Padişah tuğralarının büyük ustasıydı

Pek çok hat tablosunda onun ismini görürsünüz: Mustafa Rakım Efendi'nin ismini...

Padişah tuğralarının büyük ustasıydı

Fatih, Karagümrük’de, eski adı “Zincirlikuyu” olan “Vasat Atik Ali Paşa Camii”nin hemen yakınında etrafı duvarlarla çevrili medresenin bahçesinde “İstanbul’daki tek hattat türbesi” yer almaktadır. Evet bu türbede Türk Hat Sanatının büyük ismi Mustafa Râkım Efendi medfundur. Her Cuma akşamı hemşerisi Ünyelilerin buluşma noktasıdır“Hattat Mustafa Rakım Efendi Türbesi”. Yolunuz düşerse Fâtih’e, okuyun üstâd Râkım’a bir Fâtiha. Bizden söylemesi.

Sultan II. Mahmud’un hocası

Ünyeli Mehmed Kaptan’ın oğluymuş. 1757 senesinde Ünye’de dünyaya gelmiş. Meşhûr hattatlardan İsmail Zühdî Efendi’nin kardeşiymiş ilk zamanlar. Ağabeyi gibi genç yaşında İstanbul’a gelmiş ve ağabeyi artık Hattat Rakım Efendi'nin ağabeyi diye anılmaya başlamış. Medrese tahsili sırasında Derviş Ali ile ağabeyi İsmail Zühdî’den ders aldı ve on iki yaşındayken icâzetnâme (diploma) aldı. Yazıda ilerledikten sonra ileri gelenlerin çocuklarına ders verdi. Resime de kabiliyeti vardı. Sultan III.Selim Hân tahta çıktığında (1789) yaptığı resmini takdim etmiş, pâdişâh da ona müderrislik pâyesini vermişti. Bu şekilde saraya yakın olunca Şehzâde Mahmud’a yazı dersleri verdi. Sultan II.Mahmud’un pâdişâhlığı sırasında tuğrasını tertip etti, bastırdığı paranın resmini yaptı ve büyük iltifatlara mazhâr oldu. 54 yaşında molla pâyesini kazandı ve İzmir kadısı oldu. 1814 senesinde Edirne, 1816’da Mekke, 1818’de İstanbul, 1820’de de Anadolu kazaskeri pâyesini aldı. 1823’de de fiilen Anadolu kazaskerliğine getirildi.

Hattat Mustafa Râkım Efendi önceleri ağabeyinin üslûbunda yazdı ise de, 1806’da onun vefâtından sonra kendine mahsûs bir yol tuttu. Kendinden öncekilerin eksiklerini tamamladı. Osmanlı pâdişâhlarının tuğrasına son derece ölçülü bir güzellik kazandırdı. Ayrıca celî-sülüs yazısını sülüs güzelliğinde yazmayı başardı ve ona son güzelliğini vererek kendi adıyla anılan ekolün kurucusu oldu. Bugün bütün hattatlar onun yolundan yürümektedirler. Eserleri çoktur. Nusretiye Câmii ile Nakşidil Sultân Türbesi’ndeki yazıları bugün hattatları için paha biçilmez yazı örnekleridir. Mustafa Râkım Efendi 25 Mart 1826 tarihinde vefât ederek Fâtih-Atik Ali Paşa Câmii yanındaki arsaya defnedilmiş ve daha sonra üzerine türbe yaptırılmıştır.

Diğer Râkım’lara dikkat

Piyasadaki“çok para” tutan sanat şaheseri hat levhaların alt kısmında “Ketebe Mustafa Râkım” imzası bulunabilir. Ama bu sizi aldatmasın. Şayet eser gerçek “Râkım”a ait değil ise, verdiğiniz “Rakam” lar boşa gidebilir. Bu konuda çok dikkatli olmak lazım vesselam.  Çünkü birden fazla “Râkım” var. Ahmed Râkım (Küçük Râkım), Taşmektebli Mustafa Râkım, Filibeli Mustafa Râkım bu isimlerden bazıları.

