Müslüman atlıların tekbirlerini duyar gibiydik

İstanbul’da Göksu’da tarihe şahitlik ettik. Ni’mel Ceyş’in kabirlerinin de bulunduğu ilk Müslüman mezarlığı da duraklarımız arasındaydı..

Müslüman atlıların tekbirlerini duyar gibiydik

 

Tarihimizin derinliklerinden gelen tekbir nidalarını duyamayacak kadar tıkanmış kulaklarımızı açmak, toprağımızın altında köhnemiş çekirdekleri filizlendirmek üzere İstanbul’da bir doğa ve tarih gezisine çıkıyoruz, tarihçi Eyüp Ensar Uğur’un rehberliğinde.Göksu gezisi - Eyüp Ensar Uğur

İslambol’un müstakbel şualarını müjdelediği noktadayız

Kaybettiğimiz tılsımları ecdadın şehr-i Âsitane’de ilk bıraktığı yere, Güzelce diyarına sürüyoruz adımlarımızı. 1300'lü yılların sonunda Kostantinniye'yi fethederek Peygamberimizin müjdesini gerçekleştirmek ve O'nun iltifatına nail olmak isteyen I. Bayezıd Han tarafından, "Şöyle Güzelce bir Hisar yapıla!" emriyle inşası gerçekleşen Göksu’nun denize açılan noktasındaki Anadolu Hisarı selamlıyor ilk olarak bizleri. Şehirde tekbirlerin ilk duyulduğu toprağın üzerinde, her zerrenin Müslümanların kesretini, İslambol’un müstakbel şualarını müjdelediği noktadayız.

Yıldırım Han’ın düşleri, ertelenen hayalleri düşüyor gözlerimizin pınarlarına. Koca şehrin tamamı duyacakken tekbirleri, Niğbolu’da toprağını kuşatan haçlı ordusunu dağıtmak üzere şehirden ayrılmak zorunda kalan orduyu görüyoruz. Ve ardından haçlı ordusunu darmadağın etmiş ve yarım kalan vazifeyi tamamlamak üzere dönen atlıların, doğudan gelen bir gaile ile engellenen adımlarına ve Timurlenk’e karşı yaşanan bir mağlubiyet sebebiyle, sultanın fethin anahtarlarını tutup torunu Mehmed Han’a uzatışına şahit oluyoruz.

Ecdadın azmi gururlandırmışken benliğimizi, 1928 yılında İstanbul Şehremini (belediye başkanı) operatör Emin Bey tarafından yol geçirme bahanesiyle kalenin ortadan yıkılıp ikiye ayrılmış olduğunu, Göksu gezisikalenin karşısında bir zamanlar Sultan Fatih Han’ın yaptırdığı Ebu’l Feth Camii (Fethin Babası Camii)’nin de aynı dönemde tamamen ortadan kaldırıldığını öğrenmiş olmak yere eğdiriyor başlarımızı.

Hasan Efendi’nin kabrinde mum yakılmasına şahit oluyoruz

Kaleye veda edip sahile doğru yol alıyoruz. Biraz ilerlemişken açık hava camisi diyebileceğimiz ilk Müslüman namazgâhı çıkıyor karşımıza. İstanbul’un her yanında duyulan ezanın ilk duyulduğu yerde bulunmak heyecanlandırıyor bizleri.

Ve sahile doğru ilerliyoruz. Arkamıza Anadolu Hisarı’nı alınca karşı kıyıda Boğazkesen (Rumeli) Hisarı’nı temaşa etmeye başlıyoruz. Boğazın en dar bölgelerine yapılan bu iki kale, yüz yıllar öncesinde ecdadın yaptığı stratejik hesaplamaların inceliğini gözler önüne seriyor.

Rehberimizin bizi bugüne döndüren sesiyle, yanı başımızdaki yalının İsmet İnönü’den oğlu Erdal İnönü’ye, ondan da eşi Sevinç İnönü’ye kaldığını öğreniyoruz.

