Minimalizm: Az aslında çoktur

"Eşyalardan başlayan bir sadeleşme, hayatımızın tüm alanlarında kendini gösterecektir. Yüklerinden arınıp hafiflemiş ve sevdiği şeyler ile daha fazla vakit geçirmenin mutluluğunu yaşamış bir insan, hayatın kendisine odaklanacaktır. Yavaşlayarak hayatın esas güzelliklerinin farkına varacak ve şükür dolu bir kalple daha fazla insan olmak için uğraş verecektir." Nurşen Altundağ yazdı.

Minimalizm: Az aslında çoktur

Sahip olduğu tüm eşyaların sayısı 51’i geçmeyen ve bunlarla dünyayı dolaşan insanlar, her gün aynı renk kıyafet giyen zengin iş adamları ve tüm mal varlıklarına rağmen 40 metrekare mütevazı bir evde yaşayanlar… Tüm bu insanlar kendilerini “Minimalist” olarak isimlendiriyor ve oldukça sade bir hayat yaşamayı tercih ediyorlar. Peki, onları böyle yaşamaya iten sebep nedir? Sıkça duymaya başladığımız bu kavram gerçekte ne ifade ediyor?

Minimalizmin başlangıcı

Minimalizm için resmî bir sözlük tanımı aradığımızda karşımıza “Mümkün olan en küçük malzeme ve renk yelpazesini, yalnızca çok basit şekilleri veya formları kullanan bir sanat, tasarım ve tiyatro tarzı.”[1] ifadesi çıkmaktadır. Kökeni 1960’lara giden bu akım,  sade renkler veya basit şekiller üzerinden hedef kitlesi ile iletişim kurmaktadır. Biçime ve duyguya verilen aşırı öneme karşı bir tepki olarak, nesnenin nesne olma özelliğine dikkat çekmeyi ve sembolik anlamlarını minimuma indirmeyi amaçlamaktadır. Ressam Kazimir Malevich ve Mimar Mies van der Rohe’nin minimal tasarımları ile ilk adımları atılan Minimalizm, zaman içerisinde bireyin yaşam tarzına adapte olarak günlük hayatta kendini göstermeye başlamıştır.

Minimalist yaşamın kesin ve net bir tanımı olmasa da minimalizmin kelime kökü onu anlamlandırmak için bize ipucu vermektedir. Fransızca kökenli minimum kelimesi “Bir şey için gerekli en az veya en küçük miktar.” anlamına gelmektedir. Minimalizmden bir yaşam tarzı olarak bahsedildiğinde ise bu tanım genişleyerek: “İnsan hayatındaki maddî ve manevî unsurları, ihtiyaçlara göre sınırlayıp en aza indirgeyerek, daha fazla odaklanabilirlik, hareket serbestliği, yaşam konforu ve kalitesi kazandıran yaşam tarzı anlayışıdır.” şeklinde ifade edilmektedir. Hegel’in “Sade ancak basit olmayan yalın fakat yavan olmayan bir güzellik anlayışı.” dediği bu kavram günümüzde sadelik, karmaşadan uzaklık, yalınlık gibi kelimelerin içini doldurmaktadır.

Tükettikçe tükenmek

Her ne kadar mutluluğu ölçmek zor da olsa 2019 yılında yapılan bir çalışmaya göre[2] dünyanın en mutlu ülkelerinin, en zengin ülkeler olmadığı görülmüştür. En mutlu 10 ülke arasında çoğunlukla İskandinav ülkeleri yer alırken ekonomi devi Amerika ancak 19. sırada kendine yer bulabilmiştir. Tahminleri altüst eden bu istatistik, daha çok şeye sahip olmanın mutluluğu arttırdığı düşüncesi ile zıt düşmektedir.

Sahip oldukça daha mutlu olacağı şeklinde düşündürülmüş bireyler için salt tüketim bir ihtiyaç olmuştur. İhtiyacı olanı tüketmektense tüketmeyi bir ihtiyaç gören kişilerin elde etmeyi umduğu mutluluk zannedildiği gibi daha fazla eşyaya sahip olarak sağlanamamıştır. Üstelik teknolojinin gelişmesiyle birlikte bize zaman kazandırması adına satın aldığımız eşyalar, sandığımızdan daha çok vakit alır hâle gelmiştir. Zamanla tüketimin çokluğu ve yoğunluğu bireyler üzerinde yorgunluk ve tükenmişlik hissi uyandırmış, yaşam içerisinde bir sadelik aranmıştır.

Bu arayışın üzerine “Sade Hayat” hareketi ekseninde genişleyen ideolojik kampanyalar Batı toplumlarında tüketim çılgınlığına ve alışveriş bağımlılığına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Örneğin, Kanadalı Ted Dave, reklam şirketinde çalışan başarılı bir grafik sanatçısıyken etrafında gördüğü her şeye reklam gözüyle bakmaktan ve kendisi dâhil herkesin başkaları tarafından yönlendirilmesinden rahatsızlık duymuştur. İşini bırakmış ve “Yılda sadece bir gün alışveriş yapmadan yaşayabilirsiniz.” diyerek kampanya başlatmıştır. İlk kez 1992 yılında “Satın Almama Günü” olarak kutlanarak insanlar tarafından kabul edilen bu fikrin farklı bir versiyonu “TV Kapatma Haftası” adıyla ABD’de kutlanmaktadır. İçinde bulunduğumuz yüzyılda sadeleşme hareketi hızla yayılmaktadır. Dünya hayatının gösterişinden uzaklaştıkça hayatın manevî boyutlarında derinleşebildiklerini gören bireyler, yaşanacak asıl hazların bu boyutlarda bulunduğunu keşfetmişlerdir.

