Ortasından nehir geçen şehirlerden biri Armutlu

Tipik bir Osmanlı şehri olan Armutlu'da altı gün geçirmek nasip oldu. Ancak Armutlu'dan iyi adamlar defterimize kaydettiğimiz İbrahim'le tanışmak nasip olmasaydı bu ziyaretimiz eksik kalacaktı. Cihad Meriç yazdı.

Ortasından nehir geçen şehirlerden biri Armutlu

Bizi iyi adamlarla tanıştıran Rabbimize hamd olsun. Bu yazı İbrahimi bir duruşun hikayesi. İbrahim (as) tek başına bir milletti, yumuşak huyluydu, sofrası açıktı, bütün toplum karşısındayken o hakkı savundu.

İbrahim, sabah namazından önce vaaz ettiği camide dikkatimi çekti. Heyecanlı ve samimi sohbet ediyordu, sanki yaşadığı hayat cümlelerinin arkasında dimdik duruyordu. Yiğit adam gördüğümde tanışmak için vesile ararım. Günlerden cumaydı, "Cuma namazı için bu beldede Ulu cami hangisidir?" sorumu muhabbete vesile olması için sordum.

İbrahim, Yalova'nın Armutlu ilçesinde doğmuş, bu beldede okumuş, sonra bir dönem Bursa'ya gitmiş ve tekrar memleketine dönmüş. Kendi beldesinde hayra hizmet için dertleniyor. İyilik adına dertlenmiş adamın en zorlandığı konu kendi memleketi ve ailesidir. Başkalarının çocuklarını da memleketini de kurtarmak(!) daha kolaydır. İbrahim gibi civanmert, alperen, yiğit fidana toprağında yeşermek nasip olmuş, ne mutlu, Rabbim ayaklarını hakikat yolunda sabit kılsın. Amin. Sevgili Peygamberimiz (as) de önce akrabalarından başladı ve Rabbimiz bu önceliği ayet ile emretti. En zor imtihandır, insanın kendi çevresine vesile olması. Rabbim bu imtihanı cümlemiz için kolay kıl. Amin.

Bizler sabah medeniyetinin çocuklarıyız

İbrahim sabah namazını kıldırıyor, sabahçı kahvesinde çayını içerek kahvaltısını yapıyor ve sonra belediyede mesaisine başlıyor yani camide fahri görevli. Unutmadan, bir de yürüyüş yapıyor. Bu program tanıdık geldi mi? "Külliyeli Şehrin Ahileri" yazımızda bu yaşayışın örneği var, bizler sabah medeniyetinin çocuklarıyız. Tanışma hamlem neticesinde sabah programına beni de davet etti. Zaten aynı programı yaşayacağım için hiç tereddütsüz davetini kabul ettim.

İki muhabbetdaş buluşmuşuz, artık zaman ve mekan dürülür. İbrahim dolu ve heyecanlı anlatmak istiyor, derdi var. “Dini hayat nasıl” diyorum, her yerde olan gariplik burada da var tabi ki. Fakat iyi işler için gayret de var; gençler için bir dernek kurmuşlar, çalışmalar devam ediyor. Biz hep dillendirmeye çalışıyoruz; asıl olan arayanların bulması için insanların altında toplanabileceği, etiketsiz vesile sancağının herkesin görebileceği yere çekilmesidir. Bu durum küçük beldede de böyle, dünya ölçeğinde de böyle. Rabbimiz içimizden adalete, hayra ve iyiliğe vesile olacak adamlar olmasını istiyor.  İbrahim bu işi başaracak inşallah. Onun gözlerinde o ışığı gördüm. Elhamdülillah.

Böyle civanmert, yiğit, alperen gençler gördüğümde ben de gençleşiyorum, bütün fikirlerim, heyecanlarım tazeleniyor. Gençlerin aşkı, muhabbeti bizi diri tutuyor. Derdi Müslümanca yaşamak olan gençler gördüğümde her zaman bu duygulara kapılırım, umudum tazelenir. Konya'nın büyük âlimi Hacı Veyiszade Mustafa Efendi'nin yeğeni Ali Ulvi Kurucu üstadın güzel gençleri gördüğünde şair ruhuyla kurduğu cümlesi aklıma geldi: "Siz benim kabul edilmiş duamsınız." Rabbim İbrahimlerin sayısını çoğaltsın, her beldeye bir İbrahim nasip eylesin. Amin. Yiğit, put kırıcı, derdi İslam olan, hizmet ehli iyi adamlar. Rabbim İbrahimlerin yâr ve yardımcı olsun, onları görünmeyen ve görünen ordularıyla desteklesin. Amin.

Çok konu üzerine muhabbetimiz oldu. Ben sadece ayrılmadan önce eski köprünün yanına geldiğimizde İbrahim'in anlattığı bir yaşantısını paylaşayım. "Köprünün kemerinin altında iki kefal balığı gördüm, akıntıya karşı yüzmeye çalışıyorlardı, gidiyorlar, tekrar geriye düşüyorlardı, onların bu mücadelesi beni derinden etkiledi. Bu dünya hayatının özeti bu değil mi?" Evet, bu dünya imtihan dünyası, bazen akıntıya karşı yüzmek gerekir, belki bir şelaleden yukarı çıkmak da gerekebilir, dünyanın türlü halleri var. İbrahim, senin bu samimiyet bozulmadıkça Rabbim yürüyüşünü kabul edecek ve inşaallah bu yolculuğu hayra vesile kılacaktır.

