banner17

Kıyamete kadar ibadet edilecekti!

Fatih Sultan Mehmet'in 'İstanbul'u fethetmeden evvel İstanbul beni fethetmişti' sözüne istinaden İstanbul'u keşfetmeye gidiyoruz.

Kıyamete kadar ibadet edilecekti!

Sultan Ahmet Meydanı, İstanbul'un tarih kitabıdır adeta; her ziyaret edilişinde açılıp tekrar okunan. İnsana binlerce yılı anlatır bu meydan elçileri. Sultan Ahmet Camii’nden mimarî bir dehayı okurum, Topkapı’dan sarayın hikâyesini dinlerim elçilerinden, Yerebatan’da Bizans’ın efsanelerini, Dikilitaş’ta gizemi anlamaya çalışırım. Bu tarihin arasından süzülüp kırmızı elbiseli bir gelin gibi boy gösteren Ayasofya’nın ise bana anlatacağı çok şey olsa gerek…1886'da Ayasofya

Neler geldi başına?

Bizans Hükümdarı Büyük Konstantin, ölmeden evvel oğluna görkemli bir ibadethane yapması için vasiyette bulunur. Bu vasiyet akabinde bugünkü Ayasofya’nın bulunduğu alana 12 Mayıs 360 yılında ilk Ayasofya tahtadan inşâ edilir. O zamanın en büyük mabedi olan yapı, 44 yıl sonra geçirilen bir yangınla yerini küllere ve hüzne bırakır. Aradan çok zaman geçmeden 415 yılında II. Theodossius tarafından tekrar yapılan Ayasofya’ya “Kutsal Bilgelik” ismi verilir. Ama kaderinde yine yok olmak vardır ve 532 yılında ikinci bir yangınla Osmanlı’yı beklemek için direnir. İşte bu ikinci yangından bir asır sonra İmparator Justinianus, dünya kurulduğu günden bu güne görülmemiş ihtişamda; yangınlara, depremlere, afetlere karşı koyabilecek, gelecek çağlara geçmişin elçiliğini yapabilecek sağlamlıkta bir eser yaptırmaya karar verir.

İmparator Justinianus, Ayasofya’nın inşâsı için Miletos’tan Isodoros ve Tralles’den Antonius isimli iki mimarı memur tayin eder. Yapımına hemen başlanan Ayasofya’nın en kısa sürede bitirilmesi için yüz usta, bin kalfa ve on bin işçi çalışır. İmparator Justinianus, şimdiye kadar görülmemiş güzellikte bir yapı yaptırmak istemektedir ve bu maksatla eski mabetlerin en güzel mimarî parçalarının Ayasofya’da kullanılmak üzere gönderilmesini emreder. Binaenaleyh Efes’teki Diana mabedinden sekiz sütun alınır. Atina, Roma, Delf ve diğer mabetlerden, her biri bulunduğu yerde ayrı bir yücelik kazanmış olan mermer sütunlar, Ayasofya’nın ihtişamına ihtişam katmak için getirtilir. Suriye, Mısır, Yunanistan’daki antik şehirlerdeki mimarî parçalar da gemilerle Ayasofya’ya getirtilir. Dünyanın en meşhur mermer ocakları da tabiî ki Ayasofya için çalışmaktadır. Bu hummalı çalışmalar içinde 23 Şubat 532’de yapımına başlanan Ayasofya, aralıksız süren inşaat çalışmaları neticesinde 5 yıl 10 ay 24 gün sonra 24 Aralık 537’de görkemli açılış töreni için hazırdır.

Ayasofya Camii
Ayasofya'nın üç boyutlu kesiti: 1. Çıkış 2.İmparator kapısı 3.Terleyen sütun 4. Mihrap 5. Minber 6. Sultan Mahfili 7. Omphalion (dünyanın merkezi) a. Vaftizhane ( sultan Mustafa Türbesi) b. II. Selim minarelerinden biri

İmparator Justinianus, 14 atın çektiği arabayla görkemli tören yerine gelir. İmparator’u Patrik Menas karşılar ve İmparator Ayasofya’da gördüğü ihtişam karşısında büyük bir heyecanla: “Tanrım, sana şükürler olsun ki böyle eşsiz bir eserin başarısını bana lütfettin” der ve ekler: “Ey Süleyman, bu eserle seni aşmış, seni yenmiş bulunuyorum.” Çünkü o zamana kadar en büyük mabet Hazreti Süleyman tarafından yapılmıştır. Ayasofya’nın en büyük olma sıfatı, Mimar Sinan’ın Selimiye’yi inşâ edişiyle son bulmuştur belki ama o, zaman içinde gurur ile başı dimdik, mağrur bakmıştır hep etrafına.