Popüler minimalistler: Joshua ve Rayn

Pek çok kişinin minimalizmi bir yaşam tarzı olarak keşfetmesine ön ayak olan Joshua Fields Millburn ve Ryan Nicodemus, 30 yaşlarına girmeye yaklaşmışken hayatlarında bir boşluk olduğuna karar verirler. Mutluluk vadeden kazançlarına ve lüks eşyalarına rağmen sadece daha fazla şey satın almak için haftada 80 saat çalışmanın, daha fazla borç, stres, endişe, suçluluk ve depresyon getirdiğini fark ederler. 2009 yılında işlerinden ayrılıp hayatın kendisine odaklanmak için minimalizm ilkelerini benimserler.

Millburn kendi hikâyesini şöyle açıklıyor: “Fakir olarak büyüdüğümüz için mutsuzluğumuzun parasızlıktan kaynaklandığından şüpheleniyordum. Bu yüzden on sekiz yaşıma girdiğimde, bir şirkete iş başvurusunda bulundum ve sonraki on yılı kariyer basamaklarını tırmanarak, para peşinde koşmak dışında her şeyi bırakarak geçirdim. Zamanla şirketimizin 140 yıllık tarihindeki en genç yöneticisi oldum. Kayda değer bir gelir elde etmeme rağmen kendimi olağanüstü hissetmedim. 2009’un sonlarında, annem öldü ve aynı ay içinde evliliğim sona erdi, bu da her şeyi sorgulamama neden oldu: Finans, özgürlük, gelecek. İşte o zaman minimalizmi keşfettim. Şimdi, geçen on yılın ardından sahip olduğum eşya sayısı muhtemelen 288’den azdır.” [3]

Minimalizm sayesinde hayatlarının kontrolünü yeniden ele aldıklarını söyleyen ikili, daha az şeyle anlamlı bir şekilde yaşamak hakkında yazılar yazarak farkındalık oluşturmaya çalışıyorlar. Özellikle konuşmalarını bitirirken yaşam felsefelerini özetleyen şu cümleyi sıkça kullanıyorlar: “İnsanları sevin, eşyaları kullanın. Çünkü tam tersi asla işe yaramaz.”

Minimalist olmak için

Minimalizmin ilk aşaması farkındalığa varmaktır. Bu da sahip olduğumuz tüm eşyaların bizden bir şeyler götürdüğü gerçeğidir. Jose Mujica “Bir şeyi paramızla değil, hayatımızın o parayı kazanmak için harcadığımız kısmıyla alırız.” diyerek bizden giden en önemli şeyin zaman olduğunu vurgulamaktadır. Ancak sahip olduklarımızın bizden götürdükleri, zamanla sınırlı değildir. Bazen odaklanmamız bazense enerjimiz istemeden verdiklerimizdendir. Minimalizm, sahip olduklarımızın bizden hangi şeyleri almasına izin verdiğimiz konusunda bilinçli olmamızı ister. Yani önemli olana odaklanmak adına hayatın fazlalığından kurtulmak için bir araçtır. Bu sayede isabetli bir azlığı, anlamsız bir çokluğa tercih eden kişi, kendisini daha mutlu eden başka şeyleri yapmak için geniş fırsatlar yakalamış olur.

Hayatındaki anlamsız çokluğun farkında olan kişi, fazlalıklarını sorgulayarak sadeleşmeye adım atabilir. Bahsedilen fazlalıklar, sadece sahip olduğumuz eşyalardan ibaret değildir. Hayatımıza değer katmayan insanlar, gereksiz ilişkiler, bize ait olmayan hayaller, bize yük olan anılar da kalabalık yapan şeylerdendir. Dışarıdaki kalabalıklar yüzünden içeriye bakmaya fırsatı olmayan insan, özüyle yabancılaşmaktadır. Başkalarına ait hayatları ve son trend eşyaları yakından takip ederken kendi yaşam yolculuğuna seyirci kalmaktadır.

Sadeleşmek için gardırobumuzu her gün aynı renk giyecek kadar ayıklamak veya eşyalarımızı sayısını bilecek kadar azaltmak zorunda değiliz. Her gün aynı renk giyen Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg de bunun sebebini şöyle açıklıyor:

“Hayati kararlarımı mümkün oldukça basit tutmaya çalışıyorum. Bu şekilde küçük detaylara ayırdığım zamanı, verebileceğimiz hizmetlerle ilgili büyük kararlar için kanalize edebiliyorum. Her sabah ne giyeceğimi düşünmek şüphesiz büyük zaman kaybı olurdu.”

Zuckerberg için kıyafet seçiminden kazandığı zaman sevdiği işe daha çok odaklanmak için bir fırsat olmuştur. Bu noktada eşyalardan başlayan bir sadeleşme, hayatımızın tüm alanlarında kendini gösterecektir. Yüklerinden arınıp hafiflemiş ve sevdiği şeyler ile daha fazla vakit geçirmenin mutluluğunu yaşamış bir insan, hayatın kendisine odaklanacaktır. Yavaşlayarak hayatın esas güzelliklerinin farkına varacak ve şükür dolu bir kalple daha fazla insan olmak için uğraş verecektir. [4]

Nurşen Altundağ

Dipnot:

[1] https://dictionary.cambridge.org/tr/s%C3%B6zl%C3%BCk/ingilizce/minimalism

[2] https://worldhappiness.report/ed/2020/#read

[3] https://www.theminimalists.com/about/#the_mins

[4] Rabia Sakartepe, Sade Yaşam İçin Küçük Bir Adım, s. 57

Yayın Tarihi: 30 Mayıs 2021 Pazar 12:30 Güncelleme Tarihi: 02 Haziran 2021, 07:58
banner25
YORUM EKLE

banner26