İstanbul’un yeşile boyanmış bu semtinde ilerlerken Hasan Efendi isimli muhterem bir zatın kabri başında Hristiyan mezarlarında görülen mum yakma manzaralarıyla karşılaşıyoruz.  Evlatlar ilimden yoksun olunca, tekbirlerin ilk duyulduğu yerde de olsalar hurafeler doluyor hayatlarına.

İstanbul’daki ilk Müslüman mezarlığı nerede?

Dere sahilinde yürümeye devam… Ve inanılmaz bir sürpriz daha. Şehrimizdeki 620 yıllık ilk Müslüman mezarlığını görüyoruz. Yıldırım Beyazıd Han ile birlikte buralara kadar gelip o en güzel Zat’ın (a.s.m) tanımladığı Ni’mel Ceyş (İstanbul’u alan güzel askerler) iltifatına nail olma azmindeki ecdad yatıyorGöksu gezisi burada. Fatihalarımızı armağan ederek ayrılıyoruz huzurlarından.

Göksu deresinin sahilinde gezerken buraların bir zamanlar Sadabad gibi İstanbul’un en gözde mesire mekânlarından biri olduğunu öğreniyoruz. Piyade ismi verilen kayıklarla dere kenarlarında, sazlıklar ve çiçekler arasında musiki eşliğinde keyifli yolculuklar yapanlar ve bunları seyredenler yerine; bu derenin bağrına hançer gibi saplanmış (âtıl ve perişan) keten ve halat fabrikasıyla karşılaşmak Claude Farrere (Klod Farer)’in sesini duyuruyor bizlere. Claude Farrere denen İstanbul aşığı Fransıza uzun süre sonra şehrimize tekrar geldikten sonra sormuşlar: “Nasıl buldunuz İstanbul’u?” Cevap vermiş: “Bulamadım ki!”

Bahsi geçen fabrikanın ardından bir aile mezarlığına rast geliyoruz, devlet adamı yetiştirmiş olan bir ocağa. Osmanlı’nın Almanya sınırlarına kadar uzanmasını sağlayan Köprülü ailesine de Fatihalarımızı ve selamlarımızı iletip ilerliyoruz.

İstanbul’un en önemli sebze üretim mekanlarıymış

Fabrika binasının bitiminde Göksu’nun bereketli topraklarını kendilerine hamur edinen meşhur çömlekçilerden geriye kalan tek atölyenin, Çömlekçi Hasan Usta denen bir zatın atölyesinin yanından geçiyoruz. Ve saray mutfağının da ununun tedarik edildiği ve o zamanlar koca değirmenlerin bulunduğu, şimdi ise bunlara dair hiçbir ize rastlanmayan mekânlardan geçerek Baruthane’ye doğru yol alıyoruz.

Göksu gezisi“Sahib-ul hayrat ve'l hasenat/ Ebu'l-Feth Sultan Mehmet Gazi Hazretleriyle gazaya gelen/ Mücahidin-i kiramdan Salih Dede Hazretleri'nin ruhu içün/ El-Fatiha” kitabesi karşılıyor Baruthane yolcularını.

Ve ardından vardığımız yer Osmanlı’nın Göksu’daki en gözde eğlence merkezlerinden biri olan Baruthane Çayırı oluyor. Yüce Sanatkâr’ın bizlere sunduğu tabiattan istifade etmenin ehemmiyetini düşünüyor ve çözemediğimiz birçok problemin buradaki bir teneffüsle bize veda ettiğini hissediyoruz. Baruthane Çayırının 350 m ilerisine gidince buralarda yakın zamana kadar ulu çınarların olduğunu, ancak sonrasında rehberimiz dâhil birçok kişinin hatıralarına balta vurulduğunu duyuyoruz. Bu eserlere yapılan vefasızlığa üzülerek hüzne gark olan benliğimiz, ‘Bir bakarsın bir zaman olur ki kıymet bilenler gelir ve o eserlerin benzerlerini tekrar ihya eder’ diye bir teselli cümlesi ile devam ediyor yerin altına sakladığımız diğergâmların keşfi yolculuğuna.

