Patani'de aile bağları o kadar kuvvetli ki

Patani’de çatışmalar sürse de gündelik yaşam yerli yerinde… İnsanlar ‘çatışmalara’ alışkın ve bu nedenle hayat kendi halinde akıp gidiyor. Okullar, çarşı pazar faaliyetleri, çiftçiler, balıkçılar işlerinin başında… Mehmet Özay yazdı..

Patani'de aile bağları o kadar kuvvetli ki

 

Patani’yi kısa süreli bir ziyaret etme fırsatı bulduk. Bu geziyle ilgili bazı detayları paylaşmadan önce, Patani’nin de içinde yer aldığı coğrafyanın yani Tayland’ın (Siam’ın) bizim geçmişimizde neye tekabül ettiğine dair birkaç referansla başlamanın yerinde olduğuna inanıyorum. Bunlardan ilki 16. yüzyıla tarihlenir. Portekiz sömürgeci güçlerinin yanında bölgeye gelen tarihçi Fernao Mendes Pinto, 1556 yılında kaleme aldığı kapsamlı bir çalışmasında Mekke, Kahire ve ‘Constantinople’dan gelen bazı Müslümanların Siam Krallığı’nda İslam’ı tebliğ faaliyetlerinde bulunduğunu belirtir.

Bir diğeri ise, İngiliz sömürgeciliğinin bölgedeki en önemli yayın organlarından “The Straits Times”ın 7 Nisan 1900 tarihli nüshasında geçen bir habere dayanıyor. Habere göre, Osmanlı’nın Batavya yani bugünkü Cakarta’da hizmet veren konsolosu Siam’da, yani bugünkü Tayland’da İslamiyet’in yayılması konusunda çalışmalar olduğunu İstanbul’daki padişaha aktarıyor. Dönemin padişahı yani Sultan II. Abdülhamid’in de yüz adet Kur’an-ı Kerim’i, Bangkok’da henüz yeni açılmış bir Müslüman okuluna verilmesi üzerine gönderdiğinden bahsediliyor.

Kedah’ın İslamlaşma süreci ve meşhur âlimleri

Patani, Malezya’ya hem çok yakın hem de çok uzak! Malezya-Tayland sınır geçişlerini Kelantan, Kedah ve Perlis eyaletleri üzerinden yapmak mümkün. Bu seferki seyahatimizi Kedah ve Perlis eyaletleri üzerinden yapmayı tercih ettik. Önce Perlis’e değineyim kısaca. Perlis Malezya’nın pek de bilinmeyen, adının bile ülke içinde dahi pek zikredilmediği en küçük eyalet. Ancak, tarihte tıpkı Kedah ve Kelantan gibi Patani Sultanlığı sınırları içerisinde yer aldığını düşündüğümüzde ziyaretimiz vesilesiyle bu topraklarda bulunmuş olmanın önemine şüphe yok.

Tabii Perlis’den önce Kedah’da birkaç mekânda konakladık. Sabah namazı için Pendang ilçesine bağlı ‘Gajah Mati’ (Ölü Fil) köyünde küçük camide mola verdik. Mihmandarımızın bu camiyi seçmesinin bir nedeni olduğunu anlamak için namazın bitmesini beklemem gerekti. Eserleriyle 2007’de tanıştığım merhum Hacı Sagir Abdullah’ın mezarı bu camiye bitişik kabristandaydı. Mihmandarımız, yani kıymetli dostumuz Azrul’un aynı zamanda hocası olan Hacı Sagir Abdullah hayatını Malay el yazmalarına adamış, köklerinin bir ayağı Patani’de olan bir insandı. Kendisiyle yüz yüze gelme fırsatını bulamamıştım. Ancak bıraktığı mirastan zaman zaman istifade etmeyi sürdürüyorum. Adı sanı pek bilinmese de ortaya koyduğu gayretlerin bir bölümüne, bugün Malezya İslam Üniversitesi Kütüphanesi girişindeki Malay Âlimleri Sergisi vesilesiyle tanıklık etmek mümkün. Bu vesile ile mezarını ziyaret edip dua edip fatiha okuma fırsatı buldum.

Bu kabristanda, aynı zamanda iki önemli âlim, Şeyh İsmail Che’ Doi ile Şeyh Wan İbrahim bin Şeyh Wan Abdülkadir de medfun. Namazın ardından alacakaranlıkta girdiğimiz mezarlıkta epeyce bir vakit geçirdik! Ardından yolun karşı tarafında bir okulu ziyaret edip müdürüyle görüşme fırsatı bulduk. Tabii ki, havadan sudan konuşmak yerine bölgenin, yani Kedah’ın İslamlaşma süreci ve meşhur âlimleri hakkında güzel bir sohbet oldu. Yola devam... Kedah Eyaleti’nin başkenti ve Dr. Mahathir Mohamad’in memleketi Alor Star’ı es geçerken, doğrudan Tayland’a uzanan yol, aslında iki önemli coğrafyanın yani Malay Yarımadası ile Hint-Çini’nin birbirinden farklılığını da ortaya koyuyordu.

