banner17

Öncesi müzik, sonrası söz ve ahiri şiir

Ey insan, Beşiktaş’a yolun düşerse Yıldız Yokuşunda Pan Yayıncılık var. Sağına bakarak gez, göreceksin.

Öncesi müzik, sonrası söz ve ahiri şiir

 

Bugün yayın hayatında 7. yılını dolduran Birdenbire dergisinin, 2005 Eylülünde ilk sayısını çıkarmıştık. Derginin editörüydüm. Mayıs 2006’daki sayı için “Anne” temalı dosya düşünmüştük. Ama işler istediğimiz gibi olmadı. Bende bir ümitsizlik hâli. Dergiyi bırakmak istedim, “olmaz” dendi. Ama içim içimi de yemiyor değil. Bu girdaptan kurtulmam lazım.Pan Yayıncılık

Böyle bir anda bir “insan” ile tanıştık. Daha doğrusu kendisi bizi buldu: Işık Tabar Gençer Hanım… (Nam-ı diğer Işık Abla) Dergiden Zeynep Erözkan abla kendisinden bizi haberdar etti ve biz de kendilerini aradık. Tarihsiz bir zamanda buluşmak ve bilişmek üzere sözleştik. “Anne” dosyalı sayımız yeni çıkmıştı. Daha önceki sayıları da poşetleyip kendisine ulaştırmak için Beşiktaş’a doğru yol alırken hâlin bizi nereye, nasıl sürükleyeceğini bilemezdik. Vardık mekâna. Işık Hanım yoklar. Kendimizi tanıttık. Daha sonradan güzel isminin Fatma Hanım olduğunu öğrendiğim hanımefendi hemen Işık Hanım’ı aradılar. “Aman beklesin” demişler telefonda. Beklesin, emri mucib olunca kendimizi hesapsız-kitapsız bir buçuk saatlik sohbetin içinde bulduk.

Hüsrev Hatemi de gelince 5 dakika 1,5 saat oldu

Tam Işık Hanım geldi derken mekâna (gönüle desek yeridir), bir de Hüsrev Hatemi Bey teşrif etmesin mi. Görün siz 5 dakikalık işin bir anda bir buçuk saat olmasını. Beni tanıttı kendisine Işık Hanım. Birdenbire ismimi duyan Hüsrev Bey hemen, “siz benimle yemeğe gelemeyen arkadaş değil misiniz” demesin mi? Yerin dibine mi geçersiniz, yoksa hatırlanmış olmaktan sevinir misiniz bilmem ama hem sevinç hem de bir utanç hali sadır oldu bende. Hüsrev Hatemi’nin gözünde ‘gelemeyen arkadaş’ oldum.

Işık Gençer  - Hüsrev Hatemi

Bahsettiği şuydu: ‘Anne’ dosyası ile ilgili kendisiyle söyleşi yapmak istedik, o da “ben yazı veririm” demişti. Hem birlikte vakit geçirmek hem de yazıyı almak üzere yanına gitmek arkadaşıma nasip olmuş, ben de yollarda oraya ulaşmak için çabalamıştım ama nafile.

Cuma günü bu bereketli sohbet sonrasında Işık Abla, derginin manevi hamilerinden biri oldu ve dergi hem basım hem de içerik olarak değişikliğe uğradı. Bir sonraki sayı dillerde “Mehabbet” sayısı olarak yerini aldı bile.

Sebepler ortaya çıktı ve benim dergi ile hem ruhsal hem de fiziksel bağım ortadan kalktı. Işık Gencer ile dergi bağımız gönül bağımıza dönüştü. Bir mehabet köprüsü kurduk ve şükür ki bu durum elan devam ediyor; bundan sonra da sürsün hatta ahirete de uzansın inşallah.

Pan DükkanBir hayal onları buluşturdu

Beşiktaş’taki Pan Kitabevi her hafta belli bir gün olmaksızın benim için bir uğrak/ferahlanma yeri oldu. Tabi bu durumun oluşmasında Işık Abla’nın altına postu seren Kamil Büyüker ağabeyi de hayırla yad etmek gerekir. Işık Abla merkezli Pan ailesini neden sevdim ben? Bunda etkili olan en önemli saik Işık Ablaların tecrübesidir. Bu tecrübe, insanlara örnek olabilecek özellikler taşır. İnsan azminin ve kararlılığının insan eliyle neler gerçekleştireceğinin bir göstergesidir.