Çekirdeksiz ve yumuşak patlıcanlar başta olmak üzere İstanbul’un en önemli sebze üretiminin gerçekleştiği bostanların, nergis ve gül bahçelerinin eski mekânlarından, 1980’lerden itibaren plansız programsız dizilen binaların arasından geçiyoruz.Göksu gezisi

Allah’ın lütfuna mazhar bir şehrin sakiniyiz

Göksu deresinin kaynağı olan Elmalı Gölü tarafına yol alırken Yenimahalle/Nişantaşı denen mevkiye vardığımızda rehberimizden mekânın hikâyesini dinliyor, usta atıcı Sultan II. Mahmud’un çayırın en tepesine yerleştirttiği testiyi tüfengle ilk atışında tuz buz edişinin 1811’deki nişanesini, bir zamanların Samanyolu (Kehkeşan) Sütunu’nu, günümüzün Nişantaşı’nı selamlıyoruz. Sonrasında yolculuğumuzun başında yıkımını öğrendiğimiz Ebu’l Feth Camii’nin kitabesinin yerleştirildiği bir camiyi ziyaret ediyor ve Otağtepe’ye doğru tırmanmaya başlıyoruz.

Sonunda dünyanın en güzel manzaralarından birine sahip olan Boğaziçi’nin en güzel noktalarından birine varıyoruz. Karşımızda Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmek için yaptırdığı Rumelihisarı Kalesi, hemen solumuzda da bu büyük sultanın adının verildiği köprü, sol tarafımızda ise tarihî yarım adaya kadar upuzun Boğaziçi’nin görüntüsü. Bir gün içerisinde hem deniz hem nehir hem de göl temaşası, Allah’ın lütfuna mazhar bir şehrin sakini olduğumuzu düşündürüyor.

Kaplar hemen etrafı hayalimdeki bahçe

Semtin tarihî sokaklarından geçerken neredeyse Saddam, Mübarek ve Kaddafi kadar iktidarda kalmış, 95 yaşındaki muhtar Nazmiye Ninenin büstüyle karşılaşıyoruz. Sokakları geride bırakmaya devam ettikçe tarih kokuları daha bir siniyor üzerimize.  Kanuni zamanı kazaskeri Muhaşşi Sinan Efendi’nin yaptırdığı tarihî cami ve mektebi ve aynı sokakta bulunan yelpaze şeklinde olup her odası güneş ışığını alacak şekilde tasarlanmış köşkün mimarîsi hepimize parmak ısırttırıyor.

Tarihî mezarlık arasındaki yoldan, başladığımız noktaya geri dönüyoruz; rehberimizin seslendirdiği “Gönlüm ne zaman Göksu'da isterse dolaşmak/ Kaplar hemen etrafı hayalimdeki bahçe” dizeleriyle başlayan bir Faruk Nafiz Çamlıbel şiiri, heybemizdeki günün koca ilim kazancı ve ecdadın yüreğimize nakşettiği tekbirler ile…

Göksu gezisi

Zeynep Görünmek gezdi gördü yazdı

Güncelleme Tarihi: 23 Eylül 2013, 09:14
YORUM EKLE
YORUMLAR
Cengiz Tuncay
Cengiz Tuncay - 7 yıl Önce

Bizlerle böyle tarihi bilgiyi paylaşıp, hafızalarımızı tazelettirdiğin için öncelikle teşekkür ederiz... Günümüzde kendimizi ve tarihimizi öyle unutuyoruz ki ne olmuş ne bitmiş uçup gidiyo zihnimizden... Bence ecdadlarımıza, büyük alimlerimize ve bütün atalarımıza şükür etmeli, dualarını eksik etmemeliyiz... Yazılarının devamını dilerim...

banner19

banner13