banner17

Kitapsızlara mahkum muyuz?

Bu sahafa girenler varlığa hakkını veren devrimci, dünyaya tekmeyi basmış derviş, kitapla evli ilim erbabı olarak çıkarlar..

Kitapsızlara mahkum muyuz?

Sanki Âdem nebiden beri orada duruyordu. Her peygamber, inen suhufların bir nüshasını vererek o mekânı sahaf eylemişler gibi bir mabed havası vardı. İçerisinde ibadet edilsin diye dört duvar bir araya getirilmiş, aman illa da medeniyet mimarîmizi ortaya koysun diye allayıp pullanmamış; medeniyetin fakirliğe ve tevazusuna meyleden yanına gönül vermiş bir mesken…

İnşirah Kitap ve Sahafevi

Kitaba giden yol hiç bu kadar çetin olmamıştı

Sanki içerisinde bir gayya kuyusu varmış gibi duruyor.  Belki bir ip atsanız Yusuf peygamberi ya da Harut’la Marut’u çıkaracağınız kuyudur orası… Yıllardır arayıp da bulamadığınız kitaplar sanki duvarlarına sokuşturulmuş, sizi bekliyormuş gibi bir havası var.

Oraya nice kelli ferli hocalar uğramış; nice mühendis, doktor, öğretmen, mimar adayı öğrenci kapısına yüzünü sürmüş; nice çerçi Hz Ali Cenkleri ve halk hikâyelerinin Maarif Kitaphanesi baskılarını almışlar. İki merdiveni var ki siz basmaya kıyamazsınız rıhlarına. Öyle ya, “Kitaba yaklaşıyorsun!”  ikazını tam bünyesine almış basamakların her biri. “Kuş gibi hafif ol bu kapıdan girerken; öyle ya, çıkarken ağır yükle çıkacaksın bu mabetten!” Bir bardak çay, yanında kırtlama şekerin ve yıllardır bulamadığın Doğu-Batı Divanı ya da Pascal’ın Düşünceler adlı eserleri. Belki de Cevdet Paşa Tarihi’nin kayıp cildiyle ağlayarak çıkacaksın Erzurum sokaklarına. Sakın üşümeyesin, diye yanına da Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin el yazması nüshasını alıp Erzurum’da kış bahsini anlatan pasajları gülümseyerek okuyacak, merdivende dikkatsiz ve basamaklara karşı hürmetsiz olduğun için yuvarlanıp düşeceksin. O vakit, sahhaf’ın kayıp kedisi gelecek ve yüzüne karşı gülecek, bin yıldır sakladığı kahkahasıyla… Kitaba giden yol hiç bu kadar kolay ve hiç bu kadar çetin olmamıştı. Öyle ya, yolun sonunda inşirah var!

İnşirah Sahaf: Nizamettin Korucu
(+)

Kitaptan gayrısını görmesin gözler

İnşirah Sahaf, kitapları 300’den fazla satmayan Nietzsche ve Stendhal’a benziyor. Cins kafaların kadri kıymeti yüz yıl sonra biliniyor. Ama İnşirah Sahaf ve benzeri mabed-mekânların kıymeti cins kafalar gibi geç biliniyor. Topçu’nun, Atasoy Müftüoğlu’nun, Nuri Pakdil’in kitapları onbinler tarafından okunmaz. Zira onların has okuyucuları vardır. Hatta onları okuyup köşeyi dönecek metinleri yazanlar da vardır. İnşirah Sahaf, adını andığım güzel adamlar gibidir. İçerisinde derde devaya varana kadar vardır ama duvarları metruk durur. Camlarında ilanlar vardır. Aslında İnşirah Sahaf’ta kitaptan başka bir nesne yok; duvar dahi, raf dahi… Kitaptan gayrısını görmesin gözler, dercesine teşekkül olmuş her bir parça. Sanki rüzgâr, hava, toprak ve eller bu iş için ortak çalışmışlar… Kar ve yağmur da dokunmamış bu nadide operasyona.