Ortasından nehir geçen şehirlerden biri Armutlu

Armutlu küçük bir sahil kasabası, eski Armutlu için bir kaplıca kasabası demek daha anlamlıdır. Armutlu tipik bir Osmanlı şehri, ortasından nehir geçen şehirlerden, merkezde tarihi hamam ve bir cami var. Büyük ihtimal bunlar şu anda görmediğimiz külliyenin günümüze kalan parçaları ve mezarlığın kenarında gördüğümüz eski mezar taşları buranın kadim olduğunun tapusudur. Nidayi Sevim abinin kazandırdığı farkındalıkla bir beldeye gittiğimizde mezar taşlarına da dikkat kesiliyoruz, bu külliyenin sadaka taşı nerededir diye arıyoruz. Nehir eski Armutlu'yu ikiye ayırıyor; Bayır Mahallesi ve Karşıyaka. Bayır Mahallesi'nde Osmanlı zamanında Türkler oturuyormuş, karşı tarafta gavurlar!

Seyahların piri Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde Armutlu şöyle geçiyor: "Armutlu kasabası nahiyedir, naibi vardır, subaşısı Bursa beyi tarafından tayin edilir. Kasaba düz sahrada, bağlı ve bahçeli, etrafı armut bahçeleri ile süslü olup bakımlıdır. Onun için Armutlu derler. Üç yüz kadar bakımlı evi vardır ki baştan başa kiremitle örtülüdür. Bir camii, bir hamamı, üç mescidi, bir hanı, on kadar da dükkanı vardır. Suyu ve havası çok güzeldir. Bababurnu denilen yerde Babasultan ruhuna fatiha okuduk." Yeni Armutlu'ya hiç değinmezsek olur. Sadece çok katlı beton binalar zeytinliklerin yerini alıyor, diyelim.

Seyyahlık da öğrenilebilen bir meslektir

Armutlu'da altı gün geçirmek nasip oldu. Ancak Armutlu'dan iyi adamlar defterimize kaydettiğimiz İbrahim'le tanışmak nasip olmasaydı bu ziyaretimiz eksik kalacaktı. Bu nedenle her zaman dostlarımıza tavsiye ediyoruz; bir beldeye gittiğiniz zaman oranın iyi adamlarını bulmaya çalışın, halkın arasına karışın. Belirlenmiş yani sınırları çizilmiş ortamlarda kaldığımızda o beldenin imkânlarından tam faydalanmamış oluyoruz. Seyyahlık kültürü şehirle kucaklaşmayı gerektirir; her zaman söylüyoruz, seyyahlık da öğrenilebilen bir meslektir. Belli dönemlerde bulunduğumuz şehirlerde kimi zaman o şehrin hiçbir güzelliğiyle tanışmadan ayrılabiliyoruz, bu benim için acı bir durum.  Karşımıza iyi adamlar çıkaran Rabbime hamdolsun. Yeryüzü boş değil, biraz farkındalıkla, biraz iz sürdüğümüzde iyiliğin çok yakınımızda olduğunu fark edeceğiz. Hatta geçenlerde adam bulamadığından yakınanlar için şu cümle döküldü dilimden: “Sen adam ol, iyi adamlar seni bulur!” Tabii bunların hepsi nasip meselesi. Bu yazıyı sonuna kadar okumanın nasip olması gibi. Ne güzellikler önümüzden geçiyor ve gidiyor, farkında olmuyoruz. O zaman duamız: Ya Rabbi bizi farkında kıl, hayırlı işlerle nasiplendir, iyilerle beraber kıl, kötülükten uzak eyle! Amin.

Armutlu, kışın uygun fiyatlarla dinlenme fırsatı bulacağımız altyapıya sahip. Keşke daha az katlı, çevre ile uyumlu binalarla daha da güzel olsaydı. İstanbul'dan ulaşım hem deniz yolu hem de kara yoluyla kolay. Çevresinde İznik, Bursa gibi günübirlik ziyaret yapılacak şehirler var. Ayrıca yine yakın mesafede doğal güzellikleri ile ünlü şelaleler var. Kısaca bu şehirde ailenin tüm fertlerini memnun edecek imkânlar mevcut. 

Bir sahil kasabasından (Armutlu) başka bir sahil kasabasına (Karabiga) sıla-i rahim ziyareti için yola koyuluyoruz. Bursa'dan geçişte Muradiye ve Yıldırım külliyelerine selam verdik. Yolumuzun büyüklerinden Üftade Hazretlerini ziyaret ettik. Karabiga'da dostlara buluşma randevusunu sabah namazına verdim. Oranın İbrahimleri de orada toplandı. Yirmi kilometre uzakta o bölgenin sancakbeyi Biga'dan gelen bile vardı. Elhamdülillah. Yoldayız ve bir katre vesile olabilirsek ne ala.

 

Resimleri büyütmek için üzerlerini tıklayınız.



Cihad Meriç yazdı

Güncelleme Tarihi: 26 Şubat 2016, 17:26
YORUM EKLE

banner19