İstanbul’daki tek hattat türbesi

Türbe kare plânlı olup avlu cephesindeki duvarlar bir sıra taş, iki sıra tuğla ile örülmüştür. Sokak cephesindeki duvarlar ise kesme taştan yapılmıştır. Kubbe kasnaksız olarak duvara oturmaktadır. Türbenin kuzeydoğu cephesinde celî-sülüs hat ile yazılmış mermer bir kitâbe bulunmaktadır. Kitâbede şunlar yazmaktadır:

Rahmetullah-ı Teâlâ

“Sâbıka sadr-ı Anadolu ve hâzin-i kelâmü’r-rabbânî Hattât Mustafâ Râkım Efendi rûhiçün Fâtiha 1241 Ketebehu Mustafâ Râkım”

Türbede Mustafa Râkım Efendi ve öğrencisi Mehmed Hâşim Efendi’nin kabirleri bulunmaktadır.

İhyâ edilmeyi bekleyen medrese harâbesi

Medresenin dershâne ve hücreleri bugün mevcud değildir. 1914 senesindeki tespitlere göre medresenin ahşap olan 10 odası ve dar bir avlusu bulunduğu belirtilmiştir. O sırada harab durumda bulunan yapının çevresinin evlerle sarılmış olması nedeniyle yeniden yapılması uygun görülmemiştir. 1918’de yangın sonucu evsiz kalanlar tarafından işgâl edilen medresenin bakımsızlık sonucu ancak dış duvarları ayakta kalabilmiştir.

Köle idi evlâdı oldu

Bu türbedeki Mehmed Hâşim Efendi’nin hayatı da farklı çizgilerle doludur. Çerkez asıllı olup Kafkasya’dan İstanbul’a geldi. Mustafa Râkım Efendi’nin kölesi iken daha sonraları âzâd edilerek Mustafa Râkım Efendi’nin mânevi evlâdı ve en başarılı öğrencisi olmuştur. Önce Sikke-i Hümâyûn ressamlığına tâyin ile “hâcegânlık” rütbesine nâil oldu. Daha sonra da Darphâne’de ser-sikkekenliğe (para ressamlarının başı) getirildi. 1837 senesinde Hz.Peygamberin (s.a.v.) mübârek kabir örtüsünü Medîne-i Münevvere’ye götürdü. Bir yıl sonra eski örtü ile İstanbul’a döndü. Tuğra çekmekte usta idi. Sultan II.Mahmud ve Sultan Abdülmecid’in tuğralarını yapmış, Tophâne’deki Nusretiye Câmi-i Şerîfi’nin dışındaki yazıları, hocası Mustafa Râkım Efendi’nin vefâtı üzerine tamamlamıştır. Divânyolu’ndaki II.Mahmud Türbesi’ndeki celî-sülüs yazıları da ona aittir. İmzalarında genelde Hâşim adını kullanmıştır. Sülüs, nesih ve sülüs-celî yazısında başarılı idi. Uzun boylu kara sakallı ve zayıf bir vücûda sahibdi. Mehmed Hâşim Efendi 1845 senesinde İstanbul’da vefât etmiştir.

Mezar taşında şunlar yazılıdır:

Yâ Hû

Hâcegân-ı dîvân-ı hümâyûndan

Cânib-i Darbhâne-i ma’mûrede

Sikke-i hümâyûn-u şâhâne ressamı

Merhûm ve mağfûr El-Muhtâc

ilâ rahmet-i rabbi’l-ğafûr

El-Hâcc Mehmed Hâşim Efendi Rûhiyçün El-Fâtiha

22 cumâde’l-âhire 1261

Doğan Pur haber verdi

Güncelleme Tarihi: 23 Mart 2019, 09:23
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hatice Demir
Hatice Demir - 8 yıl Önce

Ey Şehr-i İstanbul!... Mübârek toprağında,nice bahçıvanlar,nice güller,sümbüller yetişmiş!... Târumar ettik seni!... Koynunda uyuyan o sultanlar hatırına, affet bizi!...

banner19

banner13