danyal Peygamber’in mezarı, Hicri 17. yılda bulunmuştur. Hz. Ömer tarafından Danyal Peygamber’in naaşı koruma altına alınmış ve derin bir yere defnedilmiştir. Yapı, şimdiki hâliyle Miladi 1857 inşa edilmiştir. Eski ve yeni bölümleri vardır. 

2006'da yılında camide yapılan kazılarda kemerli bir yapı bulunmuş, yapılan kazılarda sikkeler, sütun başlıkları ve sürahi gibi önemli tarihi eserler meydana çıkarılmıştır. Bunların arasında 700’lü yıllara tarihlendirilen eserler de vardır. 2014 yılından itibaren caminin çevre düzenlemesi yapılarak yeniden ziyarete açılmıştır.  Gezilecek yerlerin üzerine yapılan cam balkon, rahat bir şekilde gezmeyi sağlar.

Danyal Peygamber’in kabri ve camisinin olduğu kısım kapalı olduğundan mezarın olduğu yere giremiyoruz. Caminin mihrabı harim mekâna göre yüksektedir. Mekânın pek çok yeri taştan yapılmıştır. Beyaza boyalı kubbesi, geometrik motiflerle bezenmiştir. Makam-ı Şerif Camisi’nde Osmanlı Devleti döneminden kalma bir de kitabe vardır. Bu kitabe, altı satır on iki kutucuktan oluşur. Kitabe yeşile boyanmıştır. Ayrıca Danyal Peygamber’in ismi Tarsus’ta bir meydana da verilmiştir.

Danyal Camii Kitabesinin, Bilge Karga Göllü tarafından yapılan son okunuşu şöyledir:

Olmak da Danyal Nebiye makam-ı kuds.

İşbu mezar-ı pak u latif cinan mahal. 

Bu ma’bedin kapusı açıldı bu canibe.

Züvvare oldı işbu mahal şimdi pek güzel.

Bu cami’in menarı da yapıldı yeniden.

Bir ehl-i hayır itmiş idi bu işi emel.

Her kim muvaffak oldu ise ana da’ima.

Ecrin inayet ide Hudavend-i lem-yezel.

Cevherle tam bak iki tarihle rasin.

Hamem bina-yı nazmıma vaz eyledi temel.

Bu türbe-i münevvereye karşı hürmeten.

Bir ehl-i hayr açdı kapu oldı bî-bedel

Kubat Paşa Medresesi

Makam-ı Şerif’teki ziyaretimizi tamamladıktan sonra Kubat Paşa Medresesi’ne geçiyoruz. Tarsus’taki önemli eğitim yapılarından biridir. Medrese, Kubat Paşa tarafından Selçuklu Medrese geleneğine uygun olarak inşa edilmiştir. Konya, Kayseri ve Sivas yörelerindeki Selçuklu yapılarıyla benzerlik gösterir.  Adana, Ramazanoğlu Medresesi de yine bu yapıyla benzerlik gösterir. Kubat Paşa Medresesi, 1970 yılından 1998 yılına kadar müze olarak kullanılmıştır. Ulu Cami’nin tamir edildiği dönemde geçici bir süre cami olarak da kullanılmıştır. Son olarak 2012 yılında restore edilmiştir. Medrese salgın günlerinde kapalı olduğu için iç mekâna maalesef giremedik.

Evliya Çelebi, Tarsus’ta 17. yüzyılda altı medresenin olduğunu söylemiştir. Şemseddin Sami ise Tarsus’ta ta 19 medreseden bahseder. İstanbul Müftülüğü taşra medreseleri defterinde 1913 yılında Tarsus’taki 24 medrese hakkında bilgiler verilmiştir.

Medrese, açık avlulu ve eyvanlıdır. Eyvanın üstü kubbeyle örtülmüştür. Medrese avlusunun etrafına yerleştirilmiş 16 adet oda vardır. Yapı, dikdörtgen planlıdır. İnşasında düzgün kesme taş kullanılmıştır.

