banner17

Modern şirket mescidi başkadır!

Onlar seküler mekânların mescid kardeşleri. Bir dindar için bir iş yerinde mescid nasıl bir hüviyete kavuşur?

Modern şirket mescidi başkadır!

Derd-i maişet ile her birimiz belirli meşguliyetler ediniyoruz. Eğer talihiniz yaver gider deLaik yerin mescid kardeşliği çalışanına yatırım yapmaya ihtimam gösteren bir şirkette çalışırsanız, motive olasınız diye dünyanın oryantasyon-motivasyon toplantısına gönderilirsiniz. Açık söylemek gerekirse şimdiye kadar katıldığım hiçbir motivasyon eğitimi öğle tatillerim kadar beni motive etmedi. Yani demem o ki, bunca şamataya pek de gerek yok sanki.

Modern zamanın zihinsel kodlarıyla iş dünyasını okuyanlar için bu anlatacaklarım profesyonelliğin dışında gelecek biliyorum. Doğru. Profesyonelliğin dışında. Fakat hayatın, varoluşun, insanlığın içinde şeyler bunlar.

Yegâne ünvan: Müslüman

Daimi müşterisi olduğumuz bir mescidimiz var çalıştığımız şirkette. Orada Yasin Suresi’ne müşteriyiz, İhlas Suresi’ne müşteriyiz. Felak’a, Nas’a ve andolsun ki Vel'Asr'a...

Laik yerin mescid kardeşliğiMescidin müşteri portföyü derya deniz! Yemekhane görevlileri, İK uzmanları, bilişim uzman yardımcıları, tedarik uzmanları, avukatlar, stajyerler, çaycılar, temizlik elemanları, sekreterler, müşteri ilişkileri uzmanları, memurlar, kuaförler…  Fakat şöyle bir şey var ki, öğle tatilinde hepimiz statü atlıyoruz. Mesai saati içinde ast-üst ilişkisi içinde olan herkes mescide adımını attığı andan itibaren tek bir ünvanda eşitleniyor: Müslüman.

O adam şehrin öbür ucundan koşarak girince…

Mekânların insan ruhu üzerinde dönüştürücü bir etkisi olur mu? Olur. Mesela aramızın limonî olduğu; koridorda karşılaşsak görmezlikten geleceğimiz biriyle mescitte kazara çarpışabiliyor, sonra kendimizi birbirimize kocaman kocaman tebessümlerle “Allah kabul etsin!” diye şakırken bulabiliyoruz. Hele Cuma günleri daha da şenlikli bir mekâna dönüşüyor mescit. Yemeği çalakaşık yiyip kendimizi oraya atıyoruz. İlla ki bir şadırvanda yer kapma yarışı yapıyoruz, sonra içeri girip ilişiveriyoruz bir köşeye. Mushaflar elden ele dolaşıyor. Birimiz elindeki cüzde Cuma Suresi’ni bulamıyor, ötekinin elinden kapıyor filan. Selamlaşma, hal-hatır faslı derken bir ses hepimizi hizaya sokuyor.Laik yerin mescid kardeşliği

İçimizden biri Mutlak Vahy’i okumaya başlıyor. Kız okumaya başlayınca şehrin öbür ucundan bir adam giriyor koşarak. Göklerde ve yerde olanların hepsi mülkün sahibi, eksiklikten münezzeh, Aziz ve Hâkim olan Allah’ı tesbih ediyor. ‘Kıyamet günü ne zamanmış?’ diye sorana, ‘göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay bir araya getirildiği zaman’ deniliyor. Kız okudukça insan kendi kendinin şahidi oluyor. Sonra Allah’ın Resulü vahyi unutmamak için mübarek dudaklarını kıpırdatıyor. Kızın da okurken dudakları kıpır kıpır. Rabbimiz ‘O’nu kalbine yerleştirmek bize ait, sen okunuşunu takip et’ diyor Peygamberimiz Efendimiz (sav)’e. Kız okuyor, biz takip ediyoruz.

Musafaha bizi diri tutuyor

Sıra musafahaya geldiğinde ise zaman başka bir zamana, mekân başka bir mekâna dönüşüyor sanki. Musafaha bizi diri tutuyor. Kalbimizi ‘bal dök yala’ yapıyor. Gözlerimize ışıltılar seriyor. Parmak uçlarımızdan kalbimize bir rüzgâr esiyor dört nala ve salâvat, salâvat...

Hiçbir iltifat musafaha kadar kendimizi iyi hissettiremez bize, biliyoruz. Öyle ki kimileriyle musafaha kesmiyor, kucaklaşıyoruz. Elimize yüzümüze bulaşan mevzuatlar, yüzümüze değen yalanlar, gözümüzün önüne gelen steril gülüşler siliniveriyor. Keyfimiz yerine geliyor. Pek bir havalı, pek bir güzel hissediyoruz kendimizi. Damarlarımızda alyuvar-akyuvar değil ‘elhamdülillah’ dolaşıyor. Büyük, çok büyük bir şey oluyoruz! İnanmak tüm boşlukları dolduruyor.

Laik yerin mescid kardeşliğiYüzünü döneceğin yeri bilmek gibisi yok!

Birbirimize dualar öğretiyoruz bir de, önemli günleri hatırlatıyoruz. Birlikte oruç tutma ahitleri yapıyoruz. İkindinin sadece farzını kılana “Gene üç yattın, beş kalktın” diye fırça çekiyoruz!? Saçı önüne gelene toka oluyoruz, başörtüsü olmayana başörtüsü. Yer olsa bile ille de arkadaşın seccadesine ilişip safları sıklaştırmaya bayılıyoruz.

Mescit kardeşliği diye bir şey var ayrıca. On sekiz katlı bir binanın hemen hemen her katında masasına çöküp çayını kahvesini içebileceğiniz, işiniz düşse başvuracağınız biri oluyor.

Kâbe’ye yüzümüzü döndüğümüzde ise zaman duruyor. Susmak bilmeyen telefonlar, sanal işlem raporları, tekinsiz tebessümler duruyor.

Anlıyoruz ki, insanın yüzünü nereye döneceğini bilmesi çok büyük lütuftur.

Hayatın ritmi laik değil

Öğle tatili sona eriyor. Mescitten çıkıp yeryüzüne dağılıyoruz ve Allah’ın lütfundan istiyoruz. Umuyoruz ki kurtuluşa ereriz.

Hayatın ritmi laik değil hakikaten.

Laik yerin mescid kardeşliği

Hatice Yaltırak bir hoşlukla anlattı

Güncelleme Tarihi: 08 Temmuz 2010, 20:19
YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdullah Sabit
Abdullah Sabit - 8 yıl Önce

Maşallah... İşte bu...

Dunyabizim.com sen busun... Yazarların bu...

Zeynep Kolukısa
Zeynep Kolukısa - 8 yıl Önce

Eline sağlık kardeşim, imanına ve kalemine kuvvet. ne güzel düşünmüş ne yüce hissetmiş ve ne hoş yazmışsın

e.y
e.y - 8 yıl Önce

Gurur duydum,gözlerim yaşardı,içim coştu.
Elhamdülillah
Gözlerinden öperim
evet gözümün nuru.benim!

banner8

banner19

banner20