Selâhaddin Ayyubi Camii, Siam budizmine sınır bir coğrafyada önemli bir sembol

Perlis’te yeni hizmete giren Perlis Üniversitesi’nin görkemli kampüsünden geçip, Bukit Kayu Hitam’dan (Karaağaç Tepesi) sınır yerleşimi Padang Besar’a uzanırken, alabildiğine geniş inanılmaz bir dağ blogu önünüze çıkar. Bu uzun yol güzergâhının nihayete erdiği noktada, burasının önemini ortaya koymak adına dikilen anıtta “Malezya’nın en geniş ovası” yazılıdır. Ufukta uzanan dağ silsilesinin heybetine karşılık, karayolunun sağında solunda bahçe faaliyetleri kadar, kaydadeğer tarım işinin en önemli kısmını kauçuk ağacı çiftliklerinin oluşturduğu görülür.

Bir diğer dikkat çeken husus ise sınıra yaklaşık on kilometre kala Malezya ordusunun kontrol noktasının varlığı. Sıkı bir aramadan bahsetmek mümkün değil. Askerle iletişim görece kolay... ‘Asselamu Alaikum’la başlar ve karşılığında  ‘Aleyküm selam’ der asker ve sorar “Nereye?” Cevabınız “Patani’ye” olur ve ardından, askerin aracınıza şöyle bir göz atmasıyla süreç tamamlanır. ‘Oh, askeri de geçtik’ rehavetine kapılınabilir ve ardından ver elini Patani demiyoruz tabii ki... Tanık olunacak süprizler var daha...

Padang Besar (Büyük Meydan) yerleşimi adını öyle anlaşılıyor ki yukarıda bahsettiğimiz ‘ova’dan alıyor. Padang Besar’ın hemen girişinde şirin mi şirin bir cami ile karşılaşıyoruz. Adı da anlamlı mı anlamlı: ‘Selâhaddin Ayyubi Camii’. Salib’e karşı verdiği mücadeleyle sadece İslam dünyasında değil, neredeyse tüm dünyada tanınan Komutan Selahaddin’in adının verildiği cami tam da Tay (Siam) budizmine sınır bir coğrafyada önemli bir sembol... Abdesthanesiyle, mutfağıyla, iç mekânıyla belki de, Malezya’da karşılaştığım en temiz camilerden biri dersem yalan olmaz. Sonradan öğreniyorum ki, cami henüz yeni inşa edilmiş. İnşallah böyle devam eder diyoruz.

Akşam ezanı öncesinde ulaştığımız camide namaz kılmakla kalmadık. Bizi alacak araç Patani’den gelmekte gecikince, biz de camide konaklamaya karar verdik. Caminin içinde değil tabii ki... Coğrafyanın elverdiği iklim şartları nedeniyle cami mimarisi sadece iç mekânla sınırlı değil. Dış cepheyi oluşturan bahçeyle çevrili açık alan aslında çeşitli aktiviteler için oldukça elverişli. ‘Seyyahlar’ için bu aktivitelerden biri de hiç kuşkusuz ki konaklamak. ‘Beyaz’ olmanın dezavantajını yanımızdaki mihmandarımızın varlığıyla atlatıyoruz. Burada ‘beyaz’ olmak bir anlamda ‘tehlike’ işaretidir dersem abartmış olmam. Sivrisineklere, zeminin sertliğine aldırmadan dinlenmeye çalışıyoruz.

Patani Malay Müslümanlarının zihnî dönüşümü için nasıl çaba harcanıyor?

Sabah erken olur ve yola çıkma vaktidir. Sınır geçişi kolay mı kolay... Ne sorgu ne sual, ne çanta kontrolü... Sınırı geçiyoruz, ancak yine Padang Besar’dayız. Bu sınır kopuşuna rağmen, coğrayfa ve insan benzerliği ortada bir ’suniliğin’ olduğunu açığa vuruyor kendiliğinden. Padang Besar’da Patani Malayı şoförümüz iki saat sürecek yolculuğumuz öncesinde mütevazı evine davet ediyor. Soluklanıyor ve çayını içiyoruz. Evde çoluk çocuk olunca televizyon açık her yerde olduğu gibi. Gözüm ekrana takılıyor sohbet arasında. Bu esnada ilginç bir şeye tanık oldum. Bir Tay kanalında aktörleri Patani Müslümanları olan, ancak Tayca konuşulan ve bir evin odasına asılı Kral’ın resmi önünde ailecek ‘kutsayıcı beden dilinin kullanıldığı’ bir dizi akıyor ekranda.

