Medine Arif Hikmet Bey Kütüphanesi

"Sultan II. Mahmud, Medine’de Hz. Muhammed’in türbesinin yanı başına inşa ettirdiği kütüphaneye kendi adını verdiği gibi birçok kitap da bağışlamıştı. Daha sonra Şeyhülislam Arif Hikmet Bey de özellikle topladığı müellif nüshası ve çok değerli eserleri değerlendireceği kütüphaneyi Mescid-i Nebevi’nin 20 metre dışında vakıf olarak kurmuştu." Bilal Kemikli yazdı.

Medine Arif Hikmet Bey Kütüphanesi

Arif Hikmet Bey (ö. 1859), Rumeli Kazaskeri İbrahim Paşa’nın oğlu ve I. Abdülhamid dönemi vezirlerinden Raif İsmail Paşa’nın torunudur. Kudüs, Mısır (Kahire) ve Medine mevleviyetleri, nüfus tahrir memurluğu, nakibüleşraflık, Anadolu ve Rumeli kazaskerlikleri, Tanzimat müfettişliği ve şeyhülislamlık gibi görevlerde bulunmuştur. Onun ilmiyeden gelen bir devlet adamı olma vasfının yanında Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler yazmaya muktedir bir şairlik tarafı da vardır. Keza tezkire, teracim, tarih ve fıkıh alanlarında eserler yazmış bir müelliftir. Onun bu çok yönlü kişiliğinin bir parçasını da kitaplara ve hayır işlerine düşkünlüğü oluşturmaktadır. Nitekim bir yandan konağını ilim ve irfan ehline açarken öte yandan Cevdet Paşa gibi istidadı olan genç ilim adamlarını himaye ederek kültür tarihimizin önemli simalarının yetişmesinde yardımcı olmuştur. Geride kalan en önemli eseri Medine’de tesis ettiği kütüphanesidir.

Arif Hikmet Bey’in kurduğu kütüphane bir vakıf kurumudur. 1855’te tescil edilen vakfiyesine göre kütüphane, Şeyh Cüneyd Zaviyesinin bitişiğinde, Mescid-i Nebevi’nin kıble tarafına düşen yerdedir. 5 bin cilt kitabı ihtiva eden kütüphanenin iyi çalışması ve vazifelileri için Medine’de 5 adet ev ve 1 hurmalık, İstanbul’un başta Üsküdar, Kuzguncuk ve Sarıyer olmak üzere muhtelif semtlerinde dükkan, bostan, bahçe, hamam, han, berber dükkanı, içinde fırını, kuyusu ve sair müştemilatı olan binalar vakfedilmiştir.

Üç yıl sonra vakfiyeye ilave yapılarak yeni maddi kaynaklar tahsis edilmiş, vakfın gayesi genişletilmiş, yeni yükümlülükler eklenmiştir. Bu ilavede dikkat çekici bir husus “Kütüphaneden herkes faydalanabilir ve herhangi bir engellemeye gidilemez” ilkesinin konulmuş olmasıdır. Böylece farklı görüş veya mezhep mensuplarının da buradan yararlanmasının önü açılmıştır. Bundan başka kütüphaneyle alakalı temel ilkeleri şöyle sıralayabiliriz:

1. Kütüphanede bir emin (müdür), dört hafız-ı kütüp, kapıcı, sucu ve temizlikçiden oluşan üç adet hizmetli ve mücellit istihdam edilmiştir. Ayrıca kütüphanecilerin âlim ve salih olmasına dikkat edilmesi esasa bağlanmıştır. Hafız-ı kütüplerin gelen araştırmacı ve okuyucuya samimi bir şekilde hizmet sunmaları gerektiği de not edilmiştir.

2. Kitaplar onarım için bile olsa dışarı çıkartılamaz, onarımlar içerde yapılır. Gerekli malzemenin temini ve tamiratın yapılması için harcamalar vakıftan yapılır.

3. Kütüphane sabahtan akşama kadar hizmete açıktır. Okuyucu ve araştırmacı olmasa da..

4. Kütüphanede dört hafız-ı kütüp, her gün ikişer cüz okuyarak ayda iki hatim yapılmasını sağlar. Hatmin sevabı, Hz. Peygambere(sav) ve mushaf vakfedenlere bağışlanır.

5. Personelin maaşları vakıftan karşılanır. Maaştan başka her Ramazan ayında ikramiye verilir. Buna göre kütüphanecilerin derecelerine göre aylıkları 10, 8, 7 riyal arasında değişmektedir. Hizmetlilere ise 4 riyal verilir.

6. Mütevelli gerektiğinde kütüphanenin tamiri ve onarımına karar verebilir.

7. Medine-i Münevvere kadısı huzurunda üç yılda bir kitapların sayımı yapılır.

Arif Hikmet’ten bahseden yazarlar mutlaka kitaplarını da mevzubahis ederler. Mesela Tarih-i Cevdet’i yazarken Arif Hikmet’in hususi kütüphanesinden faydalanan Cevdet Paşa onun çoğu nadir eserlerden oluşan 12 bin ciltlik bir koleksiyona sahip olduğunu söyler. Bu kitaplar arasından 5 bin kadarını seçerek Medine’deki kütüphanesini kurduğu rivayetine karşılık Cevdet Paşa sadece 3 bin tanesinin Medine’ye gönderildiğini nakleder.

