Medeniyetimizin sessiz şahitleri

Tarihî mezar taşları ve sadaka taşlarını kültür gündemimize sokan araştırmacı Nidayi Sevim, Eyüp Sultan’da medfun bazı önemli zevatı yazdı..

Medeniyetimizin sessiz şahitleri

Fatih Sultan Mehmet Han’ın emriyle Feth-i Mübin’in ertesi günü, 30 Mayıs 1453'te Sahn-ı Seman medreselerinin kuruluşuna başlanmıştır. Sahn-ı Seman medreseleri bugünkü İstanbul Üniversitesinin temelini oluşturmaktadır. Bu sebeple İstanbul Üniversitesinin logosunda bilindiği üzere 1453 yazılıdır. İlk programlarını oluşturanlardan birisi de ünlü Türk bilgini Ali Kuşçu’dur. Ali Kuşçu’nun mezarı Eyüpsultan’dadır. Üniversitenin öğrencileri şöyle dursun, acaba kaç öğretim görevlisi Ali Kuşçu’nun mezar yerini bilir?

Mesela kendisinden 70 yıl önce (1827’de) ölmüş olan Beethoven’ının Bonn’daki evi, çiçekli bahçesi içinde 170 yıldır aynen korunup bakılmakta olan bir ziyaretgâh olduğu halde, biz, 21. yüzyılın tarih tahripçileri Zekai Dede’nin evini yıkmakta mahzur görmemişizdir. Bununla da yetinmeyip mezarını hedef tahtası yerine koyup kurşunlamışız!

Yavuz Sultan Selim’e verdiği bir raporda “Bizim Kürtleri Allah ve Peygamberden başka hiç bir güç birleştiremez” diyen ve 25 Kürt beyinin savaşsız Osmanlıya iltihakını sağlayan İdris-i Bitlisi Hazretlerinin mezar yerini bilen kaç akil insanımız vardır?

İsimleri çoğaltmak elbette mümkündür. Peki, bu vurdumduymazlık, ahde vefasızlık nereye kadar devam edecek? Bizi biz yapan değerlerimizi, medeniyetimizin sessiz şahitlerini görmezden geldiğimiz, yeni nesil ile tanıştırmadığımız müddetçe iki yakamız bir araya gelmeyecektir. Haberimizde bu büyüklerimizden bazılarının kısa biyografilerini ve mezarlarının yerlerini anlatmaya, mümkün olduğunca görsel olarak da desteklemeye çalışacağız. Örneklerimiz şimdilik milletimizin manevi üssü Eyüpsultan’dan olacak. İlerleyen zaman dilimlerinde İstanbul’umuzun farklı mekânlarından sanatkâr, asker, devlet adamı ve din büyüklerimizi sizlerle paylaşmaya gayret edeceğiz.

Eyüpsultan’da bir uzay bilimci Ali Kuşçu

Ünlü Türk düşünürü ve bilgini Ali Kuşçu, Semerkand’ta dünyaya gelmiş. Devrin seçkin bilim adamlarından ders almış. Uluğ Bey’in önderliğinde yapılan rasathane faaliyetlerinde önemli görevler alan Ali Kuşçu, Kadızade-i Rumi’nin vefatı üzerine rasathanenin yönetimini üstlenmiş.

Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, Ali Kuşçu’nun dünya Müslümanlarını kuşatmış olan ününden yararlanarak Fatih Sultan Mehmet ile aralarındaki ihtilafı çözmek için onu İstanbul’a elçi olarak gönderir. Bilim adamlarına hürmeti adet haline getirmiş olan Fatih Sultan Mehmet, Ali Kuşçu’yu büyük bir saygıyla karşılar, derin bilgisine hayran kalır ve ona birlikte çalışmayı teklif eder. Bir müddet sonra bu arzusuna nail olur. Kuşçu’yu imparatorluğun en üst düzeyde ilmi mevkii sayılan Ayasofya Medresesi müderrisliğine tayin eder. Astronomi, matematik, felsefe, kelam, usulü fıkıh, dil ve gramer konularında 15’in üzerinde eseri bulunan Ali Kuşçu’ya bunlardan ayrı olarak pek çok eser nispet edilmiş. Ali Kuşçu’nun, Molla Hüsrev ile birlikte Fatih Sultan Mehmet Han’ın kurduğu Sahn-ı Seman medreselerinin ( Bugünkü İstanbul Üniversitesi) programlarını ilk olarak düzenlediği ve uygulamaya koyduğu rivayet edilmekte. Ayrıca yaptığı ölçümler sonucunda İstanbul için önceden belirlenmiş olan 60 derecelik boylamın doğru olmadığını tespit etmiş, gerçek boylamın 59 derece, enlemin de 41 derece 14 dakika olduğunu belirlemiş. M. 1470’de vefat eden Ali Kuşçu’nun yaptığı ilmî çalışmaların neticeleri uzun süre kendinden sonra gelen nesillere ışık tutmuş.

Ünlü fizikçi ve astronomi bilgini, Ali Kuşçu’nun uzun seneler muhafaza edilen mezarı bir ara kaybolmuş. Ancak 1957 senesinde yapılan imar ve ihya çalışmaları sırasında mezar yeri tespit edilememekle beraber mezar taşı, Eyüp Sultan Türbesi’nin hemen arkasında bulunmuş. Bulunan mezar taşı temizlenerek yine türbenin arka kısmına, bugünkü yerine muntazamca dikilmiş.

Büyük devlet adamı ve siyaset bilimci İdris-i Bitlisi

İdris-i Bitlisî’nin tam adı Hakimeddin İdris Bin Hüsameddin Ali El-Bitlisî’dir. Osmanlı tarihçisi, siyaset bilimci ve devlet adamıdır. Bitlis doğumludur. İlk sekiz Osmanlı padişahını konu alan 80.000 beyitlik “Heşt Bihişt” adlı eseriyle ün yapmıştır. Türkçe, Farsça, Arapça şiirleriyle edebiyat, hadis ve siyaset bilimi üzerine yazılmış eserleri de vardır.

Şeyh Ömer Yesir tarikatına bağlı Hüsameddin Ali’nin oğluydu İdris-i Bitlisî. Hüsamettin Ali, âlim ve faziletli bir şeyhti. Bitlisî, ilim tahsilinin ilk ve önemli bir kısmını babasının yanında yaptı. Daha sonra çeşitli âlimlerden de farklı branşlarda ilim tahsil etti. Önce Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın divanında uzun yıllar nişancılık yaptı. Daha sonra 1490 senesine kadar Uzun Hasan’ın oğlu Yakup Bey’in divanında bulundu. II. Bayezid’in 1485’te kazandığı bir zafer üzerine tebrikname yazınca padişahın dikkatini çekti. 1501’de Şah İsmail Safevi Devletini kurunca II. Bayezid Han tarafından İstanbul’a davet edilerek kendisine önemli görevler tevdi edildi. 1514 yılında Yavuz Sultan Selim Han ile birlikte Çaldıran Savaşı’na katıldı.

İdris-i Bitlisî, Mardin, Urfa, Bitlis, Diyarbekir, Sason, Hizan, İmadiyye gibi birçok bölgeyi dolaşarak, o yer beylerinin Osmanlıya itaatlerini sağladı. Hasankeyf ve Siirt Eyyubî sülalesinden II. Halil, Bitlis Emiri Şeref Han, Hizan Emiri Davut Bey, İmadiyye Hâkimi Emir Seyfeddin gibi önemli şahsiyetler dâhil olmak üzere yirmi beş emir bir toplantı yaparak Osmanlı tebaiyetini kabul etti. Bitlisî’nin Kürt beyleriyle anlaşarak onları Osmanlıların yanına çekmesi, böylece bu yörelerin savaş yapılmadan Osmanlı egemenliğine girmesi onun ne kadar sevilen ve sayılan bir şahsiyet olduğunun ve siyasi dehasının apaçık göstergesidir.