Bu görüntüye rast gelmek, Tay yönetiminin Patani Malay Müslümanlarını dönüştürme işinde nasıl bir çaba sergilediğinin somut açılımı olarak hafızamda yer etti. Ve bölgede yaşanan kültürel değişimin somut karşılığı işte bu olsa gerek dedim içimden. Bu değişim, her aracı kullanarak boca ediliyor Patanililerin üzerine. Bunun pratikteki karşılığı ise okullarda, medyada Tay dilini, kültürünü yaygınlaştırma çabalarıdır. Ana caddelerde, okullarda, resmi kurumlarda, Müslümanların açtıkları vakıflarda dahi Tayland Kralı’nın ve de eşinin resmi Kral’ı öncelleyen bir kimlik inşasının aracıdır. Padang Besar’daki bu tanıklığı şöyle yerli yerine oturmak lazım...

Burası Satun Eyaleti’ne bağlı bir ilçe... Satun adı kuvvetle muhtemelen bizde pek az kişinin duyduğu bir isim. Oysa Patani bölgesine bağlı ve bu anlamda resmen tanınan bir eyalet. Ancak, Tayland yönetiminin asimilasyon politikaları nedeniyle nüfusunun neredeyse yarıdan fazlasını Tay-Çinli göçmenler teşkil ediyor. Bu nüfusun burada barınabilmesi için tüm alt yapı elbette ki Bangkok yönetimince sağlanmış durumda. Diğer eyaletler Patani, Yana, Narathiwa ve bir ölçüde de Songkla’yı görmek, Satun’un nasıl bir değişim ve dönüşüme tabi olduğunun kanıtı olmakla kalmıyor, bu zikrettiğim eyaletlerde de benzer süreçlerin nasıl uygulanmakta olduğunu ortaya koyuyor.

Patani’de de hafızlık merkezleri varmış

Padang Besar’dan Yala gitmek üzere yola koyuluyoruz. Patani’ye her gidişimde sanki Açe’ye gidiyormuşum hissine kapılırım. Hem coğrafyanın ve iklimin benzerliği, hem halkının İslam kültürüne yakınlığı beni böyle hissetmeye sevk eder. Patani bugün dahi sahip olduğu geleneksel dinî eğitim kurumlarıyla yani Pondoklarıyla ve Tok Guru denilen hocalarıyla meşhur. Bu kurumlar, sadece Tayland’ın diğer bölgelerinden (örneğin Bangkok) değil Malezya ve Kamboçya gibi bölge ülkelerinden de öğrencileri ev sahipliği yapar. Malezya’nın ‘hoca açığını’ özellikle Ramazan ayında kapatan gene Patanili ‘Tok Guru’lardır. İşte bu hocalardan birkaçına ‘silatur rahim’ yapma imkânı bulduk. Tok Guru Abdurrahman Bey’le Patani’de kurulması plânlanan yeni bir üniversite hakkında görüştük.

Türkiye’den ilgili devlet kurumlarının bu oluşuma mutlaka destek vermesi gerekiyor. Bir yandan Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nca (YTB) üstlenilen yüksek öğretim kurumuna öğrenci alımlarında özellikle Patani bölgesinde gerçekleştirilecek çabalara biraz daha ağırlık verilmesinin ve bölgedeki yüksek öğretim kurumlarının alt yapısının geliştirilmesine matuf girişimlerin bölgenin entelektüel ve akademik kalitesinin gelişmesine katkısı göz ardı edilemez. Tabii, üniversitelerin günümüzde ‘endüstri’ ile yakından ilintili olmasını göz önünde bulundurursak, Türkiye’den ilgili yüksek öğrenim kurumlarının Patani’de bu alandaki açığı kapatacak şekilde donanımlı olmaları bekleniyor.

