Osmanlı'nın TV Dizisi Reyting Rekortmeni, Ama Mirası Kan Ağlıyor

Mısır Tarlası Mezarlığı’nın durumu hiç ama hiç iyi değil. Bu alan o kadar önemli ve kıymetli taşlar-kitabeler saklıyor ki, toprağa gömülmüş hâlde olan yüzlercesinin neye benzediğini tahmin ettikçe insana bir fenalık geliyor. Kim bilir elde kalan az sayıda kitabe gibi daha nicesi kayboldu ve siz tam şu satırı okurken kayboluyor. Sadullah Yıldız yazdı.

Osmanlı'nın TV Dizisi Reyting Rekortmeni, Ama Mirası Kan Ağlıyor

Aslına bakarsanız kocaman bir mezarlık adası olan Edirnekapı’daki yeşil arazilerin bugünkü hâline haritadan göz gezdirince anlarız ki, ‘Edirnekapı Mezarlığı’ denen yer bir zamanlar, şimdi olduğu gibi kesin olarak birkaç parça değildir. Mevzunun buraya kadar olan kısmı bile benim yüreğimi dağlamaya yetiyor ama henüz yeni başlıyoruz.

Edirnekapı surlarından Eyüp’e inen Savaklar Caddesi üzerinde şimdikinin birkaç katı büyüklükte bir mezar arazisinden söz edilir. Rum Mezarlığı bugün yerli yerinde duruyorsa da bir zamanlar için sözü edilen koca bir Bulgar Mezarlığı ve Yahudi Mezarlığı’ndan ses seda yok. Bugün içine gireceğimiz ve geçenlerde (tıklayınız) de bir uğradığımız Mısır Tarlası Mezarlığı’nın esasında şimdiki hâlinden daha büyük olduğu ama bir bölümünün Halk Ekmek Fabrikası’na kurban gittiği söylenir mesela.

Tıpkı Karacaahmet Mezarlığı’nın başına gelen gibi Edirnekapı Mezarlığı da yollar ve yapılar yüzünden parçalanmış (genel kanaatin aksine ben bu yollar ve yapıların başka yere yapılması gerekirdi düşüncesindenim) ve birkaç parçaya bölünmüştür.

Peki, bu birkaç parçalı büyük mezarlık alanında ne olup bitiyor?

Tarihî mezarlıklar her geçen gün daha atıl ve ilgisiz kalıyor

Mısır Tarlası Mezarlığı’nın durumu hiç ama hiç iyi değil. Bu alan o kadar önemli ve kıymetli taşlar-kitabeler saklıyor ki, toprağa gömülmüş hâlde olan yüzlercesinin neye benzediğini tahmin ettikçe insana bir fenalık geliyor. Kim bilir elde kalan az sayıda kitabe gibi daha nicesi kayboldu ve siz tam şu satırı okurken kayboluyor. Her gün önünden binlerce insanın yürüyüp geçtiği bu büyük ve parçalı alanın içine girmek yer yer imkânsız, bazen de ancak ileri bir cesaretle mümkün olabiliyor.

İstanbul mezarlıkları, taşıdıkları değer nispetinde öyle az ilgi görmüşlerdir ki bu konuda verilmiş eser sayısı pek sayılıdır. Hans-Peter Laqueur bu az sayıda eserin yetkin olanlarından birini kaleme almıştır. Hüve’l-Baki adlı kitabının fotoğraflar bölümü, Mısır Tarlası Mezarlığı’nın 1976’daki bir görüntüsünü de içerir.

Fotoğrafta çok sayıda dikili mezar taşı görülebiliyor ve içlerinde süslü-heybetli olanlar da mevcut. Bugün aynı araziye aynı açıdan baktığınız zaman üç tane mezar taşını dikili görmek mümkün değil. Fotoğrafta hepsi toprak üstünde görülen lahitlerden herhangi birini de bugün sağlam görmek pek mümkün değil.

Tarihî mezarlıkların her geçen yıl hatta gün daha atıl ve ilgisiz kaldığının önemli bir örneği burası. Arazi olarak epey geniş denebilecek mezarlık için tam bir Osmanlı tarihi hazinesi tespiti yapılmalıdır. Mezarlıkları ihmalimizin kaçınılmaz sonuçlarından biri de aslında tam budur: Osmanlı tarihini, sözgelimi bu mezarlığı ihmal ederek gerçekten önemsiyor ya da öğrenebiliyor olabilir miyiz? Burada kimler yatıyor, ne kadar önemliydiler ve bugün medeniyetin zirvesi diye temsil ve reklam ettiğimiz Osmanlı manzarasına ne bakımdan katkıları vardı?

Nerde kimin yattığını niye bilmiyoruz?

Evet, kuşkusuz ki bugün hepimizin gönlünü süsleyen ‘Osmanlı’ fotoğrafını burada yatan beyefendiler, paşalar ve hanımlar çektiler. Onları umursamıyoruz ama bundan sonraki adımın o fotoğrafın yerini bir başkasının alması olabileceğini düşünmüyoruz, belki de düşünmekten kaçıyoruz. Bu değişime gerçekten de hepimiz hazır mıyız?

Bir fotoğraf galerisiyle Mısır Tarlası Mezarlığı’nda çekilmiş yüzlercesi arasından seçilen kareleri aşağıda bulabilirsiniz ancak nice kıymetli şahsiyeti saklayan kabristanda hangi isimlerin defnedildiğine dair bir listeye açık kaynaklardan ulaşılamadığını bilelim. Bu büyük bir ayıp ve vurdumduymazca bir tarih ilgisizliğidir. Nerde kimin yattığını niye bilmiyoruz; baktığımız bir mezar taşı ertesi gün kayboluyor diye mi?

1.
2.
3.
4.
4a.
5.

