banner17

Nil ve piramit ülkesi

Mısır denilince aklımıza gelen iki şeyden biridir Nil Nehri. Dünyanın bu en uzun nehrini yakından görmek ve üzerinde bir gemi gezintisi yapmak farklı bir duygu...

Nil ve piramit ülkesi

13. Uluslararası  İş Forumu nedeniyle Mısır’a düzenlenen iş gezisinde, MÜSİAD’ın Türkiye’den götürdüğü iş adamları kafilesi ile beraber Mısır’ın başkenti Kahire’yi görme fırsatı buldum.

Mısır

Kahire bizimdir

Kendisinde Afrikalı ve Asyalı kimliğini barındıran, Arap aleminin bu en büyük ve etkili ülkesinin masallara, şiirlere, hikayelere konu olmuş başkenti Kahire’nin benim için çok büyük sürprizler hazırladığını düşünüyordum. Ortasından geçen dünyanın en uzun nehri Nil ile birlikte bu şehrin İslam Dünyası için de öneminin farkındaydım. Nitekim birçok mezhep imamının ve talebelerinin bu şehirde yetişmesi, “Kur’an Mekke’de indi, İstanbul’da yazıldı, Kahire’de okundu” deyişinin gereği olarak Davudi sesli hafızların burada tilavetlerini icra etmeleri, İslam sanatının en nadide mimari yapılarından bazılarının bu şehirde inşa edilmesi şehri “bizim” kılan en önemli unsurlardandı.

Kahire’ye İstanbul’dan 2 saatlik bir uçuştan sonra ulaşınca gökyüzünden aldığım ilk izlenim çöl ile birleşmiş, çöl ile uyum sağlamış bir şehir görüntüsüydü. Akdeniz’den Afrika kıtasına girdiğinizde karşılaştığını Nil deltasının görüntüsü ve yeşille bezeli topraklar, denizden bir hayli uzak olan Kahire’de çöl rengi sarıya ve hatta renksiz binalara evriliyordu. Havaalanına indiğimizde de bizdekilerin aksine yine sarının hâkimiyeti bu kanaatimi doğruluyordu.

Kahire’de yaptığımız ilk gezi bizim Kapalıçarşı’ya benzetebileceğimiz Han Halili ve Hz. Hüseyin Camii oldu. Dünyaca meşhur Ezher Üniversitesi’nin ve Ezher Camii’nin tam karşısında yer alan alana bakan Hz. Hüseyin Camii gerek Şiiler, gerekse Sünniler açısından önemli bir mekan. Zira, Hz. Hüseyin’in Kerbela felaketinde kesilen başının bu caminin içerisinde yer alan bir odada olduğu söyleniyor. Bunu tabii ki doğrulama imkanımız yok. Ancak gösterilen teveccühe bakınca burada olsun olmasın, Hz. Peygamber’in (S.A.V) torununa gösterilen saygı ve sevgiyi müşahede edebiliyoruz. 

Mısır

Çayını beğenemedik!

Han Halili ise içinde binbir çeşit eşyanın satıldığı, her türlü  alışverişi yapabileceğiniz bir çarşı. Ama özellikle çarşının dışarısında yer alan kahvelerden yükselen nargile kokusuna bîgane kalmak imkansız. Kafileden tütünle arası iyi olanların hemen yerlerini aldıklarını ve nargilelerini içlerine çekmeye başladıklarını gördük. Çay içmek imkanı bulanlardan aldığımız yorumlar pek iç açıcı olmadığından denemesek de gelen bardakların içinde olan içeceğin çay olduğunu söylemek, bizim gibi tavşan kanı renginde çay içmiş fertler için pek mümkün değildi. Çay bardaklarındaki bitkinin ne olduğunu da tahmin edemedik. Ayrıca, Mısır’da gidip de sallama tabir edilen poşet çay haricinde çay içmediğimi, daha doğrusu demleme çay bulunmadığını söylesem herhalde şaşıranlarımız olacaktır. Ancak gerçek maalesef bu yöndeydi. Doya doya çay içmek ancak Türkiye’ye dönünce mümkün oldu.

 

Florya Tesislerindeki gibi geciken servis!

Kahire’de görülecek bir diğer önemli İslam eseri ise hepimizin yakından tanıdığı Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın yaptırdığı camiydi. Bir gece vakti gittiğimiz ve ışıklarla daha da muhteşem bir görüntüye bürünen Mehmet Ali Paşa Camii’nin içine girme fırsatı ise olmadı. Aldığımız bilgilere göre müzeye çevrilen camide sadece Cuma günleri, Cuma namazı vaktinde ibadet yapılıyor. Ancak, dışarıdan bile muhteşemliği görülebilen caminin Kahire’ye hakim bir tepede bulunduğunu ve Amr bin As ya da Osmanlılar tarafından yaptırılan büyük bir kale içerisinde bulunduğunu da söylemeden geçmemek lazım. Kalede yediğimiz akşam yemeği ise Mısırlıların yemek düzeni konusunda fikir sahibi olmamıza neden oldu. Yerimize oturduktan tam 2 saat sonra gelen yemek yüzünden, birçok kişi yemeği yiyemeden ayrılmak zorunda kaldı. Ayrıca yemekte sunulan menünün içeriği de pek iştah açıcı değildi. Mısırlıların dünya çapında ses getirecek, herkes tarafından bilinecek bir mutfak kültürüne sahip olmadıkları gözlemlerim arasında yerini aldı. 

kral faruk'un mezarı

Devrik liderlerin kabirleri!

