Nasreddin Hoca'yı ziyaretimiz!

9 Ağustos Pazar günü Konya dönüşü beş şair arkadaş Akşehir'e uğradık.

Nasreddin Hoca'yı ziyaretimiz!

Nurullah Genç"in, Akşehir"de ikâmet eden Hasan Akbaş"ı mutlaka görmesi gerekiyordu.

Bize de ısrar etti Nurullah.

 

Bir Geziden Notlar

14 Ağustos 1998

 

Şehre daldık.

Önümüzde bisikletiyle Hasan'ın babası, arkada bizler, iki araba ile doğru Hasan'ların evine. Hasan'ın Nurullah'a müthiş bir sevgisi var. Çok zeki. Kafası çalışıyor. Şiiri seviyor. Bir de Akra FM'den vazgeçemiyor Hasan. Bizi karşısında görünce gözleri ışıl ışıl oluyor, seviniyor, mutlu oluyor. Ev şenleniyor birden. Annesi, babası ne yapacağını bilemiyor. Oradan oraya koşturuyor. İzzet ikram eksik olmuyor.

 

Hasan'ın yatağının etrafına toplanıp fotoğraf çektiriyoruz. Hasan yirmi dört yaşlarında, doğuştan özürlü güzel yüzlü bir gençtir. Vücudu hareket edemiyor. Zekâsı yerinde, aklı başındadır. Beni tanıştırdıklarında “TV'deki abi” dedi. Kanal 7'yi de izliyor. Kitaplarımızı imzaladık. Hasan'ın teybine şiirler okuduk. Akşehir'e gidenler Hasan'ı da ziyaret edecekler bundan böyle…

 

Sonra, Hoca Nasreddin'i ziyaret etmemek terbiyesizlik olur dedik. Hasanpaşa Camii'ne yöneldik. Akşehir'de tarih hâlâ mevcuttur. Caminin biraz aşağısında da hocanın türbesi mekân tutmuş. O meşhur, etrafı açık ve bir kapısı olan Nasreddin Hoca'nın türbesi. İçeri girerken insanı bir gülme alıyor demişti Nurullah.

 

Hocaya bir Fatiha yolladım.

Bir hal hatır suali tevdi ettim.

Sonra vaziyetler çavayi dedim?

 

Evlat, dedi, sizde iş yok. Bir BÇG ile baş edemiyorsunuz.

Ooo ben, dedi, tek başıma Timurlenk ile cedelleştim. Bak anlatayım, dedi: Timur'un kocaman bir Fili vardı. Ne var, ne yok yiyip bitiriyordu. Ahali bizar olmuştu. Bana geldiler. Hocam, dediler, düş önümüze. Timur'a ricacı gidelim. Bizi bu Fil belasından kurtar. Peki, dedim, düşün peşime. Ahali arkamda ben önde saraya yürüyoruz. Tam sarayın kapısına gelmişim, bir arkama bakayım dedim. Baktım ki hiç kimse yok peşimde. Ahali toz duman olmuş, uçmuş sanki. Eh, oradan dönmek de olmaz. Dikildim Timur'un karşısına.

Buyur hoca, dedi. Bir maruzatın mı var?

Elbette var, dedim, Timur Han.

Peki, nedir, dedi?

 

Senin ortalığa saldığın Fil yalnız başına dolaşıp durmakta, dedim. Ahali der ki bu File yazıktır, tek başına canı sıkılır, bir Fil daha isteriz, ona arkadaş olsun. Timur hemen bir Fil daha verir. Ya, işte böyle... Daha siz Fil istemesini bile beceremiyorsunuz…

 

Etrafını dolaştım. Türbeyi tetkik ettim. Az ilerdeki çeşmeden su içtim. Peki, halimiz nice olur, dedim?

 

Evlat, dedi, sen tarih bilmez misin? Etrafına dönüp bakmaz mısın? Ooo, kimler geldi, kimler geçti bu iki kapılı handan. Bir bak etrafına. Kavşaklardaki ibretlik taşlara bak. Yıkıntılara bak. Mağaralara, kalelere, höyüklere bak. Sarayların kalıntılarına, piramitlere bak.

Üzülme evlat, dedi, üzülme.

 

-Bu da geçer ya hu… -

 

Sanki böyle böyle dedi Hoca Nasreddin bizlerle bakışırken. Ben gülümserken, Nurullah gülerken, küçük tatlı kız Cimcime yaramazlık yaparken, Metin Önal Mengüşoğlu çeşmeden su içerken, Vahap Akbaş tatlı tatlı konuşurken, Mustafa Özçelik düşünürken, Nurullah'ın büyük kızı fotoğrafımızı çekerken. Sessiz, hareketsiz, gelecek zamana tahammül içinde bize bakıp dururken mezar taşları.

 

Allahaısmarladık Hocam…

 

 

Nurettin Durman yazdı

Yayın Tarihi: 19 Mart 2009 Perşembe 17:27 Güncelleme Tarihi: 20 Haziran 2011, 12:06
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Özçelik
Özçelik - 12 yıl Önce

Hoca'yı ziyaret yazını ilgiyle okudum. O gün canlandı gözümde...Hasan'a rahmet diliyor, bu ziyareti kayda geçiridğin için sana da teşekkür ediyorum. Kalemine sağlık..

banner26