Devletlülerden ve ayrıca seyyit olan Abdullah Efendi’nin (Seyyid Abdullah Paşa?) kendisi (1), oğlu (2) ve yakın akrabasından birkaç mezar taşı burada. Hele torununun temsilî cennet meyveleriyle müzeyyen mezar taşı (3) göz dolduruyor. Gayet bakımsız, korunaksız ve okunaksız hâldeler.

O âlimlerin aziz hatıralarına hürmet etmemiz için…

Yakından incelendiğinde (eskiden) nadide bir güzellik taşıdığını belli eden ama ihanete yenik düşmüş, şahidesindeki cennet meyvesi üzüm salkımları hemen hemen tamamen silinmiş, lahdi yerinden oynamış ve kitabesi devrilmek üzere olan bu mezarda ise, Osmanlı gibi bir zirvede eminu’l-fetva olabilmiş, derya gibi bir ilim olan fıkhın imza ve mürekkebi teslim edilmiş Sacid Ali Efendi’nin kız kardeşi Halide Molla Kadın yatıyor (4).

Acaba Osmanlı’nın hemen her şeyini, onca namını ve şanını, sayısız gönülde yer etmiş muhabbetini borçlu olduğu, tarihin en muzaffer sultanlarının dahi hürmet ettiği âlimlerin aziz hatıralarına hürmet etmemiz için bunların gâvurlar tarafından da kutsanıyor olması mı lazım? Yuh!

Yine fetva kalemi tutanlardan Müftüzade Hüseyin Salih Efendi, Midilli Kadısı Hacı Yakub Efendi gibi isimler de bu civarda medfunlar ve mezarları hiç iyi durumda değil.

Biz böyle kıymetli adamların burada yatmakta olduğunu niye zar zor öğreniyoruz? Neden adlarına günlük hayatta rastlayamıyoruz? Çarşaf çarşaf neden gözümüzün içinde değiller? Hayatları bu kadar mı bilinmeye değer değil? Osmanlı’da müftü, kadı, şeyhülislam, şeyh, vezir olabilmiş bu isimlerin hayatı, bugün her internet sayfasında adı çıkan isimlerden daha az duyulmaya niye layık olsun?

Herhâlde yeni defin için dört duvarla çevrilmiş bir yerde birkaç sade ve kâtibî kavuk, taşlarından sökülüp buraya toparlanmış. Birkaç kitabe dahi varsa da kimlere ait oldukları okunamıyor. Sadece ortada, en geniş durandan şu ifadeler seçilebiliyor: “Medresetü’l-kudat ve’l-hattatin hatt-ı talik muallimi Hulusi Efendi’nin validesi Hayriye Hanım’ın ruhuna el-Fatiha. Sene 1335.”(4a)

6.
7.
8.
9.
10.
11.

Duvar az öteden geçemediği(!) için…

Mezarlığın Eyüp istikametinde, Emin Baba Tekkesi haziresi sayılabilecek kadar yakınında ise ibret için uzun uzun bakılası bir manzara var (5). Kim olduğu ne yazık ki okunamayan ama mağfiret dileğinin hemen altına koca bir duvarın olduğu gibi mıhlandığı, sade bir kavuk taşıyan bu garip mezar, duvar az öteden geçemediği için böyle hayvanca harcanmış.

Hemen yanında ise Galata Kâtibi merhum Hafız Ömer Tahir Efendi yatıyor. Hemen arkasında ise Hasan Beyzade Muhammed Hüsameddin Bey. Biraz daha geride (Tarikat-ı Aliyye-i Şabanîden merhum Kuşadalı es-seyyid eş-şeyh Hacı İbrahim Efendi kuddise sirruhu hazretlerinin hulefasından…) Niğdeli Bekir Efendi var.(6)

Onunla iltisaklı bir başkası ve aynı zamanda Çanakkale gazisi olan Mehmet Hilmi Şanlıtop da burada medfun. Mezar taşı henüz parçalanmamış veya yok edilmemişse de derme çatma görüntüden kurtarılmış da değil ve gelip görenler dışında kimsenin duyabileceği kadar bilinmiyor.(7)

Yüz yaşını henüz yeni doldurmuş bir kabrin lahdi yok edilmiş (8), bir diğerinin ise tek tük parçaları bırakılmış (9). Yine aynı haziredeki başka bir mezar: 10. Aynı zamanda bir şehitlik hüviyeti gösterdiği rivayetleri olan, fakat mezarlar arasından -bunca yıkım ve talandan doğal olarak- göze çarpmayan şehit kabirlerinin de burada olduğuna dair işaret sayılabilir mi emin değilsem de Duhanî Hasan Ağazade Mustafa Ağa merhumun otuz üç sekbanlarda görev yapmış bir asker olup burada geniş kavuklu bir mezarı olduğunu bir kenara not etmeliyiz.(11)

Mısır Tarlası Mezarlığı, mühim devlet adamlarıyla ve Osmanlı’nın, bugün bizim sıradanlığımızdan daha yüksek bir yerlere konumlanacak sıradan vatandaşlarıyla doludur. Asgarî ilgiden dahi mahrumlar. Mezarları, yaşasalardı görecekleri alakadan fazlasını göremiyor, bunu söyleyen de bizzat mezarlarıdır.

 

Sadullah Yıldız

Güncelleme Tarihi: 11 Kasım 2016, 12:08
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
attila alpay
attila alpay - 3 yıl Önce

sa..muhteşem makalenizi gözyaşları ile okudum. hassasiyetiniz için tebrik ederim. düşüncelerinizin her harfine katılıyor ve büyük ızdırabınızı paylaşıyorum...allah cc yar ve yardımcımız olsun..selam ve dua ile.. attila alpay

banner19

banner13