banner17

Lizbon'da bayram namazı kıldım

Endülüs'ün bu eski şehrini görme imkanı yakaladım. Neler gördüm Lizbon’da...

Lizbon'da bayram namazı kıldım

 

Lizbon köprüsü ile İstanbul adetaGeçtiğimiz Ramazan’ın son günlerinde bir vesile ile Lizbon’a gidebileceğimi öğrendiğimde biraz heyecanlanmıştım. Avrupa’nın en batısında yer alan ve neredeyse sadece futbol takımından bildiğim bu şehri görecek olmak içimde bir merak uyandırdı. Hiç vakit kaybetmeden google’a Lizbon yazdığımda ise merakımı ve heyecanımı kat be kat artıran bir bilgiyle karşılaştım.

Endülüs orada da var

Lizbon 711 ile 1147 tarihleri arasında Endülüs Emevi Devleti’nin hükmettiği bir şehirdi. Sanırım daha ziyade İslamcılığın yükselişiyle hatırasına ağıtlar yakılan ve şiirler yazılan bu devlet 436 yıl bu şehri elinde bulundurmuştu. Biraz daha bakındıktan sonra Lizbon’un da aynı İstanbul gibi 7 tepe üzerine kurulmuş olması, Boğaz köprüsünün bir benzerini sınırları içinde bulunduruyor olması gibi benzerlikler sebebiyle gideceğim günü iple çekmeye başladım.

Vakit geldi, uçağa bindik ve yaklaşık 4 saat sonunda Lizbon’a indik. Otobüse binerek kalacağım yere doğru ilerlerken, sokakların ve binaların düzenliliği hakikaten dikkat çekiciydi. Bu düzenliliğe bağlı olarak gideceğim yeri kolayca bulduktan sonra eşyalarımı yerleştirerek şehri keşfe çıktım. Sokaklarda yürürken hiç ummadık yerlerden karşıma çıkan Rönesans dönemi heykelleri oldukça şaşırtıcıydı. Aşağı yukarı her dört yol ağzında, her büyük caddenin başında ve sonunda sanatsal değeri yüksek heykeller bulunuyordu. Sokaklar oldukça geniş, şoförler de dikkatli ve yayalara saygılıydılar.

Hamr’ı keşfetmek

Ertesi gün katılacağım program için metroyla Lizbon Üniversitesi’ne gittim. Metro dört farklı hattan oluşmakta ve şehrin hemen her tarafına uzanmaktaydı. Dışarıya her çıktığımda ümitsizce Endülüs’e dair bir şey ararken, metroda ‘Linea Hamr’ tabelasını gördüm. Arapça ‘kırmızı’ anlamına gelen ‘hamra’ kelimesi Portekizce’ye geçmişti. Endülüs’e dair bir şeyler bulma konusunda biraz daha ümitlenerek üniversiteye, daha doğrusu üniversitenin kurulduğu semte gittim. Her yerde üniversitenin bir binası, fakültesi, enstitüsü bulunuyordu. Üniversite belli bir mekana hapsedilmemiş, yayılabildiği kadar yayılmış ancak içine üniversiteli olmayan bir binayı da sokmamıştı.

Lizbon Merkez Camii’nde bayram sabahı

Üniversiteden tekrar otele döndüğümde ertesi günün Ramazan Bayramı olduğunu hatırladım. Umutsuzca google’a Lizbon’da cami var mı diye başvurduğumda gözüme ‘Mesquita Central de Lisboa’ (Lizbon Merkez Camii) takıldı. Ertesi gün adresini not ettiğim camiye gittim. İçeride tarifsiz bir bayram sevinci, bir kardeşlik havası ve İslam’ın birleştiriciliğinin kuvvetli bir esintisi vardı. Portekiz’in eski sömürgelerinden göç etmiş olan Afrikalı Müslümanlar, Hindistanlılar, Portekizli Müslümanlar… Bayram namazını eda ettikten sonra, önce Arapça sonra Portekizce okunan hutbeyi dinledim.