AyasofyaHaçlılar Ayasofya’yı yağmalamıştı

7500 metrekarelik bir alana oturan Ayasofya’nın çok geniş bir avlusu, etrafında revakları ve ortasında aslanağzından akan bir çeşmesi bulunur. Binanın altına donatılan sarnıçlarla, içlerine pilpayeler dikilerek depreme dayanıklılık ve esneklik sağlanır. Kubbe kasnağında 40 pencere vardır. 40 sütun aşağı, 67 sütun yukarı olmak üzere 107 sütun binanın yükünü taşımakta. Yapının en etkileyici görüntüsü ise iç âlemdeki mekânın genişliği ve kubbenin büyüklüğü. Bu devasa kubbe zaman zaman depremlerde çökse de yine onarılmış.

Ayasofya’nın ihtişamı yalnız boyutlarında değil! İç süslemeleri bakımından da eşsiz bir eser olan Ayasofya; mozaikleri, renkli mermerleri, fildişi levhaları, altın-gümüş mozaikleri, kubbede dört meleğin çizilmiş tasvirleri ile adeta büyülüyordu ziyaretçilerini. Ta ki Dördüncü Haçlı Seferleri sırasında Haçlılar’ın İstanbul’u ele geçirip Ayasofya’yı yağmaladığı döneme kadar. 1204–1261 yılları arasında Latin İstilası olarak geçen bu karanlık süreçte Ayasofya çırılçıplak bırakılmıştı. Ayasofya yaklaşık 200 yıl mağdur, hasretle ve mahzunca bir bekleyişle yüklüdür.

Kıyamete kadar ibadethane olacaktı

Ve yıl 1453, 29 Mayıs Salı günü o kutlu Padişah, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde kendini İslam’ın kollarına bırakıverir Ayasofya. Fatih Sultan Mehmet, şehre girer girmez ilk namazını kılmak üzere Ayasofya’nın önüne gelir. Mekâna girdiği anda Ayasofya’nın büyüleyici atmosferi Fatih’i öylesine kaplar ki hemen secdeye kapanır. Daha sonra ilk Cuma namazını burada kılar ve Ayasofya’yı camiye çevirmeleri için emir verir. Hatta Fatih ibadethaneye öylesine hayran kalır ki buraya yüklü bir bedel ödeyerek tapusunu üzerine geçirir. Daha sonra bir vakıf kurarak burayı vakfeder ve Ayasofya’nın kıyamete kadar ibadethane olması için bir de vasiyet bırakır.Ayasofya Camii

Kilise camiye çevrilince resimlerden bazıları ve haçlar bozulmayacak şekilde badana ile örtülür. Diğer süslere ve meleklere dokunulmaz. Mabedin güneydoğu tarafına iki payanda takviye edilir. Ayrıca bu köşeye tuğladan bir minare ve camiye bir medrese ilave edilir. İkinci minareyi ise II. Beyazıt yaptırır. Kanuni Sultan Süleyman fethettiği Macaristan’daki bir kiliseden Ayasofya’ya iki dev kandil getirtmiştir ki, günümüzde bu kandiller mihrabın iki yanında yer alıyor. II. Selim döneminde yıkılma tehlikesi geçiren yapı Mimar Sinan’ın maharetli ellerine bırakılır. Mimar Sinan destek duvarlarla Ayasofya’yı kuvvetlendirir ve Ayasofya’ya iki minare daha ilave edilir. Caminin içinde II. Selim için bir türbe yaptırılır. Sokullu Mehmet Paşa kubbeye büyük bir âlem koyarak dış görünüşünü İslamî bir hüviyete sokar.

