Kulu Halime Hatun Kubbeli Camii ve çay ocağı

Konya’dan yola çıkıp Ankara güzergâhında ilerliyorsanız ve yol kenarında cami arıyorsanız Kırkahvesi’nde durmalısınız. Eğer talihiniz varsa vakit namazına yetişmelisiniz. Emrullah (Yazgan) Hoca’nın imametinde namaz kılmalısınız. Fazıl Cem yazdı.

Kulu Halime Hatun Kubbeli Camii ve çay ocağı

Meşhur bir sözdür, “Git gel Konya altı saat,” denir. Bu altı saat içinde nerelerden geçilir, nerelere varılır? Daha çok Ankara yolunu hatırlatan bu sözde varılan yer Ankara olacaktır. Ankara güzergâhında da önce Cihanbeyli’ye sonra da Kulu’ya uğranacaktır.

Kulu, bu altı saatlik yolun son Konya ilçesi. Kulu’dan sonra Kulu Makas, ardından Gölbaşı, ardından Ankara. Yol üstünde bulunması Kulu’yu köyden ilçeye çevirmiş. Ama hâlâ eski Kululular, Kulu Köyü diye anlatır. Gurbetçisi bol bir ilçe Kulu. Kulu nüfusu kadar bir Kulu da İsveç’te yaşıyor. Bozkırın ortasından İskandinav topraklarına uzanan çileli ve emek dolu bir yolculuk. Neredeyse her evin bir göç hikâyesi var. Kiminin annesi, kiminin babası, kiminin evladı hâsılı en yakın aile bireyleri arasında binlerce kilometreyi tutan bir gurbet hikâyesi örülmüş. Kulu’dan gelip geçenler bu hikâyeyi şöyle bir bakışla hemen okuyamaz. İlla kalmak lazım. Tanımak, tanışmak, görüşmek, konuşmak… Yolcular için bunu mümkün kılan mekân ise Halime Hatun Kubbeli Camii, halk arasındaki deyişle Kırkahvesi Camii.

Kırkahvesi Camii, ilkin 1968 yılında inşa edilmiş. Ana yolun hemen yanına yapılan camiye cami arsasını vakfeden Halime Hanım’ın ismi verilmiş. Kubbeli denmesinin sebebi ise sanırım o dönemdeki ilk kubbeli cami olması. Kulu’nun tarihi çok eskilere dayanmasına rağmen tarihi camisi yok. Kırkahvesi Camii’nden önce yapılan iki cami var. Birisi Meydan Camii, halk arasında Kavaklı Camii de denen cami 1960 yılında yapılmış ve kesme taştan inşa edilmiş, çatılı bir camii. Diğer cami ise Semt Camii, halk arasına Kambur Hoca Camii olarak bilinen camii de kesme taştan yapılmış çatılı bir cami. 2008 yılında yapılan Merkez Camii’nin yerinde eski bir cami varmış fakat yıkılmış. Öyle sanıyorum ki o da kubbesiz, çatılı bir camiydi. Kubbeli Cami ilk olarak bu cami olmuş. Ana yolun yanında o dönemde bir açık hava kahvesi yani kır kahvesi olduğu için de Kırkahvesi Camii diye halk arasında anılagelmiş.

Eski camilerin etrafında gelişen bir hayat tarzı var. Bugün her ne kadar bu “külliye” şuurundan uzaklaşsak da bu şuurdan bazı izlerin kaldığını görüyoruz. İnşa edilen caminin yanına dikiliveren ağaçlar mesela. Camiyi bütünleyen, camiyi tabiata bağlayan küçük izler. Yine cami etrafına konduruluveren bir okuma salonu, dernek binası vs. Bir de sanki “Külliyeden geriye bir ben kaldım” diye inleyen çay ocakları.

Kırkahvesi’nin Kulu’da en geniş cemaati olan cami olduğunu söylemek lazım. Her ne kadar Merkez Camii biraz daha içeride ve çarşının göbeğinde olsa da Kırkahvesi yol kenarında olmanın verdiği avantajla özellikle öğle ve ikindi vakitlerinde dolup taşıyor. Birçok defa vakit namazlarında müezzinin “Safları sıklaştıralım, dışarıda cemaatimiz kaldı,” uyarısını haşyetle dinlemişizdir. Yol kenarında olmak ve çay ocağına sahip olmak Kırkahvesi’ni müstesna bir yere taşıyor. Bunlar mekânla ilgili özellikler… Bir de insanla ilgili özellikler var. Konya’dan yola çıkıp Ankara güzergâhında ilerliyorsanız ve yol kenarında cami arıyorsanız Kırkahvesi’nde durmalısınız. Eğer talihiniz varsa vakit namazına yetişmelisiniz. Emrullah (Yazgan) Hoca’nın imametinde namaz kılmalısınız. Bahtınız yâr ise Emrullah Hoca’nın mütehakkim ve tok sesinden aşr-ı şerif dinlemelisiniz. Nice yolcunun bu ses için burada durduğu vâkîdir. Kulu’nun semasında yankılanan en güzel ezanlardan biri de Emrullah Hoca’nın okuduğu ezandır. Tabi ki sadece ses değil hem hâldeş hem samimi tavrıyla caminin temel direklerinden biridir Emrullah Hoca. Gençlerle genç, öğretmenle öğretmen, emekliyle emekli, esnafla esnaf oluverir. Muhabbetiyle sizi cemaat olmanın zevkine eriştirir. Sırf bu muhabbete ortak olmak için uzak mahallelerden Kırkahvesi’ne gelen cemaat vardır.