Yaşadığı asrın ileri gelen âlimlerinden olan Bitlisî’nin sohbetlerine padişahlar, devlet ileri gelenleri büyük bir ilgi gösterirlerdi. Bir müddet Yavuz Sultan Selim Han ile sohbet arkadaşlığı da yapan İdris-i Bitlisi, 1520 tarihinde, Yavuz Sultan Selim Han’ın öldüğü sene İstanbul- Eyüp Sultan’da vefat etti. Mezarı, Eyüp Sultan- Gümüşsuyu yolundan, kendi adı ile anılan İdrisköşkü Caddesi’ne dönülen köşede, Kerimağa Sokağı girişinde soldadır. Bitlisi’nin bölgede ayakta kalmayı başarabilmiş bir sıbyan mektebi, çeşmesi ile eşi Zeynep Hanımın yaptırdığı bir mescit bulunmaktadır.

Edibe-i şehre Makbûle Leman Hanım

Şaire Makbule Leman Hanım, 1865 yılında İstanbul Beşiktaş'ta doğdu. V. Murat sarayında Kahvecibaşı İbrahim Efendinin kızıdır. Rüşdiyede okudu, sonra özel dersler alarak yetişti. Beşiktaşlı Berberbaşızâde Sadaret Mektubi Kalemi Müdür Muavini Mehmet Fuat Bey ile evlendi. Bir dönem Hanımlara Mahsus Gazete’nin başyazarı olan Makbule Leman, II. Abdülhamit tarafından “Şefkat Nişanı” ile ödüllendirildi. Ömrünün son on dört yılını tedavisi imkânsız bir hastalığın esiri olarak yatakta geçirdi. 34 yaşında Göztepe’deki evinde 1898’de vefat etti.

Kısacık ömrüne şiirlerinin yanı sıra denemeler, hikâyeler de sığdıran Makbule Leman’ın sağlığında yayımlanan şiirlerinin sayısı on ikidir. Bunlar tür ayrımına gidilmeksizin Makes-i Hayal adıyla 1896 yılında bir araya getirildi. Ölümünden sonra bu eser, eşi tarafından, Makbule Leman hakkında yazılanlarla bir arada ikinci kez bastırıldı. 1898 yılında vefat eden Makbule Leman’ın mezarı Eyüpsultan’da, Camii Kebir Caddesi üzerinde, Siyavuş Paşa Türbesi ile Mirmiran Mehmed Ağa türbeleri arasında bulunan hazirededir.

Razıyım ben zât-ı Peygamber dahi hoşnud ola

Sayemend-i rahmet olsun makberi Makbule’min

Cevher-i ekşimle yazdım zevcemin tarihini:

“Bâğ-ı firdevs-i berin olsun yeri Makbule’min”

Edibe-i şehre Makbûle Leman Hanım

Sene 1316 H.

Eyüpsultan’da bir Türk atabeyi Hoca Sa’deddin Efendi

Hoca Sa’deddin, Yavuz Sultan Selim’in Şah İsmail’e karşı kazandığı Çaldıran zaferinden sonra, İran’dan getirdiği fazıl, âlim ve sanatkârlardan biri olan Hafız Mehmed’in torunudur. Babası, Yavuz Sultan Selim’in çok sevdiği dostu, danışmanı ve nedimi Hasan Can’dır.