Cami bünyesinde kurulmuş olan vakfın bir vesileyle tanıştığım başkanı Türkiye’den geldiğimi duyunca çok sıcak davranarak, Başbakan Recep Tayip Erdoğan’a derin bir muhabbet beslediğini ifade etti. Sohbete başladığımızda Sayın Erdoğan’ın cami henüz tamamlanmamışken Lizbon’a geldiğini ve halıları yaptırdığını söyledi. Ardından Lizbon’daki Müslümanların çoğunun Mozambik’ten geldiğini, İslamî yaşantılarını birçok Avrupa ülkesinden daha rahat bir şekilde devam ettirdiklerini, çocuklarına rahatça Kur’an eğitimi verebildiklerini şükrederek anlattı.Lizbon Camii

Cami cemaatiyle bayramlaştıktan sonra camiden ayrıldım. ‘Republica de avenue’ (Cumhuriyet Caddesi) denilen ve Lizbon’un yedi tepesinin birinden başlayıp aşağı inen uzun bir yokuş vardı. Ağır adımlarla ama aynı zamanda merakla tarihi Lizbon denilen yere doğru ilerlemeye başladım.

Tatlı ile kahvaltı

Saat oldukça erken olmasına karşın, caddede sağlı sollu yer alan tatlıcılarda neredeyse boş yer bulmak imkansızdı. Herkes tatlıcılarda, kurabiyenin içine sütlaç doldurulmuş gibi bir görüntü veren meşhur tatlıdan yemekte ve kahvelerini yudumlamaktaydı. Oldukça ilgincime giden bu tablo, sonradan öğrendim ki Portekiz’de bir gelenekmiş. İnsanlar işe gitmeden önce bu tatlıyla kahvaltı edip, kahvelerini içerek güne başlıyorlarmış. Ben de epey leziz olan tatlıdan yedikten sonra iki tarafı büyük ağaçlarla kaplı caddede yürüyüşüme devam ettim. Denize varmak üzereyken karşıma çok büyük ve büyüleyici bir kapı çıktı. Rivayet doğruysa, Napolyon Lizbon’u işgal ettikten sonra şehri beğenmeyerek bu kapının inşa edilmesini istemiş. Kapının altından geçtikten sonra artık alıştığım için hayret etmediğim büyük bir heykel karşıma çıktı. Tarihi Lizbon dedikleri yer iki yanımda uzanıyor, tam karşımda ise denizin öteki kıyısında bir tepeye dikilmiş olan kocaman bir haç görünüyordu.

Tarihi Lizbon

Lizbon’a has ve soluk bir beyaz renge sahip olan taşlarla yapılmış evlerin daracık ve dimdik yokuşlarında yürümeye başladım. Yokuş diyorum çünkü düz bir sokağa rastlamak neredeyse mucizeydi. Apartmanların bir ucundan bir ucuna makaralarla bağlanmış olan çamaşırlar, Balat’ın sokaklarını hatırlatıyordu. Küçük bakkallar, kasaplar oturacak yeri dahi olmayan sadece kahve satan dükkanlar ve yanımdan her seferinde gürültü çıkartıp, dar sokaklarda bir rakkase ustalığıyla kıvrılarak geçen tramvaylar sokaklara ayrı bir hava katıyordu. Çıktığım yokuşu bitirdiğimde, bir anda karşıma çıkan ve dar bir alana inşa edilmiş olan devasa bir katedralin işlemeleri ve içindeki ikonlar görülmeye değerdi. Biraz daha ilerlediğimde içinde Kristof Kolomb’un mezarının bulunduğu katedrale geldim. Portekiz’in ve dünyanın en büyük katedrallerinden olan bu ihtişamlı yapı, adeta sömürgecilikten edinilen servetin bir yansımasıydı. Bu servetin kapılarını açan Kolomb ise lahitinin içinde, ebedi uykusunda turistlerin bir ziyaretgahı olmuştu.

