Meryem Suresi'ni bir de orada okuyun

Hâfız’ın aklımdaki iki şiirinden biri gelir hemen hatırıma ‘Ey rüzgâr!’ diyor ya, ‘madem ki o memlekete gideceksin…’ Ardından kime ne yollamak istiyorsa onu yüklüyor ya rüzgâra Hâfız… Zeynep İnan yazdı..

Meryem Suresi'ni bir de orada okuyun

 

Yakınında yaşamamız sebebi ile çocukluğumun hatırlayabildiğim zamanlarından beri nice ziyaretler yapmışızdır İzmir-Selçuk’taki Bülbül Dağı’na... Farklı yaşlarda, farklı idraklerde… Sekiz-on yaşlarımdan aklımda kalmış, çok etkilendiğim bir çift minik lacivert bot var mesela… O zamanki rahibelerden biri anlatmıştı; ayakları tutmayan İtalyan bir çocuk, dua edip iyileştikten sonra getirip bırakmış. Benim ayağımla aynı büyüklükte olduğu için mi o kadar etkilenmiştim bilmiyorum? Hâlâ asılı dururlar kubbeli girişte sol taraftaki duvarda. Sağ tarafta mumlar ve bağış kutusu… İlerlediğiniz zaman tam karşınızda Hazreti Meryem’i tasvir eden heykelin bulunduğu dua bölümüne girersiniz. Zaten göze görünen kısmı itibarıyla minicik bir yapıdır Hazreti Meryem evi.

Sanırım on beş sene kadar önceydi… Yine bir ziyaretimiz sırasında kendi aramızda öğle namazının vaktinin daraldığından konuşuyorduk. Görevli rahipler genellikle Türkçe bilirler; biri duymuş bizi. Yanımıza gelerek namazlarımızı orada kılabileceğimizi söyledi ve bizi eliyle, çıkış tarafına düşen, içinde Hazreti Meyrem’e ait hücrenin de bulunduğu minik yatak odasına doğru yönlendirdi. Kenardaki taburenin üzerinde katlı vaziyette birkaç seccade hazır duruyordu. Oraya, Hıristiyan âlemi için özel ayin günleri dışında, hafta içlerinde ve limanda gemi olmayan günlerde gitmeye dikkat ettiğimiz için ortam müsaitti, namazlarımızı rahatça kıldık.

Namazdan sonra rahibelerden biri bize uzun uzun anlattı… Rahibe Katerin Emmerik bin sekiz yüzlerin başlarında Hazreti Meryem’in Hayatı isimli bir kitap yazmış. Kitabında Efes yakınlarında bizim Bülbül Dağı dediğimiz bu mevkide Hazreti Meryem’in yaşadığı bir evi, evin bulunduğu yeri detaylı bir şekilde tarif etmiş. Elbette bu kitap, çorap söküğü için kaçan ilk ilmek olmuş. Ve ilk olarak 1881’de Paris’ten bir rahip konuyu araştırmak için Türkiye’ye doğru yola çıkmış… Sonrası 1950’ye kadar devam eden uzun bir hikâye…

Bizi alakadar eden kısım ise başka.

İşte bizim ziyaret sebeplerimiz

Hani Zekeriya aleyhisselam mihrapta yanına girer sorarmış “Meryem! Bu sana nereden geldi?” diye, Hazreti Meryem de cevap verirmiş “Bu Allah katındandır. Şüphesiz Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır” diye;

Hani melekler “Ey Meryem! Allah seni seçti. Seni tertemiz yaptı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı.” dermiş;

Hani Rabbine divan durması, secdeye kapanması ve rükû edenlerle beraber rüku etmesi istenmiş ve müjdelenmiş; “kendisinden bir kelime” ile;

Derken “büyük bir iftiraya” uğramış;

Bir hurma kütüğünün altında sancı çekmiş;

İşte bizim ziyaret sebeplerimiz!

Lütfen zaman ve mekân kayıtlarından kurtulmuş olanlar mazur görsünler ama Meryem Suresi’ni burada okumak bana çok büyük zevk veriyor. Hafif de rüzgâr olacak… Hâfız’ın aklımdaki iki şiirinden biri gelir hemen hatırıma “Ey rüzgâr!” diyor ya, “Madem ki o memlekete gideceksin…” Ardından kime ne yollamak istiyorsa onu yüklüyor ya rüzgâra Hâfız… Küçük evin yanındaki meşe ağacının altında okurken Meryem Suresi’ni, zannedersiniz ki rüzgâr yüklenmiş ayetleri, size getiriyor bir bir… Kimse olmaz etrafta. Siz, orman, birkaç sincap, kuşlar…

En son 28 Kasım’da gittik. Evin karşısındaki duvarın üzerinde oturmuş Hazreti Hatice annemizi düşünüyordum. Sana yardıma geldi diyordum. Hazreti Fatıma annemizin yüzünü ilk görenlerden oldu. Ruhullah Anası… Ucundan kıyısından düşünülmüyor ki bütün bunlar, dalıp gidiyor insan. Rahibin yetersiz Türkçesiyle yaptığı telefon konuşması sayesinde daldığım yerden çıktım. Özel bir ayinleri olacağından bahsediyordu. Yanımdan geçerken misafir olup olamayacağımızı sordum, memnuniyetle karşıladı. İki rahip, bir rahibe, beş kişilik Fransız ayin gurubu ve biz…

Ayaküstü Meryem Suresi’nden konuştuk biraz

Törenin seyri içinde defalarca “amen” diyerek dua faslına geçilmişti. Çıktıktan sonra arkadaşlarla birbirimize o fasıllarda ne yaptığımızı sorduk. Ben her aminde Fatiha okumuştum. Bir arkadaşım zikir yapmış. Diğeri de gönlünden geçen duaları etmiş.

Ayinin bitiminde rahip tüm cemaate Türkçe olarak “Tanrı’nın barışı sizinle olsun” dedi. Sonra bizim yanımıza gelerek bir kelime değişikliği yapıp “Allah’ın barışı sizinle olsun” dedi. Katılmamızdan duyduğu memnuniyeti ifade etti. Biz de kabul edildiğimiz için çok teşekkür ettik. Tahkik ehli olamasak da taklitten kim ölmüş, duymadık mı Hazreti Mevlana’dan tevazuda papazı geçmeyi… :) Ayaküstü Meryem Suresi’nden konuştuk biraz… Yunus Emre Hazretleri demiş ya “sizde bir türlü bizde bir türlü” diye… Bir kez daha anladık ki havada mülkiyet olmaz, hepimiz kendimize ait oksijeni alırız içimize! O yüzden derin solumak lazım.

Ormanın içinde, yukarı şapelden Meryem Ana evine doğru inerken yürüyenlere baktım. Hazreti Niyazi Mısrî insanlığa tembih etmiş ya “âlem kamu bir yüz durur” diye… Kendisi o bir yüzü görmüş ve hayran olmuş ya… Hazreti Şeyhül Ekber gönlünü kimine tapınak, kimine otlak, kimine sığınak yapmış ya… Unutma bunları diye tembihledim kendimi.

Bülbül Dağı böyle bir yer işte!

Dönüş vakti geldiğinde, kıvrım kıvrım dağ yolundan aşağı inerken arabada çıt çıkmaz. Çünkü hep yukarıda unutur insan kendini. Şayet henüz gelmemiş, asgaride dünya gözüyle burayı görmemiş olanlar varsa mutlaka görün derim. Meryem Suresi’ni bir de Bülbül Dağı’nda okuyun.

 

Zeynep İnan yazdı

Güncelleme Tarihi: 06 Aralık 2013, 16:16
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13