banner17

Ne güzel bir yolculuk idi o!

'Aşkın bu gönlüm şehrini / Gele gide yol eyledi' böyle diyor Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri 'Divân-ı İlahiyat'ında…

Ne güzel bir yolculuk idi o!

Arada bir çık görün bari

Epeydir ortalıkta görünmüyordu. Ya da bana öyle geliyordu. Çünkü uzun zaman dergilerde ismini görmeye alıştığımız ve tabii olarak birçok dergide birlikte yazdığımız dostumuz, arkadaşımız Vahap Akbaş benim takip ettiğim dergilerde görünmüyordu. Gerçi arada bir Elazığ’da çıkan Bizim Külliye dergisinde yazıları oluyordu ama Külliye dergisi de üç ayda yayınlanan dergilerden olduğu için bu görünme hassası görünmezlik tenhasına çekilmiş oluyordu haliyle.

Nisan ayının ilk Pazar günü öğle sularında Bursa’nın şehirden uzaklaştırılmış otogarında baktım ki çantası omzunda uzaktan bize doğru geliyor.

Hafiften roman bahsi…

Vahap Akbaş Mavera dergisinden tanıdığım bir yazar. Bir ara da bir roman yazmış ve Beyan Yayınlarında çıkmıştı romanı. Alevler ve Güller adını vermişti romanına. Bir de şimdi hatırladım, bir Konya dönüşü yolculuğumuzda roman üzerine uzun uzun konuşmuş fakat ben aciz bir türlü fikrimi kabul ettirememiştim. Diğer bir arkadaş daha vardı yanımızda ama onlar romana soyunmuş yazarlar olarak bu konuda benden ilerde idiler haliyle. Benim tezim biraz da belki, benim yapamadığımı bu şair, yazar ve romancı kimliğini taşımak için eserler veren bu iki arkadaşım yapsınlar diyeydi. Hani insan bir şey beceremez ama hep içinde bir ukde olarak kalır ya benim ki de öyle bir şeydi işte.

Yeşil Bursa nereye?

Otogar fena değil ama o eski şehir içindeki otogar bana daha sıcak daha samimi gelmişti yıllar öncesinde. Yeşili var demişlerdi Bursa’nın lakin yavaş yavaş yeşile karşı bir umumi düşmanlık hali bayağı pirim yapmış görünüyor. Bunu Tophane’de şehri yukarıdan tarassut ettiğimde daha iyi görmüş oldum tabii. Ben böyle yukarı fırlamış beton yığınlarını hele eski, tarihi, kadim şehirlerin merkez mahallinde görünce içim cız ediyor. Bir üzüntü çöküyor yüreğime. Tabii ben şehrin korunması, hele şehrin kadim anılarının yerlerinde kalması için bir alaka ve meraka sahip biri olduğum için kızıyorum. Şöyle diyorum baktıkça uzaklara. Gidin, gidin yeni yerlerde yapın yapacağınızı, eskinin incitmeyin ruhunu.

26204

Birkaç masanın etrafında…

Neyse biz lafazanlar bir araya geldik sonunda. Birer birer topladılar sağ olsunlar bizimle alakadar olan yetkililer. Vahap Akbaş, Mehmet Atilla Maraş, Mustafa Özçelik, Hüseyin Akın ve tabii ki anlatıcı olarak ben, bir minibüsün içinde çoktandır görüşmemiş insanlar olarak muhabbet faslına koyulduk. Bir de dikkat çekici şekilde ağır bir çanta taşıyor ki Vahap Akbaş insan sormaya korkuyor adeta. Zaten toplantı mahalline varır varmaz çantasına saldırır gibi bir hamle yaptı, içinden çıkarmaya başladı sakladığı emtiayı. Aaa meğer yayımladığı yeni kitapları imiş bunlar. Bunlar “Dil Bilgisi ile Zamandan Kurtarılan” adlı kitapları. Hemen yanındakinden başlayarak kitaplarını imzalayıp takdim etmeye başladı. Velhasıl dostlarına yeni çıkmış kitaplarını takdim edince hafiflemiş oldu haliyle. Tabii benim de payıma iki kitap düşünce “Maşallah hafiflediniz Vahap Bey.” diye takılmadan olmazdı tabii. Öyle yaptım, gülüştük haliyle dostlar meclisinde. Hülasa biz böyle otururken ‘masada masaymış ha!’ diyemiyorum tabii. Çünkü birkaç masaya dağılmış görüşmenin muhabbet faslına dalmışlardı dostlar. Cevat Akkanat’ı çoktandır görmemiştim, iyi oldu bilvesile hasret gidermiş olduk böylece. Cevat’ı görünce, dahası bendeki özellikle bir fotoğrafına baktıkça bir fotoğraf altı yazısı yazmak gelir içimden ama bir türlü göze alıp yazamam. Tabii fotoğraf okumaları meziyet ve bilgi isteyen bir dal oluyor. Bu beni aşar deyip susuyorum böylece.

Cemaatin şuarası

Sıdık Ertaş ile Âdem Turan hayret bir derecede kâğıtların içine gömülmüşler adeta etrafı zor görür olmuşlar modunda bir uğraş veriyorlar dipteki masada. Biraz sonra Mustafa Baki Efe de katılıyor onlara. Metin Önal Mengüşoğlu ise Vahap Akbaş ve Mustafa Özçelik ile koyu bir sohbetin içersindeler. Cevat Akkanat nazikçe müsaade isteyip diğer masaya geçiyor. Cumali Ünaldı, Mürsel Sönmez, Özcan Ünlü, Hüseyin Akın, Mehmet Atilla Maraş şiirin kanatlarını açmışlar hu nidasıyla uçuyorlar adeta. Pencereden bakıyorum Ulu Camii nerede diye. Meğer görmeyeli gökyüzüne doğru bir çıkıntı olmuş beton binalardan minareler bile görülmeyecek neredeyse.

Şairler müdahale ediniz lütfen. Şehirleri güzelleştiriniz ne olur. Yeşil Bursa şen olasın e mi? Eyvah bu ne acele, Ulu Camiinin önünden hızla böyle nereye? Havuzun yakınında namaza durmak vardı. Etrafı şöyle bir hasretle seyretmek vardı. Ya nasip… Ömür yeterse bir daha…

Ne mi yaptık o gün. Bir küçük namazgâha uğradık. Bursa’da Resulullahı andık, Naatlar okuduk, salâvat getirdik elhamdülillah. Tarih üç Nisan günlerden Pazar idi…

 

 

Nurettin Durman bir dahi Bursa’yı görmek umuduyla bu yolculuk hatırasını diline doladı

Güncelleme Tarihi: 14 Mayıs 2011, 21:33
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Cevat Akkaya
Cevat Akkaya - 8 yıl Önce

Sayın Durman, ben Cevat Akkaya, anlamadım, benim fotoğrafıma mı yazı yazacaktınız. Nasıl bi foto acaba, merak ettim. Ama beni nerden tanıyorsunuz.

nurettin durman
nurettin durman - 8 yıl Önce

Cevat Akkanat ismi sehven Cevat Akkaya olarak çıkmıştır.
Cevat Akkaya ile de tanışmak isterim tabii. Muhabbet ehli olmak iyidir.

Selim Kara
Selim Kara - 8 yıl Önce

Akkaya değil be birader, Akkanat. Hemen dalıyorsun sazan misali!..

banner8

banner19

banner20