Camiyi kıymetli kılan mekânlardan birinin de çay ocağı olduğunu söylemiştik. Caminin yanına sonradan ekleniveren bu çay ocağını ise Bekir (Kargın) Abi işletir. 2011 Ağustos’unda açılmış çay ocağı. Bekir Abi başka bir kıraathanede ocakçılık yaparken “Hem rızkımı kazanırım hem namazımı kılarım” diyerek çay ocağını işletmeye başlamış. Sadece çay ocağına da bakmamış. Bir nevi caminin bekçiliğini de yapmış. Yıllarca caminin kaloriferlerini bilâbedel yakmış. Camiyi hayat sahibi kılan bu çay ocağı, cemaati de toplamaya vesile oluyor. Namazdan çıkan cemaat, oturup nefes almak, iki lafın belini kırmak, varsa derdine derman bulmak için bu çay ocağında oturuyor. Tabi yoldan geçen misafirler de bu çay ocağında bir mola vermiş oluyor. Biz de müteaddit defa Konya’da veya Ankara’da rastlaşamadığımız arkadaşlarımızla burada rastlaşmışızdır. Misafirlerimizi caminin ve çay ocağının muhabbetine ortak etmekten mutluluk duymuşuzdur. Bekir Abi, yabancıyı tanır. Vakti müsaitse oturur, muhabbet eder. Sanki kırk yıllık eski bir dost gibi durur ve size yabancılığınızı hissettirmez. Çay ocağına oturduğunuzda, “Size çay vereyim mi veya ne alırsınız?” diye sorulmaz. Bekir Abi Kulu ağzıyla sorar: “Çay alıyoru?” Siz de bu samimi davete icabet edip çayınızı alırsınız. Belki de Kulu’nun “gül”lerinden Efe (Cafer) Dayı size çayı içmek için mi aldığınızı sorar. “Haydi, kalender ver bir İngiliz” diye sizden tütün talep eder, Bekir Abi ile birbirlerine takılırlar ve sanki Kavuklu ve Pişekar’ı çay ocağında görüverirsiniz. Kulu’da en güzel zamanlarımızı yaşadığımız evleri de hep bu çay ocağında bulmuşuzdur. Hatta yeri gelmiş Bekir Abi ile ev bakmaya gitmişizdir. O baktığımız evde de aile kurmak bize nasip olmuştur. Sadece bizim değil cami cemaatinden birçok arkadaşımızın işi gücü bu çay ocağında hallolmuştur.

Kırkahvesi Camii, Nisan 2018’de yıkıldı. Daha gençti hâlbuki 50 yaşındaydı. Yerine nispeten daha geniş bir cami yapıldı kısa bir zamanda. 2019’un son aylarında yeni caminin alt katı hizmete girdi. Yeni caminin yapılışıyla ilgili göz yaşartan yardım hikâyelerini de caminin inşaat ustası Süleyman (Mutluoğlu) Usta’dan dinleyebilirsiniz. Cami inşaat hâlindeyken de namazlar yakın bir binadaki boş dükkânların mescit haline getirilmesiyle kılındı. Bekir Abi de hemen mescidin karşısına geldi. Çay ocağı ile ikiz kardeş olan caminin birlikteliği yeni cami açılana kadar devam etti. Fakat yeni cami açıldıktan sonra çay ocağı caminin yanına gelemedi. Bir de pandemi şartlarının eklenmesi işin tuzu biberi oldu. Tam ana mekâna geçtik, cami açıldı derken cemaatle namazlarımıza ara verdik. Cemaate kavuştuk ama omuz omuza namaz kılamadık. Çay ocağını da caminin yanında göremedik. Hâlbuki bizim için ikisi birbirini tamamlıyordu. Bekir Abi eski mescidin orada kaldı. Bekir Abi’yi bilen cemaat yine orada ama bilmeyen, “Yoldan geçerken namazı kılıp iki dakika soluklanalım” diyenler şimdi daha kısa duruyor.

Nasip olur da Konya – Ankara arası bir seyahate çıkarsanız Kırkhavesi Camii’nde bir durun. Namaz kılın. Vaktiniz varsa camiye iki dakika mesafedeki Bekir Abi’nin çay ocağında bir çay için. Gelip geçenlerin ilk başta aşina olmadıkları ama gönülden dinlerlerse içine girecekleri muhabbetin fırsatını kollayın. Bir derdiniz varsa Bekir Abi size yardımcı olacaktır.     

Fazıl Cem

Güncelleme Tarihi: 08 Ekim 2020, 10:54
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26