Hijyenin hikmetten daha farz-ı ayn olduğu mekânlar çoğaldıkça…

İnşirah Sahaf’ın kardeşi bir Kitapbank vardı, Nuri Pakdil’in rahmetli kuzeni orada mesaisini doldurmuştu. (Bir de Digor İl Halk Kütüphanesi…) Türkiye’nin ilk Kitapbank’ı idi. Onun da çehresi İnşirah Sahaf’a benzerdi. Çehresi her ne kadar yapıştırma-kolaj bir iğretilikle durursa dursun, kesinlikle inşirah bu ve benzeri mekanların harcı. Bankaların “kitap satış birimleri” kitap-kafeler, hijyenin hikmetten daha farz-ı ayn olduğu mekanlar çoğaldıkça hijyen-gdo-çevrecilik vs konuları daha hayati oldu. Oysa hayati olan yitiğimizdi, hikmetti.

İnşirah Sahaf: Nizamettin Korucu

Bir Ebu Zer yalnızlığında…

İnşirah Sahaf’ın fotoğrafını gördüğümde birçok kitapsever gibi oturup ağladım. Dakikalarca yüzüne baktım. Yüzünde, geceleri uyumamak için ayaklarının altına soğuk su dolu leğen koyan Nurettin Topçu’yu, gözleri fehmetmediği için ampüle kadar kitabını yaklaştırıp okuyan Cemil Meriç’i, uykum geldikçe uyanayım diye saçını iple tavana bağlayıp kitabını okuyan İbn-i Teymiyye’yi gördüm. Bir Ebu Zer yalnızlığında, bir Salman-ı Farisi ilminde, bir Bilal-i Habeşi rengine bürünmüş, kenarda, tertemiz, yüzünün makyajı asla olmamış bir Rabia zerafetinde ama bir Bişr-i Hafi yoksulluğuna gark etmiş kendini “dünya malını neylesin kitaba gönül veren” dercesine... Kitap, eşyaya bel bağlamanın ne denli hastalıklı bir hal olduğunu öğreten sessiz öğretmen. Sanki İnşirah Sahaf’ta dile gelmiş kitap. Onunla yol alan sahhaf’ını da çekmiş yanına, saygıyla eğilmiş kitapların üzerine iki dost.

Kitabı ev kadar kıymetlendiren görüntü…

“Üniversiteye Hazırlık Kitapları-Dergiler” diye bir yazı var kapının önünde. Öylesine okursanız: “Üniversiteye Hazırlık Kitapları Değildir!” diye de okuyacağınız bu afiş, insana farklı duygular veriyor. “Bırakın şu soru kitapçıklarını, bunlar edebiyat dergileri, edebî olandan bahseder!..”  dercesine. O kadar çok ilan yazısı var ki kapıda, sevindim! Zira o kadar ilanı ancak emlakçı dükkanları önünde görmüştüm. Kitabı bir ev kadar kıymetlendiren –somut anlamda- bir görüntü var vitrinde. Yıllar önce hocam demişti, “diğer öğretmenlerin arabaları, evleri var; benimse işte şu kitaplığım var sırtımı yaslayacağım.” Bu söz adeta somutlaşıyor ve evlere, arabalara sığınanları tuzla buz ediyor Sahaf İnşirah’ta. Öyle ki Niyazi Mısrî düşüyor aklıma: Selin önüne çerden çöpten ev kurmuşsun, ne kadar durur?!

İnşirah Sahaf: Nizamettin Korucu
(+)

Kahramanım soba borusu

Sahaf İnşirah, selin önünde olduğumuzu hiç kitap satmasa da öğretiyor bize, yüzünü gösteriyor. Yüzünde tüm mekânların nasıl yok olacağını, içinde kitaba dair bir nesne olmayan mekânın ne kadar boş olduğunu anlatıyor adeta. Bir de, Erzurum’un soğukları sanki baraka gibi duran İnşirah Sahaf’a hiç uğramazmış gibi bir hal var. Çatıya yakın üst camların arasından kafasını uzatmış bir çocuk başı gibi duran soba borusu, sanki Erzurum’un tüm soğuğunu, bir anlamda Moğol askerlerini püskürtmüş gibi muzipçe duruyor. Oysa Bağdat Kütüphanesi’ni önce Moğollar, sekiz yüz yıl sonrasında da Amerikalılar talan etmişlerdi. Belki de Bağdat Kütüphanesi’nde kitaptan çok tuğlaya değer verildiği için harap oldu güzelim kitaplar.