Işık ve Ferruh Gençer her şeyden önce bir aile... Sonrasında iş arkadaşı.  24 saatlik bir beraberlikleri var. Hukukları öğrencilik yıllarına dayanıyor. O yıllardan beri birlikte hem dinleyiciler, hem icracılar, hem de müziğin daha iyi anlaşılması için yola revan olmuş yoldaşlar.

1976-80 arası. Boğaziçi Üniversitesi’nde buluşan iki öğrenci… Ferruh ve Işık… İki cins kafa… Türk Müziği Kulübü… Koroda söyleyen iki insan.. Kulüp üyeleri, aralarında bir karar alır: “Mezuniyetten sonra herkes bir yandan kendi mesleğini icra edecek, bir yandan da müzik kitapları yayımlayan bir yayınevi kuracak.”  Kaç kişi gençlik hayalini gerçekleştirir ki?

Pan, müziği düşündürür

Türkiye gibi nitelikli okur kitlesinin her geçen gün biraz daha aranır olduğu bir ülkede kitap yayını yapmak, hele hele bunu bir tür “ihtisas” yayınevine çevirmek zor olan bir uğraş olsa gerek. Bir Türkün cesaret edemeyeceği türden bir mesai bence. Hele hele kurulduğu dönemde ideolojik kamplaşmalar, aydınlar ile kitleler arasındaki uçurum fazla ise işiniz epeyce zor. Türk müziği adı altında bu ülke insanları neler dinlemediler ki? Hatta biraz daha ileri gideyim, müzik ne zaman helal(!) dairesine alındı? Pan Yayıncılık bu yokluk devrinde sıfırdan bir tanımlama ile Türkçe müziğe yeni bir yön kazandırmıştır. Kazandırdığı bu yön insanların sadece “müzik dinlemek ne hoş” aymazlığından çok ötedir. Pan, düşüncesiyle müziği sadece dinlenebilir bir eylem olmaktan çıkararak okunabilir bir eyleme Pan Yayıncılıkdönüştürmüştür. Müziğin salt duyguya indirgenmesine izin vermeyerek müziğin düşünce ile irtibatına vurgu yapılmıştır. Pan için müzik bir duygu eylemi değil, bir akıl eylemidir ve kendi akıl kurgusu yani düşünme biçimi vardır.

Türkiye’de müzik kitabı yayını yapan yayınevi sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bunlar içinde Pan Yayıncılık, herhangi bir “kamp” düşüncesine saplanmadan düşünen müzik kitabı yayını yapan tek anlayıştır.

Özgün, sürekli ve kapsayıcı

Pan’ı yarım asırdır mücadeleci ve varoluşçu kılan iradelerden biri de süreklilik düşüncesidir. Bugünkü insanın uzak olduğu akıl eylemlerinden biri de süreklilik fikridir. Uzun rüyalar görmeyi unuttuk galiba.

Pan’ın bir diğer özelliği de, süreklilik eylemine eklediği kapsayıcılık anlayışıdır. Onlar için taraf oldukları müzik yoktur; sadece düşünülmesi gereken, sadece icracısıyla bilinen bir müzik değil bütün unsurlarıyla haberdar olunan bir müzik anlayışları vardır. Eğer öyle olmasaydı yayın skalası içinde Çingene müziğinden elektroniğe, cazdan Anadolu pop-rock müziğine kadar değişik kitaplar yayımlanamaz;  Maragalı Abdülkadir, Tanburi Küçük Artin, Dimitri Kantemir gibi Türk müziğinin meşrepleri farklı ustaları yine yayın listesinde yer bulamazdı.

Pan’ın içinde sıcak bir çayla demlenirken 25 yıllık bir mücadelenin öyküsüyle harmanlanmak, “kimler geldi kimler geçti” diye zaman tünelinde seyahat etmek dertli insanlar için ayrı bir lezzet olsa gerek. Acaba hangi gönül Pan’ın bu varoluşunu öyküleştirecek merak ediyorum.

Dertli olan gelsin deyü

Şimdi Beşiktaş’ta Yıldız yokuşunu tırmanan her dertli insan, hemen sağ cephede Pan Yayıncılık logosunu görünce içeriye buyursun, Işık Abla’nın ve ailesinin çayında demlenirken müziğin nasıl bir eylem olduğunu da düşünsün bir zahmet. Ve selam götürsün bizden de, üstadımız ve Diyanet dergisinin piri Kamil Büyüker ağabeyimizi vesile kılarak… Selam götürün ki biz de o sebeple ayrılık od’unu biraz daha harlayalım. Zira gurbet zor.

 

Zeki Dursun hasret oduyla yazdı

Güncelleme Tarihi: 05 Mart 2012, 10:23
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20