Eski Cami (Paulus Katedrali)

Eski Cami, uzaktan bakınca sivil bir yapıya benzer. Camiye yaklaşınca eski kilise yapısı olduğunu fark ediyoruz. Doğu-batı doğrultusunda uzanmıştır. Kubat Paşa Medresesi’ne yaklaşık 100 metre uzaklıktadır. 1102 yılında St. Paulus Katedrali olarak yapılmıştır. 1415 yılında Ramazan Oğlu Ahmet, kiliseyi camiye çevirmiştir. Batı ve kuzey cephesinde giriş kapısı vardır. Caminin batı kapısından harim mekâna giriş yaptık. İçerde dinlenen birçok kişi var. Hava çok sıcak. Harim mekândaki serinliği gören, burada istirahate çekilmiş.

Caminin duvarlarının kalın ve yüksek yapıldığını görüyoruz. Pencerelerin içe bakan kısımları geniş, dışa bakan tarafları dar yapılmıştır. Bu şekilde içeriye daha fazla ışık girer. Caminin doğu kısmındaki apsis yarım dairesi, geniş ve yüksektir. Cami mihraba paralel üç sahından oluşur. Batı kapısı sivri kemerlidir ve mabedin tamamı kırma çatıyla örtülmüştür. Kuzey cephesinde abdest alma yerleri mevcuttur. Bu kısımda da sıcaktan bunalıp dinlenmeye gelen kişileri görüyoruz.

Yedi Uyurlar Mağarası

Tarsus’ta ziyaret etmek isteğimiz yerlerden biri de Yedi Uyurlar Mağarası idi. Mağara ve çevresi restorasyona tabi tutulduğundan buraları göremedik. Nasip başka ziyaretimize kaldı. Yedi Uyurlar Mağarası yalnız ülkemizde değildir. Dünyada toplam 32 yerde yedi uyurların yaşadığı rivayet edilir. Anadolu’da ise yedi yerde işaret edilen mağaralar vardır. Afşin, Lice, Selçuk bu yerlerden bazılarıdır.

Mersin’deki Yedi Uyurlar Mağarası Tarsus’a 12 km uzaklıktadır. Burası Tarsus’ta Ziyaret Dağı olarak bilinir. 300 metrekare büyüklüğündeki mağara 10 metre yüksekliğindedir. Mağaranın içinde üç tane tünel mevcuttur. Ashab-ı Kehf Mağarası'nın yanına Osmanlı padişahı Abdülaziz tarafından 1873 yılında bir mescit yaptırmıştır.

Kuran-ı Kerim’deki Kehf Suresi’nde inanan yedi gencin hikâyesi anlatılır. Tek olan Allah’a inandıkları için eziyet gören ve hicret eden Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Tebernuş ve Kefeştetayuş adında yedi genç, putperestliğe dönmeyi kabul etmediklerinden için o günkü Rum Hükümdar Dakyanus'un karşısına çıkarılırlar. Bu hükümdar, putperest olmalarını yoksa onları öldürteceğini söyler. Köpekleri Kıtmir ile birlikte bu yedi genç, hicret ederek mağaraya sığınırlar. Allah tarafından kendilerine 300 yıl süreyle uyku verilir. 7 uyurlar uyandıklarında birkaç saat önce yattıklarını düşünseler de kendileri 300 yıl süreyle uyutulmuşlardır. İçlerinden bir kişi, yiyecek bir şeyler almak için şehre gider. Alışveriş esnasında verdiği para, eski olduğu için yakalanır. Yakalandığında yedi arkadaşıyla beraber bir mağarada kaldığını söyler. Mağaraya gelen şehir halkı, bu yedi gencin bir anda kayıplara karıştığını fark eder. Yedi uyurlar, Müslüman ve Hristiyanlar için önemli kişilerdir.