Buraya girenler derviş…

Sahaf İnşirah, türünün son örneği. Kitap her ne ise, işte bu denli dünyadan el etek çekmiş, hikmete sırtını vermiş mekânlarda aslî hüviyetine kavuşur. Öyle ki insanın aklına şu geliyor; bu sahafa giren adamlar hakikatli inanmış, varlığa hakkını veren devrimci, dünyaya tekmeyi basmış derviş, kitapla evlenmiş ilim erbabı, dünyayı ayakta tutan kalp ve zeka mimarları olarak çıkarlar; diğer kitap satış mekanlarına girenlerse doktor, öğretmen, hakim, savcı, ergenekoncu, en milliyetçi, en faşist, en komünist, en dindar, en kavgacı, entrikacı… endirek serbest vuruşla dünyanın altını üstüne getirme üstadları olarak çıkarlar zannındayım.

İnşirah Sahaf’a dikkatle bakın: Orada sadece cam, merdiven, soba borusu, soru kitapçıkları yok; kitapsızlığın soğuğuna karşı insanoğlunun ürettiği, beyin ve kalp imbiğinden süzüp ortaya koyduğu en değerli nesne var.

 

 

Zeki Bulduk, bir vitrini okudu

Güncelleme Tarihi: 24 Nisan 2010, 21:39
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
limoni
limoni - 9 yıl Önce

Dikkatiniz ve yazınız için teşekkürler...
Açıkcası ilk habere öylesine bakmıştım. Ama fotoğraf sarsıcıydı. sonrasında İnşirah Sahaf'ın başka bir yazıya konu olması mutlu etti beni.

Reyhan Taşdelen
Reyhan Taşdelen - 9 yıl Önce

İnşirah sahaf'ı, nadirkitap.com vesilesiyle tanıdım, aradığım bir çok kitabı buldum ve internet üzerinden alış veriş yaptım. Tavsiye ederim..

Nizamettin Korucu
Nizamettin Korucu - 9 yıl Önce

Selam ile, Bu habere böyle bir yazı yazılması mahareti ve derinliğini dışa vuran kardeşim. Sana çok teşekkür ediyorum. Gözlerim yaşararak okudum.

Furkan Balkan
Furkan Balkan - 9 yıl Önce

Fakat ilk gittiğimde yine de oradaki sahaf Nizamettin Korucu'nun "buyur kardaş" deyip çay ısmarlayacağına nedense eminim..

sinankara
sinankara - 9 yıl Önce

tamam elinize sağlık iyi bir haber ama adres olsaysaydı daha güzel olurdu

hakan
hakan - 9 yıl Önce

henüz yazının ortalarına gelmiştim ki, fotoğrafta -objektiflerin tesadüfen yakaladığı ileri sürülen cin-ruh suretleri nevinden- sahaf efendi'nin yanına usulce ilişmiş bir zeki bulduk sureti fark ettim. kendi kendime "acaba maharet benim sezgimin mi, yoksa zeki kardeşin üslubunun mu?" sorusunu yönelttim. bu vesileyle "sezginin gücü mü üslubun -hem meramı hem de sahibini- beyan gücü mü?" sualini hatırlatarak keşfime itimadımı muhasebe etmemi sağladı, Allah razı olsun...

Abdulkadir Öğdüm
Abdulkadir Öğdüm - 9 yıl Önce

Merhaba;
Yıllardır kendime mekân olarak bilirim İnşirah Sahaf'ı. Kitaplığımdaki kitapların çoğu buradan alınmadır. Ve işsizliğimin, ayrıca borçlarımın küçümsenmeyecek derecede sıkıntı verdiği bugünlerde, tam 300 adet şiir kitabından oluşan şiir kitaplığı raflarını iki ayrı çuvala doldurup taksiyle eve götürüşüm de yine bu sahafta cereyan etmiştir, bir iki gün önce.

Her gidişimde güler yüz, sohbet ve çayı ersirgemeyen Nizamettin abime ve cümlenize en Derûnî saygı ve sevgilerimle...

ali özkan
ali özkan - 8 yıl Önce

Selamınaleyküm , Muhterem Nizamettin abim . Daha Erzurumundan ayrıllalı üç gibi kısa bir zaman olmasına rağmen sanki üç asırlık bir zamnmış gibi geldi bana. özledim güzel erzurumu n cadde ve sokaklarını.
erzurumu nekadar çok sevdiğimi ondan ayrılınca anladım. internetten erzurumdan heberler ararken sizi gördüm . ve sizinle yaptığımız sohbetleri ne çok özlediğimi hatırladım. sevgi ve saygılarımla
ALİ ÖZKAN

banner8

banner19

banner20