Caminin içini Türk eserleriyle süsleyen hükümdarlardan biri III. Murat. Bergama’dan getirilen ve Helenistik devirden kalma iki büyük mermer küpünü caminin salonuna koydurur. Bugün de hâlâ yerinde duran bu küplerin her biri 1250 litre su almakta. IV. Murat’ın yaptırdığı mermer mahfiller, minber ve taş kütsü birer sanat harikası. Bugün kubbede asılı duran kandil ise III. Ahmet tarafından yaptırılmış. Türklerin gösterdiği ihtimamla Ayasofya sağlaştırılmış, büyütülmüş büyük bir özen ile güzelleştirilip korunmuş. 918 yıl kilise, 482 yıl cami olarak kullanıldıktan sonra 1 Şubat 1935 tarihinde müze haline getirilmiştir.

Ayasofya CamiiKırmızı elbiseli gelin

Bugün dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilerine müze olarak kapılarını açan Ayasofya’ya Bizans sütunlarından örnekler sergilenen bahçesinden geçilerek gidiliyor. Asırlar sonra yine kullanılmaya başlanan batı yönündeki orijinal kapı üstündeki görkemli mozaikler daha ilk girişte hayran bırakıyor. Binaya girdikten sonra üst galeriye çıkılan taraftaki taş döşeli rampalı, virajlı yol sanki sizi bir zaman tünelinde binlerce yıllık bir yolculukla selamlıyor. Üst katın sol tarafında ilerleyen sergi panoları alanı, Ayasofya’nın kubbesinden zemine doğru ana mekânı seyir imkânı sunuyor. Üst galerinden daha yakın görünebilen Kazasker Mustafa İzzet hattı; Allah, Hazreti Muhammed, dört halife, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin levhaları insanı tarifi imkânsız bir hale bürüyor.

Daha birçok yerini gezmekle bitiremediğim yollarda başınızı kaldırıp baktığınızda tavana yakın bölümde Deisis mozaği yer alıyor. Bu mozaikte Hazreti İsa, Hazreti Meryem ve Hazreti Yahya ile birlikte görülüyor. Dış mekânda, Sultan I. Mahmut Şadırvanı, Sıbyan Mektebi, Ayasofya İmareti, Hünkar Mahfili, sebil, çeşme ve türbeler bulunuyor. Ayasofya gezisi sonrasında ise Ayasofya çeşmesi etrafında oturup yorgunluk molası verilebiliyor.

Ayasofya’nın anlatacağı bunlardan ibaret olmasa gerekti elbette. Anlatacaklarına ne kalem yeter ne de kelimeler… Onun için siz sevgili okurlara tavsiyem İstanbul’u ziyaret etmekle doyamamış kardeşiniz olarak, gezi rehberinize göz atıp planlar yaparken İstanbul’u göz ardı etmemeniz ve en yakın zamanda “Kırmızı Elbiseli bir Gelin” Ayasofya’nın manevi havasını yerinde teneffüs ederek Ayasofya’nın dilinden dinlemeniz hikâyesini…

 

Hatice Tüfekçi, İstanbul seyir defterinden Ayasofya için yazdıklarını paylaştı

Güncelleme Tarihi: 02 Ağustos 2010, 17:09
YORUM EKLE
YORUMLAR
İstanbul bizim
İstanbul bizim - 8 yıl Önce

seyir defterinizde daha başka hangi şehirler var ? değişik bir uslupla kaleme alıyorsunuz yazıları sitemizede bu yakışır.
inşallah gözardı etmeyip ziyareti bol olanlardan oluruz.

...
... - 8 yıl Önce

Sokullu Mehmet Paşa Allah ondan razı olsun. Bu akşam dibine geldim ve kendi kendime dedim ki "acaba şu minareleri olmasa cami diyebileceğim bir tarafı varmı diye bakan insan ne bulabilir ki Ayasofya`da " diye hemen kubbe üstünde yükselen alemi görünce şüpheler aklımdan silindi. İnsanların az olduğu bir zamanda kendinle başbaşa bir ziyaret Ayasofyayı daha da büyük gösteriyor ve Sultanahmeti de. Bu kadar büyük bir mirasın yanında birden küçüldüm ben bu akşam.

banner8

banner19

banner20