Kahire’nin nispeten fakir bir bölgesinde yer alan Ahmed Rufai Camii ve Sultan Hasan Camii de görülmesi gereken yerlerden. Sultan Hasan Camii, kendisi aslen Memlük sultanı olan Hasan tarafından yaptırılmış. Mezarı da içinde yer alıyor. Caminin en önemli özellikleri şadırvan ve avlusunun hemen müezzin mahfilinin arkasında yer alması ve dolayısıyla üstünün açık olması ile avlunun dört bir köşesinde yer alan kapılardan dört mezhebin medreselerine giriş yapılabilmesi. Zamanında dört mezhepten öğrencilerin bu medreselerde eğitim gördüğünü öğrensek de günümüzde bu kapılara kilit vurulmuş durumda. Hemen Sultan Hasan Camii’nin kapı komşusu olan Ahmed Rufai Camii ise caminin kendisinden çok içerisinde mezarı bulunan isimlerle ünlü. Ahmed Rufai’nin iki torununun yanı sıra Mısır’ın Cemal Abdünnasır tarafından devrilen kralı Faruk’un ve İran’da Humeyni tarafından devrilen ve sürgün edilen son Şah Rıza Pehlevi’nin mezarları caminin içerisinde yer alıyor.

 

Mısır demek, Nil demek

Mısır denilince aklımıza gelen iki şeyden biridir Nil Nehri. Dünyanın bu en uzun nehrini yakından görmek ve üzerinde bir gemi gezintisi yapmak ise sadece tecrübe edildiği zaman bir anlam kazanan, anlaşılabilen bir duygudur. Gündüz başka güzel, gece ise bir başka güzel olabilen bir yer Nil Nehri ve kıyısı. Nil kıyısında yer alan yalılar, uluslararası oteller, büyükelçilikler, İstanbul’da Boğaziçi neyse, Mısır’da o anlama geliyor. Şehrin tümüne hakim olan sarı, bej, gri rengin Nil kıyısında yeşile döndüğünü görmek insana huzur veriyor. Şehrin gerisine hakim olan keşmekeşin ve düzensizliğin Nil’in durgun ve yavaş akışında bir dinginliğe dönüştüğünü söylemek mümkün. Kahire’nin belki de en fazla kendimize yakın bulabileceğimiz bölgesi Nil kıyısı. Nil Nehri’nde gece yapılacak bir gezinti ise şehrin güzelliğini ortaya çıkarıyor. Nil kıyısında yer alan binalardan nehre yanıysan ışıklar, fotoğraf sanatçıları için eşsiz manzaralar sunarken yenilecek bir yemekte hem madden, hem de ruhen doyduğunuzu ve dinlendiğinizi hissediyorsunuz.

 Mısır

Kahire tahir midir?

Şehrin güzelliği demişken bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor. Nil’de gece gezintisi aslında belki de şehrin güzelliğini ortaya çıkarmaktan ziyade çirkinliklerini gizliyor demek daha uygun. Zira 20 milyon olduğu söylenen nüfusuyla, çölden gelen fırtınanın taşıdığı kumuyla, herkesin ve insanlarının umursamazlığıyla bizim Türkiye’de çok da alışık olmadığımız bir düzen(sizlik) ve temizlik(!) hali mevcut Kahire’de. Sokaklarda herhangi bir hırsızlıkla, gaspla, cinayetle, herhangi bir suçla karşılaşmayacağınızı garanti edebilirim. Ancak adım attığınız yerin, dokunduğunuz herhangi bir eşyanın, yüzünü gördüğünüz herhangi bir binanın ve hatta ziyaret ettiğiniz bir camide kılacağınız iki rekat namazda alnınızı secdeye koyduğunuzu yerin temiz olmayacağını da aynı oranda, hatta daha da fazla garanti edebilirim. İmam Şafii’nin temizlik anlayışını ve Şafii mezhebindeki temizlikle ilgili kuralların katılığını bildiğimizden şu soruları kendimize soruyoruz: Şafiilik temizliğe bu kadar önem verirken Mısır’daki bu pislik niye? Yoksa İmam Şafii Mısırlıların pis olduğunu bildiği için mi temizliğe bu kadar önem verdi? 

 

Mısır fotoğrafı

Mısır’da geçirdiğimiz 4 günün sonunda gezebildiğimiz, görebildiğimiz yerler bununla sınırlı kaldı. Bununla beraber yaptığım gözlemler sonucunda Mısır hakkında eski bilgilerimi de kullanarak bir fikir sahibi olduğumu ve siyasi, sosyal ve ekonomik çıkarımlarda bulunabileceğimi sanıyorum. 