2018 yılında İzmir Kadife Kale bölgesindeki bir hanın yan tarafında yedi uyurların isminin geçtiği bir kitabeye rastlamıştık. Kitabe, mermer malzemeden yapılmıştı. Orta kısmında yıldızlar bulunan kitabenin çevresinde sırasıyla Ashab-ı Kehf’in isimleri yazılmıştır. Yine 2019 yılında Denizli’nin Buldan ilçesindeki bir caminin son cemaat kısmındaki kitabede de yedi uyurların isimlerini tespit etmiştik.

Kleopatra Deniz Kapısı

Tarsus’tan çıkarken gördüğümüz son tarihi yapı Kleopatra Kapısı’ydı. Buraya, yüzyıllar önce Evliya Çelebi, İskele Kapısı da demiştir. Kapı, düzgün kesme taştan yapılmıştır. Kapının kemeri at nalı şeklindedir. Yüksekliği altı metredir. Kapı çevresinde palmiye ağaçları vardır.  Günümüzde bu civar trafiğinin yoğun olduğunu görüyoruz. Kapının yan kısımlarında yılların getirdiği tahribat gözükmektedir.

Mersin merkez izlenimleri

Tarsus’tan sonra Mersin merkeze uğradık. Tarsus’tan Mersin’e doğru giderken otobanı tercih etmeniz gerekir yoksa büyük bir zaman kaybı yaşarsınız. Mersin, bir liman kenti olduğu için trafiği gün içinde hayli yoğundur.

Sahile yakın bir yere aracımızı park ettik. Mersinli hukukçu arkadaşımız Sedat ile çarşı merkezine doğru yürüyoruz. Ara bir sokakta gördüğümüz Türk-Japon dostluğu parkı, dikkatimizi çekiyor. Bu park, 2015 yılında Ertuğrul Fırkateyni anısına yapılmıştır. Batan gemi ile birlikte şehit olan 587 Türk denizcisini hatırlatır. Bu olay 1890 yılında, II. Abdülhamid devletin başındayken gerçekleşmiştir.

1994 yılında Mersin ile Kushmoto şehirleri kardeş şehirler olmuşlardır. Mersin sahil hattı ülkemizin temiz ve düzenli sahillerindendir. Sahil şeridi kayalıklarla doldurulmuştur. Ayrıca sahil boyunca budanmış yüksek boylu palmiye ağaçları vardır. Sahil şeridinin tümü parktır. Akşam saatlerinde sahil bölgesinde iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalık var. İnsanlar günün yorgunluğunu, deniz kenarındaki parklarda atıyor.

Sahil kenarındaki Muğdat Camisi de önemli bir yapıdır. Anadolu’daki 6 minareli birkaç camiden biridir. Son ziyaretimde camiyi gezemesek de 2018 yılında camide namaz kılmıştım. Caminin bahçesinde İslâm ile şereflenmiş sahabe, Hz. Muğdat’ın türbesi vardır. Yine bu civardaki Mersin Deniz Müzesi ile Arkeoloji Müzesi’ni de korona salgınından dolayı gezemedik.

Birçok Anadolu şehrinde “Mersin Tantuni” ismiyle işletmeler vardır. Ama Mersin’de yapılan tantuninin yeri ayrıdır. Buraya kadar gelip de tantuni yemeden gitmek olmaz. Biz de tantuni yapan Salih Usta’nın dükkânını ziyaret ediyoruz. Sipariş ettiğimiz tantuni, dürüm ekmeği şeklinde yapılmıştır. Ustalar yemeği servis ederken lavaş ekmeğini dilimlere bölerek ikram ediyor. Salih Usta’nın tantunisi bol soslu ve yoğurtludur. Ustanın kendini mesleğine adamış olduğunu farkediyoruz. Duygularını sanatına katan insanların eserleri bir başka oluyor elbette. İlk porsiyonla doymayınca ikinci porsiyonu da sipariş ediyoruz. Olur da Mersin’e giderseniz tantuni yemeden dönmemenizi tavsiye ediyoruz. Hoşça bakın zâtınıza efendim...

Faruk Azmi

Güncelleme Tarihi: 24 Ağustos 2020, 14:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26