Minareler şehri Sivas

Bir şehrin insanlarına kolayca ve çekinmeden selam verebiliyorsanız, oradan korkmayın. Sivas’ı ben öyle buldum… Haşim Akın yazdı.

Minareler şehri Sivas

Sivas insanı yiğit, havası ve suyu sert Anadolu’nun kadim medeniyet durağı… Şehre girince sizi eşsiz bir tarihi doku karşılıyor. Bir şehrin insanlarına kolayca ve çekinmeden selam verebiliyorsanız, oradan korkmayın. Sivas’ı ben öyle buldum… Orada dar sokaklar, gülümseyen insanlar ve tarihi dokunun rayihası sizi selamlıyor.

Kale Camii’nde davudi bir sesle namazınızı kılmayı ihmal etmeyin. Kulağınız ve gönlünüz tıkanmamışsa; ezanlar sizi sadece davet etmez, elinizden tutup çeker içeriye burada adeta… Caminin dışında başka yerlerde çok da alışık olmadığınız özel bir saf, sizi ayrı diyarlara ve duygulara götürecek. Gözleri görmediği için mescide gelmeme izni isteyen ve “Ezanı duyuyorsan gel!” emrine uyarak safta yerini alan Hz. Abdullah İbni Ümmi Mektum’u (ra) görecekmişsiniz gibi bir hisse kapılacaksınız… Akülü engelli arabalarıyla namaza gelmiş Müslümanların bu özel safını her yerde göremeyebilirsiniz.

Kayıpların kaldırıldığı raf

Caminin kuzey duvarında kayıp eşyalar için özel bir raf oyulmuş. Sahibi bilinmeyen eşyalar, buraya konulur ve orada aranırmış. Emanete riayetin ve kul hakkını yemekten kaçışın emsalsiz bir örneği bu... Düne ait görülmesi gereken önemli izlerden biri. Şimdi burada birçok kayıp değerimiz saklanmış sanki... Güven, sadakat, ahde vefa, sabır ve sevgi gibi… Kayıplarımızı oraya kaldırmışlar âdeta…

Yine caminin kuzey doğu köşesinde bir sadaka taşı bulacaksınız. Anadolu’nun birçok yerinde sadaka taşları vardır. Ama bunlar, kadim medeniyetin sadece görselliğini temsil eder. Hayran hayran seyreder ve iç çekersiniz sadece... Ama Sivas’ta öyle değildir. İşlevinin devam ettiğini de görüyorsunuz. Öğle namazından sonra bir genç, elinde bir poşet dolusu bozuk parayla geldi ve bu sadaka taşını doldurdu. Sonra da dönüp gitti. Belki de alışık olmadığım için en şaşkın bakışlar bana aitti. Yıllar önce Konya’da yer alan böylesi sadaka taşının olduğu mahalli öğrencilerimle beraber ziyarete gitmiştik. “Hocam burada bir lira olsa, inanlar buradan sadece parayı değil tüm taşı kökünden alıp giderler…” diye güvensizlik ve açgözlülüğe vurgu yapmışlardı. Bu taşın başında onlara “Gördünüz mü? Hala kardeşlerine ve halkına güvenen bir şehir ve toplum var…” demek isterdim.

Buruciye Medresesi’nde çay

Buruciye Medresesi’nde müftülük tarafından işletilen çay ocağında kulaklarınızı ve ruhunuzu okşayacak hafif bir dini musiki eşliğinde çay yudumlamak mümkün. Temiz, nezih, sakin ve rahatlatan bir ortam. Burası eski bir medreseymiş. Ama sol tarafta bir hücrede bulunan Muzafferüddin Burucirdi’nin (Hibetullah Burucerdioğlu Muzaffer Bey) türbesine bir Fatiha okumayı ihmal etmeyin. Böylesi bir eserin banisine teşekkür etmeden ayrılmak, ayıp olur.

Sonra bu topraklardan çağlar boyu kazınmayacak bir mühür olan Çifte Minare Medresesi’ni mutlaka görmek lazım. Buralar iki yönlü mühürdür. Birinci yönleri; görünen, zarif, estetik ve uzun sabrı gerektiren eser olması… İkinci yönleri ise ilim halkalarında yetiştirdiği şahsiyetlerdir. Asıl mühür de insanla olur. Şehirleri ve ülkeleri kuran da yaşatan da insandır. Bu nedenle hem göze hem de gönle hitap eden bu yapıların hepsi de insan içindir.

Eski medrese hücrelerinin her birinde ayrı bir tezgâh var. Sivas’ın el emeği, göz nuru ürünleri müşteriyle buluşuyor. Kullanmamaktan çok iyi elbette... Ama keşke bir bölümü bile olsa, aslına uygun işler için ayrılsaydı. İşe sadece ticaret ve para penceresinden bakmak yerine, bu mekânların banilerinin arzu ve duasına uygun kullanılabilseydi… 

Sivas Ulu Camii, o eski ve vakur ihtişamıyla sizi beklemeye devam ediyor.

Hepsi de görmeye ve havasını teneffüs etmeye değer.

Haşim Akın

Güncelleme Tarihi: 04 Ekim 2018, 12:50
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner7

banner6