banner16

Lübnan'da Bir Demirci Ustasının 40 Yıllık Hayali Kasru'l-Ahlam ile Gerçeğe Dönüştü

Derin bir bilgeliğe dayanmasa da hikâyesi olan yapılar vardır. Lübnan’ın tepelerinden birinde Akdeniz’i seyreden masal tadında bir yer var: Kasru’l-Ahlam yani Düşlerin Köşkü. Tuğba Saygın yazdı.

Lübnan'da Bir Demirci Ustasının 40 Yıllık Hayali Kasru'l-Ahlam ile Gerçeğe Dönüştü

Derin bir bilgeliğe dayanmasa da hikâyesi olan yapılar vardır. Lübnan’ın tepelerinden birinde Akdeniz’i seyreden masal tadında bir yer var: Kasru’l-Ahlam yani Düşlerin Köşkü.

Başkent Beyrut’a iki saat mesafedeki Zınniyye (ضنية) bölgesinin Bahhaun (بخعون) semtinde yer alan Düşlerin Köşkü, ziyaretçilerini bir masal diyarı edasıyla karşılıyor. İlk planda sayfiye maksadıyla inşa edilen köşk, zaman içinde dikkatleri üzerine çekince ziyarete açılmış.

25 yılda tamamlanan ‘ailenin ortak hayali’

Köşkün sahibi Muhammed Hevşer Lübnanlı bir demirci ustası. Hevşer’in gençlik yıllarından beri hayali, kadim geleneklerden bazı izler taşıyan ve Lübnan kültürüyle bezenmiş özel bir yapı inşa etmekmiş. Kırk yıllık bu hayalin gerçekleşmesi ise yirmi beş yıl sürmüş. On yıl önce vefat eden Hevşer’den sonra çocukları artık ‘ailenin ortak hayali’ olan bu projeyi tamamlamak için çalışmaya devam etmişler. Gördüğümüz her şeyin tasarımcısı olan Hevşer’in kızı Dâlda, bu yapının kişisel çabayla tamamlandığının ve herhangi bir kurumun katkısı olmadığının ısrarla altını çiziyor. Şöyle diyor Dâlda: “Biz böyle bir köşk inşa edebilecek kadar zengin değildik ama bir hayalimiz vardı. Babam, bir eser tamamlanmadan diğerine başlamamamızı ve üzerinde çalıştığımız parçayı ikmal edene kadar günü bitirmememizi salık veriyordu. Ben genellikle geceleri de tasarım yapmaya devam ediyordum. Buna rağmen maddî zorluklar sebebiyle yirmi beş yılda tamamlandı.”

Düşlerin Köşkü nihayet sahibinin hedeflediği noktaya ulaşmış ve hem eskilerin masallarında tasvir edilen sıradışı, şeker tadında bir manzara oluşturmuş hem de Lübnan kültürünü sembollerle bünyesine katmış. Lübnan’ın sembolü olan sedir ağacı, palmiyeler, deniz memleketini temsil eden gemiler, Baalbek Kalesi-mağaralar gibi tarihi eserler, üç semavî dini temsil eden üç kitap ve “Musa”, “İsa”, “Muhammed” lafızları dekorasyona işlenmiş. Dinî sembollerle kültürün yansıtılması ise şu yüzden: Muhammed Hevşer bir Müslüman fakat Lübnan karma yapısıyla meşhur bir ülke ve bu anıt Lübnan’daki dinî-sosyolojik yapıyı temsil ediyor. Bu anıtı ilk gördüğümde biraz afallasam da bolca işlenmiş ‘Allah’, ‘Muhammed’ lafızlarına ve Kuran-ı Kerim’den bazı ayetlere şahit olunca kastedileni anladım.

Taşları özellikle güneş ışığında parlayan cinsten

Diğer yandan beş bin metrekarelik alanda masal tınılı semboller daha ağır basıyor. Kule görünümlü mimari, kaleler, Hansel ile Gretel’in şeker-çikolatadan evini andıran süslemeler, Alaaddin’in sihirli lambası, hazine sandığı, dev çiçekler ve mantarlar, faytonlar, yelkenliler, küpler, testiler, ibrikler, kadehler vs. gibi pek çok masal unsuru bulunmakta. Ceyş dergisine verdiği röportajda, gezip gördüklerinden ve okuduklarından etkilendiğini söylüyor Dâlda. Bir de Ürdün’den ve Lübnan’dan tedarik edilen süsleme taşlarının özellikle güneş ışığında parlayan cinsten olmasına dikkat etmişler ki ‘düş köşkü’ görüntüsü tamamlansın.

Bir başkasının düş’üne davet edilmek

‘Kasru’l-Ahlam’ isimlendirmesi buraya son derece münasip çünkü ‘hulm’a alternatif olabilecek ‘hayal’ ve ‘rüya’ kavramları arasında Arapça kullanımda farklar var. Hayal, gerçekleşmesi imkansıza yakın bir durumu ifade ederken ahlam vakıaya yakın olanı anlatmak için kullanılıyormuş. ‘Rüya’ ise kişinin kendi iradesiyle gördüğü değil, ona gösterilen bir şey olması hasebiyle uygun değil. Bu sebeple kırk yıllık hayal, yirmi beş yıllık emekle ‘hulm’ yani düş haline gelerek artık boyut kazanan mimariye isim olmuş.

Mimari için seçilen mekan da bu düşünceyle uyumlu; Lübnan’ın dağlarına doğru çıkan eğimli, dolambaçlı ve dar yollardan geçiyorsunuz, mahalle içinde bir yerde, başınızı sol tarafa çevirmezseniz fark etmeden geçip gideceğiniz gözden ırak yapıyla karşılaşıyorsunuz. İlk bakışta gerçek mi serap türü bir şey mi anlayamıyorsunuz çünkü renkler göze batmayan bir softlukta ve sadece parıltılar var. Bu manzara, rüyada olduğunuz duygusunu aşılıyor ve ardından bir başkasının düş’üne davet ediliyorsunuz.

Evet, ben davete icabet ettiğime göre bir gezi yazısı klişesiyle bitireyim öyleyse; bir gün yolunuz Doğu Akdeniz’e, Lübnan’a düşerse buralara da bir uğrayın derim, vesselam.

 

Tuğba Saygın

Güncelleme Tarihi: 10 Temmuz 2018, 12:38
banner12
YORUM EKLE
banner8
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6