Patani’ye gitmişken Pondoklara uğramadan olmaz. İlk ziyaretimiz başında Tok Guru Musa’nın bulunduğu ‘Ma’ahad Tahfiz’ adıyla anılan bir eğitim kurumu. Musa Hoca’yla pondoğundaki ‘hafız’ çalışmaları ve ihtiyaçları konusunda görüş alışverişinde bulunduk ve hafızlık çalışan elli öğrenciden bazılarını dinleme fırsatı bulduk. Demek ki Patani’de, tıpkı bölgenin diğer yerlerinde, örneğin Açe’de olduğu gibi, hafızlık merkezleri varmış! Öyle ithâl ‘hafızlık çalışmalarına’ ihtiyaç yokmuş. İthal düşüncelerle değil, kendi kültürü ve geleneği içerisinde oldukça verimli olabilecek bu çocukları desteklemenin başka yolları olsa gerek ve yollar üzerinde kafa yormak lazım.

Tok Guru Hacı Ahmed’in başında olduğu Pondok Burmin ise yerleşkesi, düzeni ile dikkat çekiyor. Evinin hemen etrafı öğrencilerin kaldıkları ahşap kulübeler, yani ‘pondok’larla çevrili. Böylece, Hacı Ahmed, öğrencilere sadece hocalık değil, ağabeylik ve babalık vazifesi de yapıyor hiç kuşkusuz ki. Ahmed Hoca’nın çay seremonisi ise Ortadoğu anılarını taşıyordu odaya.

(+)

Programımızda Güney Sınır Eyaletleri Yönetim Merkezi’nde görevli vali yardımcısı -ve de tek Patanili Malay olan- Dr. Maroning Salaming’i ziyaret de bulunuyordu. Maroning Bey geçen Temmuz ayının başında Tayland Başbakanı Yingluck Shinawatra’nın Türkiye’ye yaptığı resmi ziyarete iştirak etmiş. Elbette ilişkilerin geliştirilmesi konusunda ciddi talepleri var. Bu anlamda, sayın Başbakan Tayyip Erdoğan’ı Tayland’a yapacağı olası bir ziyarette Patani’ye beklediklerini de ifade etti. Sayın Maroning Bey, resmi görevinin dışında bir eğitim kurumuyla da ilgileniyor. Bizi davet ettiği kurum, ‘modern’ tabir edilen, hem geleneksel hem de ülkenin Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatını takip eden bir kurum. Tertipli, düzenli bir mekân…

Sayın Maronin hiç üşenmeden kurumun önemli birimlerini tek tek bize gezdirdi. Alışıldık eğitimin dışında dikkatleri çeken husus var ki bunları paylaşmadan geçmek istemiyorum. Terzilik kursunun verildiği bir mekânın yanı sıra, bahçelilik ve balık üretimi gibi pratikte öğrencilerin geleceğine önemli katkısı olacak meslek eğitimi de veriliyor. Bölgenin yaşam tarzı dikkate alındığında hiç kuşku yok ki, akademik bilgilerin yanısıra bir ailenin geçimine katkı sağlayacak bu tür meslekî bilgiler çok yararlı ve geliştirilmesinde fayda var. Kurumda bir başka önemli alan henüz yeni kurulmuş olan internet üzerinden video konferans salonu. Yakında hizmete gireceğini öğrendiğimiz bu imkân, öğrencilerin dış dünya ile bağlantılarında büyük bir olanak. İnşallah hayırlı olur. Buradan duyurmuş olalım…

Patani’de çatışmalar sürse de gündelik yaşam yerli yerinde

Patani’de çatışmalar sürse de gündelik yaşam yerli yerinde… İnsanlar ‘çatışmalara’ alışkın ve bu nedenle hayat kendi halinde akıp gidiyor. Okullar, çarşı pazar faaliyetleri, çiftçiler, balıkçılar işlerinin başında… Patani’de insanı güçlü ve de mutlu kılan şey ise sosyal dokunun sağlıklı yapısı. Aile değerleri, dinî bağlar, eğitim olanakları vb., Patani toplumunda tüm zorluklara ve zorlamalara rağmen kıymetinden bir şey yitirmiş değil…

Bunca laf ettikten sonra Patani mutfağına da değinmek gerekir. Malezya’da, Açe’de bayramda seyranda bulabileceğimiz leziz yemekleri, tatlıları, çörekleri Patani’de neredeyse her gün tatmak mümkün. Sabahın erken saatlerinde açılan kafeler ve lokantalar gün boyu hizmetlerini sunarken, günün değişik vakitlerinde değişik mekânlarda farklı tatları deneme imkânı var. Zamanında Malezya’da öğrenciyken “Aman savaş var, Açe’ye gidilir mi?” diye laf üretenlerin lafına aldırmayın siz. Bugün Patani’de savaş var. Evet doğru… Ancak öte yandan hayat da tüm canlılığıyla sürüyor. Benden size tavsiye: Açe’ye de gidin, Patani’ye de…

 

Mehmet Özay yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Eylül 2013, 10:55
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13