Nerede o terbiyeyi verebileceğin adam?

'Ne eskisi gibi ki' sözünü hatırlamam, beni birkaç hafta önceki seyahatimde gördüğüm, eskisi gibi kalmaya direnen Çorum'daki eski bir çarşıya, bir çift ustaya ve dar bir sokağa götürdü. Hatice Elif Ancın yazdı.

Nerede o terbiyeyi verebileceğin adam?

 

 

Biraz önce pancar soyarken pazarcı ile yaptığım konuşma aklıma geldi. (Beni düşüncelere sevk edip klavye başına geçmemi sağlayan şeyin, bir pancar olduğuna inanabiliyor musunuz?) “Bu pancarların içi beyaz beyaz çıkıyor, eskiden böyle değildi, rengi de yok doğru düzgün” dediğimde aldığım cevap genç pazarcının yaşından çok da beklemediğim bir cevaptı: “Ne eskisi gibi ki be abla…”

Çorum’da bir çöplük…

Vurgu ve ses tonundan, başka, sebze ve meyveleri kastederek söylediği çok açık olan bu cevap, belki kendisi bile farkında değildi ama çok geniş anlamlı, “felsefik” (!) ve buram buram nostalji kokan bir cevaptı.

“Ne eskisi gibi ki” sözünü hatırlamam, beni birkaç hafta önceki seyahatimde gördüğüm, eskisi gibi kalmaya direnen eski bir çarşıya, bir çift ustaya ve dar bir sokağa götürdü.

Çorum’un çöplüğü size anlatacağım yer. Çöplük derken tabi ki akla gelen ilk çağrışım doğru değil burada. Halkın çöplük olarak adlandırdığı, bakımsız kalmış, caddedeki büyük markalarla artık rekabet edemeyen arasta benzeri bir çarşı. Üstü açık, birbirini kesen birkaç sokakta eski ile yeni harmanlanmış esnaf. Niye çöplük diyorlar diye sormuştum hemen. Eskiden burada gerçek anlamıyla bir çöplük varmış. Ancak ben, halkın genel beğenmeyişi ile alakalı gizli bir ironi barındırdığını düşünüyorum bu isimlendirmenin. Çünkü bazılarının, “yıkılsa keşke” dedikleri bir yer.

Nostalji yapmayın lütfen!

Bunu duyduğumda inanamadım tabi. Niye bu kadar pervasız, niye bu kadar kıymet bilmeziz. Her şey yeni, gıcır gıcır, parlak ve gösterişli olmalı modern çağın insanına göre. Peki ya kaybedilen o sıcaklık ve samimiyet. Buna gelince laf, herkeste bir hayıflanmadır başlıyor. Nerde o eski (…) vs vs. “Nostalji” diyor kimileri de buna. Alaycı bir ifade ile, “Nostalji yapmayın lütfen!”

Mekânların ruhu olduğuna inansaydı keşke insanlar. Kaybedilen samimiyetlerin yıkılan mekânlarla ve daha birçok şeyle bağını anlatabilseydik keşke. Çöplük denilen o çarşıya girdiğimizde kayınvalidemin, “Beni burada babamdan ötürü tanırlar” diyerek başını öne eğişinin ne çok anlam taşıdığını görebilseydik. Herkesin birbirini içten bir sıcaklıkla tanıdığı zamanlar. Ve aynı zamanda bunun ahlaki bir terbiye doğurması. Şimdi çok kalabalık, herkes birbirini nerden tanıyacak demeyin bana lütfen. Yanı başımızdakini görmekten bahsediyorum ben, çok uzaklara gerek yok. Çöplüğü anlatacaktım, nerelere geldim ben.

Nerde o terbiyeyi verebileceğin, çile çekecek, sabredecek adam?

Dolaşırken aklıma sırt çantam geliyor. Gayet iyi para verip aldığım halde bir türlü kapanmayan mıknatıslı düğmeleri olan sırt çantamın hastalığına her yerde çare arayıp bulamamıştım. Bir umut, eski bir kapıyı aralayıp deri vs. tamir eden bir dükkâna giriyoruz. Dükkân diyemiyorum gerçi, minicik bir atölyecik demeliyim. Bir değil iki usta var içerde masalarının arkasında. Biri, tam işinin üstadı gün görmüş geçirmiş bey amca. Diğeri ise, “haza beyefendi” dedikleri cinsten. Gayrıihtiyari daha bir çekidüzen veriyorum kendime. Haliniz karşınızdakinin halini etkiler düsturu. Konuşma açmak için bahane ararken, en güzel bahane bulunuyor her zamanki gibi. Kucağımdaki kızımı sevince torunlardan laf açılıyor. Soruyorum, “Sizden sonra mesleği devam ettirecek var mı?” diye. Yaraya tuz basmak gibi. “Yok!” diyor ikisi de. Haza beyefendi olana dönüyorum. Lisandan çok beden dili konuşuyor: “Nerde o terbiyeyi verebileceğin, çile çekecek, sabredecek adam?”

Hemen yakın mekândaki dar sokağı adımlamak, sanki zamanda yolculuk yapmak gibi. Paralel evrene geçer gibiyim. Gerçekten yaşanmış bir hayatın olduğu canlı zamanları hayal etmeye çalışıyorum. O zaman, bu camlarına ahşap keresteler çakılı dükkânların çoğu açıkken nasıl kalabalıktı acaba buralar? Şimdi yavaş adımlarla ilerleyen yaşlı teyze ve sokağı sulayan yaşlı amca dışında ölü bir şehir gibi. Tabi bir de, elinde fotoğraf makinası merakla inceleyen ve aynı zamanda meraklı bakışları da üstüne çeken ben varım burada!

Geri geliyorum zihnimde düşüncelerle. İçindeyken kıymeti bilinmez kuralı her yerde geçerli. Bu hep böyle oldu. Dışarıdan gelen, Kapalıçarşı’ya hayran kalırken, şehrindeki nice saklı değerlerinin farkında değil. Diğer yanda da, küçük şehrin kıymeti bilinmeyen güzelliklerine öykünen ama bir türlü de büyükşehirden vazgeçemeyen ben!

 

Hatice Elif Ancın yazdı

Güncelleme Tarihi: 26 Mart 2014, 16:59
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13