Hoca Sa’deddin Efendi, Kanuni Sultan Süleyman döneminde İstanbul’da dünyaya geldi. Babasının saray çevresindeki yüksek itibarı nedeni ile daha çocukluğundan itibaren çok iyi bir tahsil gördü. Başta Sahn müderrisi Karamani Mehmed Efendi olmak üzere devrin ileri gelen âlimlerinden dersler aldı. Daha sonra ise Müft’ül Enam Ebussuud Efendiye intisap etti. Yirmi yaşında devrin en büyük âlimleri arasına girdi. Sa’deddin Efendinin bundan sonraki hayatı Osmanlı sarayında devletin en zirve noktalarında, Türk ve dünya tarihini etkileyecek gelişmelerle devam etti. Hayatı saltanat, saray, din, bilim ve siyaset arasında daima aranılan birisi olarak geçti. Hoca Sa’deddin, Osmanlı tarihinde bir yıldız olarak parlayan, XVI. yüzyılın üçte ikisinde ömür sürmüş, Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim, III. Murad, III. Mehmed gibi dört hükümdar dönemini yaşayarak idrak etmiş bir şahsiyettir. Onun Osmanlı tarihine intikali, şehzade hocalığı ve sarayda Hace-i Sultani’lik görevine yükselmesiyle olmuştur. Dinî ve dünyevî ilimlerde çok iyi yetiştiği aşikârdır. Bunun yanı sıra siyaset, hukuk, ticaret ve askerlik bilgisine de bihakkın vakıf olduğu anlaşılmaktadır. O, sarayda sultanın her daim danışmanlığını yaparken İngiltere gibi güçlü bir devletle yapılan ticaret anlaşmasında yer almıştır. Yakın olduğu sultanlar, sadrazam tayinlerini Hoca Sa’deddin’e danışmışlardır.

O, tarih yazan olduğu gibi tarih yapan bir şahsiyetti. Bu sebepledir ki şöhretini, yazdığı Tâcü’t-tevârih (Tarihlerin Tacı) adlı eseri ile sağlamıştır. Tâcü’t-tevârih iki ciltlik Osmanlı tarihidir. Sultan Osman’dan başlayarak Yavuz Sultan Selim devri sonuna kadar olan olaylar anlatılmıştır. Eser eski harflerle 1862′de basıldı. (Sadeleştirilmiş yayımını Kültür Bakanlığı 5 cilt hâlinde yaptı (1970) 1599 tarihinde vefat etti. Mezarı Eyüpsultan, Saçlı Abdülkadir Efendi Mescidi haziresindedir.

Kıbrıs Fatihi Lala Mustafa Paşa

Lala Mustafa Paşa, Kanuni Sultan Süleyman dönemi ve Sultan II. Selim devri vezirlerindendir. Sultan II. Selim’in şehzadeliğinde Lalalık ( Şehzade Hocalığı) hizmetinde bulunduğu için “Lala” ünvanıyla anılır, Sokullu sülalesinden olup Deli Hüsrev Paşa’nın kardeşidir. Paşa, askeri başarılarının yanında birçok hayır eseri de kazandırmıştır. Bunlara Erzurum’da bir cami, Şam’da Lala Paşa Hanı, Hamamı ve Tekkesi, yine Şam civarında Kanaytira’da cami ve imaret, Lefkoşe’de Ömer Camii’ne mahsus vakıflar, İlgin’de bir cami, bedesten, kervansaray, Mekke ve Medine’de bazı hayratlar, Tiflis ve Kars’ta Şark Serdarlığı görevi sırasında yaptırdığı iki camiyi örnek verebiliriz.

Lala Mustafa Paşa, 7 Ağustos 1580’de vefat etti. Eyüp Sultan’da vefatından bir müddet önce hazırlattığı mezarına defnedildi. Türbesi, Eyüp Sultan Camii iç avlusunda ve avlunun bostan iskelesine açılan kapısının sol tarafındadır. Dört sütun üzerine tek kubbeden oluşan bu türbe Mimar Sinan eseridir. Paşa’nın lahit mezarı üzerine kazıma tekniği ile sülüs hat kullanılarak yazılmış kitabesinde şunlar yazılıdır:

Ruhiçun Fatiha

Ey sual idüb bu meşhed sahibin bunda gelüb

Fatih-i Kıbrıs alandır bu güzin-i gaziyan

Nice bir sedar olup açdı acem iklimini

Akibet kıldı cihanda azm-i ukba vird-i can

Rihletin gördük de bülbülü tarihin didi

Mustafa paşayı eyleye huda cennet-i mekan

Sene: H.988 1580 M.

