banner17

'Medineleşmeyi' yaşatma çabasıdır Akevler

Kuruluşu 1967 yılında, 'Adil Düzen' teorisyeni Süleyman Karagülle tarafından gerçekleştirilen 'Akevler', bizim yeni mahallemizdi artık. Mardin Ulu Camii'nde başlayan sohbetler, artık ulu adamların gölgesinde devam edecekti. Mücahit Erboğa yazdı.

'Medineleşmeyi' yaşatma çabasıdır Akevler

 

 

-      Artık buradan gideceğiz.

-      Nereye Baba?

-      İzmir'e…

Bu diyalog, 1987 yılında bir babayla oğul arasında, Güneydoğu Anadolu'nun tarihle yoğrulan şehri Mardin'de geçmişti. Bütün eşyaların yüklendiği kamyona anılar da konulmuş, hatta bir kısmı sığmadığı için otobüsle İzmir'e gönderilmişti. Baba Halit Erboğa, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde yeni görevine başlarken, ev halkı da yeni şehre ve yeni mahalleye alışacaktı.

Kuruluşu 1967 yılında, "Adil Düzen" teorisyeni Süleyman Karagülle tarafından gerçekleştirilen "Akevler", bizim yeni mahallemizdi artık. Mardin Ulu Cami'nde başlayan sohbetler, artık ulu adamların gölgesinde devam edecekti.

İlk Ramazan’ı unutmak mümkün mü?

Evlerin kapısının, komşulara her daim açık olduğu, susuzluk zamanlarında imece bir usulle suların taşındığı ve birçok sıkıntının paylaşıldığı bir semtten bahsediyorum. Her bir blokta  yer alan mescitler, başların üstünde, yani en üst katta konumlanmıştı. Önceleri garipsediğim ve anlayamadığım bu yerleşim planını, sonraları bir sığınak ve terapi merkezine dönüştüren, yaşayanların temiz soluklarıydı. Ve her vakitte hem hane halklarına, hem de dışarıya zamanı durduran bir seda yükselir, kurtuluşa çağırırdı sakinlerini... 

Şenlik havasında karşılanan ilk Ramazan'ı unutmak mümkün mü? Çoğumuzun mendillere sarılı en güzel hatıraları, işte bu birlik ruhunda yaşamaktaydı Akevler'de. Teravihleri her ne kadar çocukluğumuz için eğlence malzemesi yapsak da, büyüdükçe secdelerin büyüdüğü bir halı sahaydı mescidler. Hem de  İzmir gibi bir şehirde...

Hakikat adına ne varsa kaybolmaya ve unutturulmaya çalışıldığı bir dönemde, Kelamullah'tan başlayıp Hayat-us Sahabe'den, Mektubat'tan, Risaleler’den ve kalbi besleyen ne varsa öğün öğün, her dem gönül ve kulak verip eğildiğimiz bir eğitim mekânıydı Akevler...

Emin bir beldede…

"Eğilmek" derken, bir harfi tarifin ne kadar kelimelerle yetersiz olduğunu bilerek sözlerime devam edeceğim.

İlahi sesleniş, Kur’an’da “Belde” kavramının altını çizerek, bize birçok şey hatırlatmıştır. Beled Suresi’nden bahsediyorum tahmin edeceğiniz üzere.  “1-Andolsun bu beldeye. 2- Ki sen bu beldede oturmaktasın…” diyerek Mekke ve Mekkeli Muhammed (s.a.s)’i över vahyin sahibi... Ve aynı surede üzerinde derin derin düşünülmesini istediği  11. Ayetinde, “İnsan, o sarp yokuşa göğüs geremedi!” der ve akabinde de, “12- Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir?” diye sorar. Cevabı da yine kendisi verir. Bu yokuşu geçebilme yolunun başına,  “13-Köle azat etmek”i koyarak.

İşte şimdi O harf’e, yani “Elif”e yeniden dönerek devam etmek gerek bizim Belde’nin varoluşuna…

Vahyin dili mebdeyi, yani başlangıcı tarifen, “Elif” ile koyulur yola. İşte Âlemlerin Sahibi’nin, “Akabe” dediği sarp yokuş da, bu harfin, yani Elif'in bir nevi tarifidir. Eğimli ama zorlu bir varoluş sancısı.

Tıpkı bir yokuşun başındaki Akevler gibi… Dokuz Eylül İhahiyat Fakültesi, İmam Hatip Lisesi ve Kestane Pazarı Yurdu’nun bittiği bir beldedir Akevler. Boyun bağının farkında olanların ya da farkında olmaya çalışanların yerleştiği ve bazen başkalarının da boyun bağlarının çözüldüğü bir yurttur, ocaktır, vatandır...

Akevler’in tarihi yazılmalı çünkü…

Modern dünya tasavvurunun bütün enstrümanlarına rağmen, "medineleşmeyi", medenileşmeyi yaşatma çabasının adıdır “Akevler”.

Hülasa, devrin iktidarının yeşerdiği zeminlerden biridir Akevler.  “Milli Görüş” geleneğinin en önemli ideologları arasında mümtaz bir yere sahip olan kurucusu Süleyman Karagülle, bakın nasıl ifade ediyor bu serüveni: “Önce bir kooperatif kurduk. Çalışma hayatında ve yaşam alanı olarak bir toprak parçasında beraberce yaşayabileceklerin ve anlaşabileceklerin bir araya gelmelerini gaye edindik. Bir arsa aldık ve apartmanlar yapmaya başladık. İsteyenler de bize katıldılar. Daha sonra, yapacağımız işler üzerinde araştırmaya başladık. Araştırmalarımızla,  işlerimizi İslamiyet’e uygun olarak yapmaya çalıştık.”

Her zorlukla beraber bir kolaylığın var edildiği bir zamanı yaşamıştır Akevler. Her ne kadar bugünlerde eski dinamizmine sahip olmasa da, bu düşüncenin hayata geçebileceğinin en güzel işaretleriyle doludur. Şüphesiz ki, bir dönemin yokluklarına karşı birlikte var olmayı becerenlerin hikâyeleri ve başarılarıyla doludur bu proje.

İşte sırf bu yüzden tarihi yazılmalıdır Akevler’in. Çünkü orada Abdullah Gül’den Fehmi Koru’ya, Prof. Dr. Ahmet Satoğlun'dan Prof. Dr. Osman Eskicioğlu'na, Prof. Dr. Sabri Tekir’den Bahattin Yıldız’a, birçok cevherler yetişmiş ve izler bırakmıştır.

Geriye kalansa; bu cevherlerin ve birlikteliğin yaşamaya, yetişmeye devam etmesini dilemektir bize düşen... Vesselam...

 

Mücahit Erboğa, Akevler’den yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Şubat 2014, 17:30
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ömer Faruk
Ömer Faruk - 5 yıl Önce

Akevleri hatırlayınca Akyol Matbaasını da hatırladık. Haberi yapandan Allah razı olsun..

banner8

banner19

banner20