Kutsalın itibarı

"Din, mimariyi şekillendiren en önemli faktörlerden biridir. Tarih boyunca tüm dinlere baktığımızda her dinin kendine özgü dini mekânları olmuştur. Birçok dinde de mabet kavramı “Tanrı’nın evi” olarak adlandırılmış ve yeryüzü ile ilâhî âlem arasında bir bağlantı olarak görülmüştür." Hüma Dergisi'nden Emine Beyza Öztürk yazdı.

Kutsalın itibarı

Türkçede kutsiyet; Arapçada “temiz ve pak olmak” anlamındaki kuds kelimesinden alınmıştır. Aynı kökten gelen takdîs “kutsallık nispet etme”, bundan türeyen mukaddes de “kutsallık nispet edilmiş” manasına gelir.1

Kutsalı belirleyen en önemli faktör, kişinin kaynağı tabiat üstü olan bir varlığa, sevgi ve korku duygularıyla bağlı olmasıdır. Kutsalın tanımını yapmadaki bir diğer nokta ise kutsal ve profan yani kutsal olmayan arasındaki diyalektik ilişkinin özünü kavramaktır. Aslında kutsal, profan bir dünyada ortaya çıkmaktadır ve profandan farklı olan kutsal, bağlı olduğu fenomenlere göre kısımlara ayrılır. Biz burada kutsal mekânlar başlığı altında kutsalı inceleyeceğiz. Fakat kutsallığı bir mekâna indirgemeden önce Peygamber Efendimizin  şu Hadis-i Şerif’ine bakmakta fayda vardır. “Yeryüzü Bana mescid ve temiz kılındı.”2 Mescid, namaz kılınan yer demektir ve Müslümanlar için kutsal bir mekândır. Bu hadiste yeryüzünün mescid sayılması tüm yeryüzünün kutsallığına işaret eder. Kâinatı bu şekilde görmemiz, onu kutsal saymamız, biz Müslümanlar için her an mesciddeymiş gibi o kutsala saygılı olma bilinci oluşturur.

Kutsal mekân

Din, mimariyi şekillendiren en önemli faktörlerden biridir. Tarih boyunca tüm dinlere baktığımızda her dinin kendine özgü dini mekânları olmuştur. Birçok dinde de mabet kavramı “Tanrı’nın evi” olarak adlandırılmış ve yeryüzü ile ilâhî âlem arasında bir bağlantı olarak görülmüştür. Bu mabetler sadece ibadet etme amacıyla kullanılmış tapınma yerleri değil aynı zamanda toplumsal, sosyal ve kültürel amaçlarla da yapılmış yapılardır. Buradan anlıyoruz ki dinin, mimari üzerinde bir etkisi vardır ve dinin bu yapılı çevre üzerindeki etkisi, “ilişkili olduğu anlayış, inanış veya gelenekten kaynaklanan bir kutsallık algısı ile ifade edilir. Çünkü kutsal, zaman ve mekân içinde görünür hale gelirken mimari bu değeri inşa ederek somutlaştırır.”3

İnşa edilerek somutlaşan bu kutsallık ile şehirler arasında da bir bağlantı mevcuttur. Şehirlerde kutsal merkezli yerleşimler ve bu merkezi kutsalın çevresinde yapılandırılmış küçük yerleşimler, tarih boyunca şehirlerde var olan bir durumdur. Kutsalı biraz daha özele indirgeyecek olursak İslâm şehirlerindeki örneklerine bakabiliriz.

İslâmi şehirde kutsallık

Beytullah: Beyt Arapçada ev anlamına gelmektedir. Beytullah, Allah’ın evi demektir ve Kâbe için kullanılmıştır. Bakara Suresi 125. Ayet-i Kerimede Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“O zaman Biz o evi insanların gidip gelip ziyaret edecekleri bir makam ve bir güvenlik yeri yaptık. Siz de İbrahim’in makamından kendinize namaz kılacak bir yer edinin. İbrahim ve İsmail’e de ‘Tavaf edecekler için kendini ibadete verecekler, rükû ve secde edecekler için evimi temiz tutun.’ diye talimat verdik.”