Arif Hikmet’in kitaplarından bahseden diğer bir kişi de İbnülemin Mahmud Kemal İnal’dır. Ona göre Medine’ye gönderilen kitaplar, Arif Hikmet Bey’in kütüphanesindeki nadir eserlerden çok hariçten satın alınan kitaplardır. Arif Hikmet’in nadir kitaplarının yeğeni İzzet Bey’e kaldığını, onun da bir müzayede ile bunları sattığını söyleyen İbnülemin, müzayedeye zamanında gitmediği için üzülmüştür. Müzayede sonuna yetişerek buradan satın aldığı birkaç kitap ve evrakı düzenleyerek korumuştur. Bunlar, İbnülemin’in diğer kitaplarıyla birlikte İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi’ndedir. Ancak yeğeni tarafından satılan koleksiyondaki diğer kitapların akıbeti bilinmemektedir. Öte yandan yıllar önce Medine’deki çalışmalarımızda, bahse konu bütün kitapları inceleme imkanımız olmasa da kitapların sadece buraya vakfedilmek üzere hususi olarak yazdırılıp ciltlendiğini tespit etmiştik.

Arif Hikmet şeyhülislamlıktan infisalini müteakip “gûşe-i tayyibe” olarak vasıflandırdığı Medine’ye hicret ederek ömrünün kalan kısmını orada ibadet ve ilimle meşgul olarak geçirmek istemiştir. Bundan dolayı da kütüphanesini Medine’de tesis etmiş olabilir. Ayrıca Medine’nin İslam ilim tarihi açısından önemi malumdur. İslam coğrafyasının farklı bölgelerinden gelerek haccını eda eden âlimler, bir müddet burada kalarak hem eser telif etmişler hem de farklı görüşleri müzakere etme imkanı bulmuşlardır. Bu bakımdan Medine ilim adamlarını buluşturan bir şehirdir. Arif Hikmet de burada devrinin en büyük ve zengin kütüphanesini kurarak farklı dil ve kültürlerden gelen âlimlere hizmet etmeyi hedeflemiş olmalıdır.

Medine’de Türkler tarafından kurulan 14 kütüphanenin en kapsamlısı Arif Hikmet’in kurduğudur. Bu dönemde Medine’de çok fazla kütüphane olduğunu söyleyen el-Betenûnî bu kütüphanenin temizlik, düzen ve kitapların tertibi itibariyle kütüphanelerin en güzeli olduğunu söylemektedir. İstifade edecek okuyucuların her açıdan huzur bulacağı bir ortam söz konusudur. En önemlisi de nadir elyazması eserlerin çokluğudur. el-Betenûnî dışında Eyüp Sabri Paşa, Muhammed Kürt Ali ve Fuat Hamza gibi müellifler de buradan sitayişle bahsetmişlerdir.

1. Dünya Savaşı’nda Arap isyanı sırasında buradaki kitaplar İstanbul’a gönderilmek maksadıyla Şam’a nakledilmiştir. Ancak kitaplar Şam’daki Sultan Selim Tekkesinde kalmış, ardından vakfiyeye uyularak Medine’ye nakledilmiştir. Kütüphane binasının Mescid-i Nebevi’nin kıble cenahında uygulanan genişletme projesi çerçevesinde yıktırılmasından sonra kitaplar Melik Abdülaziz Kütüphanesine nakledilmişse de buranın da yıkılmasıyla geçici olarak el-Câmiatü’l-İslâmiyyeye taşınmıştır. Bilahare yapımı devam eden Melik Abdülaziz Müzesi içinde müstakil bir bölüme nakledileceği söylenmektedir.

Bilal Kemikli

Sultan II. Mahmud, Medine’de Hz. Muhammed’in türbesinin yanı başına inşa ettirdiği kütüphaneye kendi adını verdiği gibi birçok kitap da bağışlamıştı. Daha sonra Şeyhülislam Arif Hikmet Bey de özellikle topladığı müellif nüshası ve çok değerli eserleri değerlendireceği kütüphaneyi Mescid-i Nebevi’nin 20 metre dışında vakıf olarak kurmuştu. Kütüphanenin arsasını Hz. Hasan’ın torunlarından satın alırken çok yüksek bir meblağ ödemiş. Zengin gelir kaynaklarını da vakfetmiş. Günümüzde bu iki kütüphane ne yazık ki yerinde değil. Binaları yıkılmış, kitapları Suud ailesinin kurduğu üniversite ve enstitülere dağıtılmış. Neyse ki kitapların az bir miktarının zayi olduğu kaydediliyor. Fahrettin Paşa 1917’de Medine’deki “emanat-ı mübareke”yi İstanbul’a yollarken buralardaki kitapları da sandıklarla trene yükletmiş. Ne var ki Şam’da kitapların geriye gönderilmesine karar verilmiş ve yerlerine iade edilmişler. Mahmudiye Kütüphanesinin iki nadir fotoğrafı mevcut. İçeriyi gösteren fotoğrafın Mahmudiye Kütüphanesi olduğuna şüphe yok ama binanın ön cephesini gösteren diğer fotoğrafın Arif Hikmet Bey Kütüphanesi olma ihtimali var. Hamiş: Günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde yer alan “Medine” koleksiyonu 1917’de ayrıca getirilen 566 civarında değerli yazma eseri içermektedir. -Sinan Çuluk

Kaynak: Z Dergi-Kütüphaneler, sayı 5

Yayın Tarihi: 26 Haziran 2021 Cumartesi 14:00 Güncelleme Tarihi: 28 Haziran 2021, 07:59
banner25
YORUM EKLE

banner26