Hala gözlerim Endülüs’e dair bir şey ararken yukarıda bir kale gördüm ve çıkmak için tramvaya bindim. Eğlenceli bir yolculuktan sonra vardığım kalenin girişinde asılı olan tanıtım yazısında, kalenin Endülüsler tarafından yapıldığı yazılıydı. Büyük bir heyecanla içeri girdiğimde Endülüs’ün kendi kalesinde nasıl da mağlup edildiğini gördüm. Zira içeride ne Endülüs’e ne de İslam’a dair hiçbir iz kalmamıştı. Şimdilerde bir Avrupa ülkesinin Müslüman olması tahayyül dahi edilemez bir şey iken, Endülüs tam 436 sene bu topraklarda kalmıştı. Ancak Avrupa’nın hem modernlik öncesi hem de modernlik sonrası gösterdiği hunharlık Endülüs’ün tüm izlerini silmişti.

Bir müzik ziyafeti: fado

Otele dönüp biraz dinlendikten sonra Lizbon’u bir de gece görmek isteyerek dışarı çıktım. Ancak saat henüz 8 olmasına rağmen sokaklarda kimse yoktu. Kafelerin, lokantaların yoğun olduğu bölgeye geldiğimde ise insanların kafelerde oturduklarını, yine tatlı yediklerini gördüm. Duman altı bir kafeye girdiğimde alışık olmadığım, daha önce duymadığım bir müzik çalıyordu. Ardından müptelası olacağım bu müziğin ismi ‘fado’ idi. Portekizlilerin karakteristik bir özelliği hüzünlü olmaları. Sabahları metrodan akın akın çıkan insanların arasında tebessüm eden birisini görmek oldukça zordu. Üstelik çocuk oranının çok az olduğu ve nüfusun yarısından çoğunun yaşlı olduğu bu ülkede, akşamları sokaklarda güneşin batmasından öte sanki daha derin bir karanlık çöküyordu. Yüzlerce yıllık sömürgeciliğin bedeli böylesi bir mutsuzlukla mı ödeniyor diye sorası gelmiyor değil insanın. İşte fado bu ruh halinin müzikal bir yansımasıydı. Ağır bir melodiyle ve genellikle kadere sitem dolu sözlerle icra edilen bu müzik, Portekizlilerin hayatında oldukça büyük bir yere sahipti.

 

Program bitip memlekete dönmek üzereyken bu şehri çok kısa bir süre görmüş olsam da oldukça sevdiğimi hissettim. Sabahleyin trafiğin olmadığı geniş caddelerinden havaalanına doğru ilerlerken, insanların asık suratlarına bir daha bakarak vakti zamanında bir İslam şehri olan Lizbon’a veda ettim.

 

 

Yusuf Selman İnanç gezdi gördü anlattı

Güncelleme Tarihi: 12 Haziran 2018, 15:53
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
burak tabaş
burak tabaş - 7 yıl Önce

efendim, kısa ve tatlı bir yazı olmuş. elinize sağlık. keşke durumlar müsait olsa da her insan böyle bir deneyim yaşasa...

Ridvan Cetin
Ridvan Cetin - 7 yıl Önce

cok guzel olmus Yusuf Bey. Ellerinize saglik. Insallah bir gun bizede Lizbon`da bayram namazi kilmak nasip olur.Vesselam...

Y. T. Günaydın
Y. T. Günaydın - 7 yıl Önce

portekizlilerin çok dindar olduklarını duymuştum; hatta bir öğrenci etkinliği sebebiyle türkiye'den giden ve oradaki ailelerin yanlarına dağıtılan öğrenciler evlerin neredeyse birer kilise gibi olduğunu söylemişlerdi.. bu arada lizbon'daki caminin minaresi ilgimi çekti: samarra camiinin minaresinin bir taklidi sanki...

Hakan Çelik
Hakan Çelik - 7 yıl Önce

bende çokk gittimm ve çokk güzell..

Sinan Köroğlu
Sinan Köroğlu - 3 yıl Önce

Lizbon Merkez Camii fotoğraflarını ararken, daha geniş bilgi almak adına sitenize girdim. Lizbon ve cami ile ilgili yazınızdan dolayı teşekkür ederim.

banner8

banner19

banner20