Bestekâr Zekai Dede Efendi (Eyyûbi Hoca Hâfız Mehmed)

Zekai Dede Efendi, klâsik Türk mûsıkîsinin Osmanlı dönemindeki son büyük bestekârı kabul edilir. Pek çok öğrenci yetiştiren sanatçının, klasik repertuarı günümüze aktarmadaki rolü nedeniyle müzik tarihinde önemli yeri vardır. 1825 İstanbul- Eyüpsultan doğumludur. Oğlu Ahmed Irsoy, babasının 5 âyin, 100 kadar kâr, beste ve semaî, 400 küsur ilâhi, şugl, şarkı ve marş bestelediğini söylemiştir. Birçok bestesini güftesine bir göz attıktan sonra irticâlen bestelediği bilinmektedir. 80 fasıldan 2. 000 kadar parça beste, durak, ilâhi, birçok şarkı ve 30 âyin-i şerif ezberinde idi.

24 Kasım 1897 tarihinde vefat etti. Mezarı Eyüpsultan Kaşgari Dergâhına varmadan solda yol üzerindedir. Mezar taşının serlevhasında Mevlevi sikkesi şeklinde stilize edilmiş “Ya Allah Hu” ibaresi bulunmaktadır. Ebcet hesabı ile ölümüne düşürülen tarih mısraı: “Zekai ayrılığıyla dostlarının kalbini yaktı” (Zekai suz-i dildir firkatin kalb-i ehibbaya = 1315)

Mezarının önünde son dönemlerde yapılmış, Türkçe yazılı bir mezar taşı bulunuyordu. Bundan birkaç yıl önce anlaşılamayan bir sebeple bu mezar taşı kurşunlanmıştı. Bu güzide insanın mezar taşının kurşunlanması müzik dünyasını da ayağa kaldırmıştı. Maalesef resmi makamlarca herhangi bir olumlu girişimde bulunulmadı. Sonunda Dede Efendi’nin torunu, Ahmet B. Turnalı tarafından bu mezar taşı yenilendi. Orijinal mezar taşı ise, balık istifi gibi dizilmiş, yarı boylarına kadar toprağa gömülmüş, beş-altı mezar taşı arasında perişan bir vaziyette öylece duruyor. Kültür Bakanlığının dikkatine!..

Korsanların korkulu rüyası Miralay Giritli Hasan Bey

Miralay Giritli Hasan Bey, Girit isyanı sırasında Yunanlıların Arkadi isimli meşhur kaçakçı-korsan gemisini bütün mühimmat ve levazımatı ile birlikte 22 Ağustos 1867 sabahı zaptederek İstanbul’a getirmiştir. Bu sırada kendisi İzzettin Vapuru’nun komutanı idi. 1898 yılında vefat etti.

Mezarı Eyüpsultan, Ebussuud Darul Hadis Haziresindedir. İstanbul’da birkaç örneği bulunan son derece ilginç yelkenli denizci mezar taşlarından biri de Miralay Giritli Hasan Bey’e aittir.

Darbecilere karşı koyan fetva emini Hacı Nuri Efendi

Eyüp Sultan türbesi ile Bahariye yolu arasındaki hazirede Ali Kuşçu’nun başlıksız, erken dönem mezar taşının yanı sıra Eyüp Sultan Camii’nin ilk imamı ve ilk türbedarı Baba Yusuf, II. Osman (Genç Osman)’ın annesi Mahfiruze Hatice Sultan ve II Abdülhamid’in hal’ine fetva vermekte direnen fetva emini Hacı Nuri Efendi gibi önemli kişilerin mezarları yer almaktadır.

Hacı Nuri Efendi, kendisine imza için sunulan fetva taslağının gerçekleri yansıtmadığını öne sürerek imzalamayı reddetmiş, padişaha kendiliğinden feragat teklif edilmesi tavsiyesinde bulunmuştur.

Nidayi Sevim hatırlattı

Güncelleme Tarihi: 13 Ocak 2020, 11:39
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Doğan Pur
Doğan Pur - 7 yıl Önce

Bu güzel yazı için teşekkür ederim. Hocam devamını bekliyoruz. Selam ve dua ile.

banner19

banner13

banner26