Ayette Kâbe’nin, dünyanın muhtelif yerlerinden insanların bıkmadan tekrar tekrar gelip ziyaret edecekleri, ibadet sevabı kazanacakları bir hac mahalli olarak yapıldığı, bu sebeple oranın güvenli bir yer kılındığı, başlangıçtan itibaren yüce Allah’ın muradının bu olduğu bildirilmekte, bunun Araplar için şükredilmesi gereken bir nimet ve bir onur vesilesi olduğuna işaret edilmektedir.4

Bu ayetten anlayacağımız gibi Kâbe tüm Müslümanlar için kutsal kabul edilen bir mekândır. Ama kutsal olan yalnızca Kâbe midir? Kâbe, bulunduğu şehir ile beraber mi kutsaldır?

O hâlde şehirler ölçeğinde bu durumu bir başka ayetle inceleyelim.

 “Bir gece, kendisine bazı ayetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir.”5

Bu Ayet-i Kerimeye baktığımızda yukarıda sorduğumuz sorulara cevap niteliğinde olarak şöyle diyebiliriz: Kutsalı yalnızca bir mabette aramak, sadece dini bir yapının kutsallığını düşünmek doğru olmayacaktır. Kutsal olan şey, çevresiyle birlikte kutsal sayılmalıdır.

Böyle bir görüş aynı zamanda şehrin inşasında da önemli bir faktördür. Örneğin; İslâm’dan beslenen Osmanlı şehirlerine baktığımızda şöyle bir resimle karşılaşırız. Şehrin merkezi, şehre ait en büyük camidir ve şehir, bu merkez çevresinde büyümektedir. Bu merkez etrafında mahalleler oluşur. Bütün yapılaşmalar bu merkez etrafında şekillenir. Ancak büyüyen şehirde hiçbir yapı bu camilerin estetik görünümünü olumsuz bir şekilde etkilemez, yapılan evler kutsala saygılı olunması için kubbe boyunu aşmaz. Osmanlı şehirleri, İslâm sembollerini yansıtan ulu cami, cami, mescid vb. diğer kutsal mekânları ile uzun yıllar şehir silüeti içerisinde kutsal mimariyi öne çıkaran şehir planlamalarına sahip olmuştur. Aynı zamanda Osmanlı, sadece İslâm dininin kutsalına değil; gayrimüslim halkın kutsalına da saygılı olmuştur.

Modern dünyada kutsala saygı

Ne yazık ki modern dünyada kutsala olan saygınlığı bozan yapılaşmalar mevcut durumdadır.

 Bu durumu şu örnekle açacak olursak; İslâm’ın en kutsal mabedi Kâbe’nin yanı başında uzanan “Zemzem Tower”ı söyleyebiliriz.

Günümüz mimarlık anlayışında Kâbe örneğinde olduğu gibi diğer bazı örneklerde de geçmişteki hassasiyetin ve kutsala olan saygının izlerinin yitirildiğini görsek de yeniden kutsal değerlere hak ettiği itibarı kazandıracak bir anlayışa sahip olmamızın gerektiği aşikârdır.

Emine Beyza Öztürk

Hüma Dergisi, Sayı:15

Kaynakça:

1 Kürşat Demirci, İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı

2 Buhari, Salat, 56; Müslim, Mesacid, 3

3 Vedia Derda Taşar, “Şehir ve Kutsal: Osmanlı’da Dini Mimarinin Dönüşümü’’ Milel ve Nihal 18, No. 2, 2021

4 Kur’an Yolu Tefsiri, c. 1, s. 208

5 İsra Suresi, 1

Yayın Tarihi: 25 Haziran 2022 Cumartesi 10:00 Güncelleme Tarihi: 25 Haziran 2022, 11:54
YORUM EKLE

banner19

banner36