Öncelikle yapılan toplantılardan birinde konuşma yapan bir kişi Mısır’ın son 3 yılda ortalama yüzde 7 büyüdüğünü ifade etti. Bu ifadeyi dünyanın neresinde duyarsak duyalım o ülkede müthiş bir gelişme hızı yakalandığını, ülkenin çehresinin hızla değiştiğini iddia edebiliriz. Toplumda da refah açısında bir denge haline gidiş olduğunu söyleyebiliriz. Normal şartlarda yapabileceğimiz bu yorumlar maalesef Mısır için geçerli değil. Son 3 yılda yakalanan büyüme hızı, artan yabancı yatırımlar, gelişen dış ticaretin ülkeye yaptığı katkının toplumun alt kesimlerinin hayatlarında bir değişiklik getirmediği çıplak gözle görülebiliyor. Zaten Mısır’da gelirin adaletsiz dağılımı, orta sınıf diye bir şeyin olmamasına neden olmuş durumda. Halkın fakirliğinin vardığı boyutu turistlere karşı olan davranışlarında görebiliyoruz. Türkiye’dekine benzer şekilde turistler “yürüyen dolar” muamelesi görüyor. En ufak bir fotoğraf çekiminde dahi para isteyen, zorla mal satmaya çalışan, değeri 2 dolar bile etmeyen bir ürünü 10 dolara satma amacı güden insanlarla her yerde karşılaşmak mümkün. Devletin tepesinde yer alan soyluların (!) zenginliği kendi aralarında bölüştüklerini, halka ise pek fazla bir faydalarının dokunmadığını söyleyebiliriz. Ayrıca halkın fakir kalmasında yıllar süren sömürge yönetiminin katkısını da göz ardı etmemek gerekir. 

Halkın fakirliği ve siyasetin halkın sorunlarına eğilmemesinin, genel olarak siyaset kurumuna karşı bir güvensizlik ve ilgisizlik oluşturduğunu söylemek de mümkün. Zaten göstermelik olarak yapılan seçimlerde seçilenler hükümet onayından geçmek zorunda. Bunlar da genelde hükümete ve devlete yakın isimlerden oluştuğu için, bir anlamda halkın değil devletin temsilcileri olduğu için halkın sorunlarına çözüm bulunması, halkın sorunlarının dile getirilmesi pek de mümkün olmuyor. Sokakta siyaset ve devlet adamları üzerine konuşmak istediğinizi kişilerin bundan kaçınması da dikkatlerden kaçmıyor. 

 Mısır

Her yerde polisler

Mısır’da dikkatimi en fazla çeken şeylerden biri de sokaklarda polislerin fazlalığı  oldu. Neredeyse her sokak başına çardak cinsi bir yapı kurulmuş, altına da bir polis aracı park edilmiş durumda. Yapının  çevresinde de 3-4 polis mutlaka bulunuyor. Ayrıca, bazı cadde ve sokak başlarında da polis için özel olarak yapılmış kabinler bulunuyor. Bunların içinde de bütün gün boyunca hiçbir şey yapmadan duran polisler bulunuyor. Her otel, alışveriş merkezi, restoran, turistik ve tarihi anıtlar civarında da polisler mevcut. Buralara polis aramasından ve x-ray cihazından geçmeden girmek mümkün değil. Ayrıca kafile halinde hareket ettiğimiz gezi süresince otobüslere de birer sivil polis yerleştirildiğini kaydetmek lazım. Bu türde polis uygulamalarının iktidarı eleştiriden, protestolardan ve en önemlisi muhalefetten korumak amacıyla yapıldığını düşünüyorum.

 

Fazla beklentiyle gitmeyin

Netice-i kelam, Mısır’a gitmeyi, özellikle de Kahire’yi görmeyi düşünenlere ufak bir tesviyem olacak. Giderken beklentilerinizi fazla yüksek tutmayın, hele ki Türkiye’de alışık olduğunuz çevre şartları ile karşılaşacağınız hiç mi hiç ummayın. Gözlerinizi çevrede fazla gezdirmeden, Nil kıyısı, Piramitler, camiler arasında yapacağınız bir gezi sizi tatmin edecektir. Ama gözünüz şöyle bir yollara, kaldırımlara, insanlara kayarsa, yapacağınız gezi sizi hoşnut bırakmaktan uzaklaştıracağı gibi, karşılaşacağınız güzelliklerin etkisini de en alt seviyeye indirmeye yardımcı olacaktır.

http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=2114

Fotoğraf Galerisi için: http://www.dunyabizim.com/gallery.php?id=102

 

Talha Üstündağ gitti, gezdi, gördü, yazdı

talha.ustundag at gmail.com

Güncelleme Tarihi: 26 Ekim 2009, 08:38
YORUM EKLE
YORUMLAR
beşinci mevsim
beşinci mevsim - 9 yıl Önce

maşaAllah 4 günde bu kadar izlenim...

o polislerin bir de sivil olanları var bir o kadar :)
Mısırdaki bence en üzücü şey, temizlik yoksunluğu ona da insan zamanla alışıyor...

banner19

banner13

banner20