Kitap Her Yerde Var, Ama Fatih Kitabevi'nde Fazladan Muhabbet de Var

Ankara'yla ilgili hemen her anekdotta içine Fatih Yurdakul Ağabeyi de ekleyerek genişleyen bir sürü hikâye dinlemiştim. Sezai Bey'den Nuri Pakdil'e, Atasoy Ağabeyden başka diğer üstatlara kadar hemen herkesin kendini güvenle attığı bir liman varsa galiba burası olmalıydı. Necdet Subaşı yazdı.

Kitap Her Yerde Var, Ama Fatih Kitabevi'nde Fazladan Muhabbet de Var

Herkes gibi ben de onu o kocaman sakallarıyla tanıdım. Ben de herkes gibi ona "Fatih Ağabey" diye hitap etmekten hoşlanıyorum. Yaşça büyük olanlarını da küçük olanlarını da o sınır tanımayan bembeyaz sakalı o kadar etkiliyor ki, eğer illa da ağabey demeyecekseniz dede demek zorundasınız. Saygı telkin ediyor, yüzünde kocaman bir geçmiş toplanmış duruyor. Gerçi geçmişine ilişkin hiçbir bilgim yok; varlığı, size görünen yüzü o kadar sahici, o kadar somut ki size başka bir şeyi sordurtmuyor.

Benim onu tanımam herhalde 80'lerin başına kadar gider, ama tanışmam oldukça yeni. Ankara'dan geçerken arkadaşlarla binbir meşakkatle Zafer Çarşısı’na gider, önce Akabe'ye, ardından da onun dükkânına uğrardık. O zamanların dünyasında benim Fatih Yurdakul Ağabeyde gördüklerimden bu zamana pek fazla bir şey değişmemiş gibi. Ben onunla ilk karşılaştığımda Akabe'den yeni ayrılmış, aynı pasajda kendi adıyla kitabevi açmıştı. Akabe'de Mavera çevresinden yazarlarla karşılaşırdınız, biraz da onları görmeye gelen bizim gibi taşralı gözlemcilerle. Orada aklınızda bizim kalmayacağımız kesin. Rasim Abi varken, rahmetli Cahit Abi varken, Erdem Abi varken bizim gibi tıfılların esamesi mi okunurdu? Tabii ki hayır. Ama Fatih Kitabevi öyle miydi? Kesinlikle hayır. İnsanlar orada, ilerleyen yıllarda kademe kademe gelişecek dostluk halkalarına dahil olurdu. Biri mutlaka konuşur, etrafında bizim gibiler ya ayakta ya da bir yere ilişmiş olarak bizi birazdan kesinlikle içine katan o muhteşem sohbete kulak verirdi. Duymak, dinlemek, seyretmek, susmak en az konuşmak kadar bu tatlı muhabbete ortak olmanın bir parçasıydı.

Hemen herkesin kendini güvenle attığı bir liman

Ben Ankara'nın kalburüstü yazarlarının çoğunu orada tanımıştım. Gerçi Fatih Ağabeyin kişiliğinden kaynaklanan bir şey olmalı, eğer birinde gerçekten izlenmeye değer bir şey yoksa o kendini orada daha fazla tutamazdı. Fatih Ağabey yazar falan değildi, ama harika bir okuyucu olduğundan adım gibi emindim. Sanırım bilgisi malumatfuruşlukla ilişkilendirilemeyecek kadar gerçekçi ve belki de çekine çekine söylemek isteyebileceğim düzeyde, kendine lazım olduğu kadardı.

Orada kitaptan söz edilirdi, memleketin ahvalinden, belli başlı popüler konulardan, kısaca hayata dokunan her şeyden bir miktar orada duyar, sonra da yolumuza devam ederdik. Benim bu kitabeviyle ilişkim Ankaralılar gibi değildi. Ben genellikle oradan geçiyor olurdum, ateş almaya gelmiş biri gibiydim sonunda. Belki işini yarım yamalak gören bir istihbaratçı gibi içeride konuşulanlara kulak verir, sonra da "Ah bu vakitsizlik!" der, yana yakıla garajın yolunu tutardım. Biraz çocuktum, büyüyordum gerçi, ama mevzular da benimle birlikte büyüyordu.

Sonra Van'dayken arada Ankara'ya gelirdim, Muğla'dayken daha da arttı. Bu gelişlerimde bir yolunu bulup dükkâna uğrardım. Fatih Ağabey de oraya girip çıkanlar da beni tanımazdı. Sonradan Ankara'yla ilgili hemen her anekdotta içine Fatih Ağabeyi de ekleyerek genişleyen bir sürü hikâye dinlemiştim. Sezai Bey'den Nuri Pakdil'e, Atasoy Ağabeyden başka diğer üstatlara kadar hemen herkesin kendini güvenle attığı bir liman varsa galiba burası olmalıydı. Gerçi Nuri Pakdil kimseye tenezzül etmezdi, Sezai Bey İstanbul'daydı, ama onların ruhları sanki burada demirlemiş gibiydi. Bazen onlardan o kadar çok bahsedilirdi ki yeni yetme bir çocuğun uçarılığı içinde "Başka bir adam mı yok?" diye sıkılıp dururdum.

Kitap her yerde vardı, ama burda fazladan muhabbet vardı

Sonra galiba birtakım sıkıntılar da yaşadı. Kitabevini Kızılay'daki Adil İşhanı’na taşıdı. Etrafını sahafların sardığı o yerde bana kalırsa Fatih Ağabey bir deniz feneri gibiydi. Etrafta kayalıklar, menfezler, geçitler, dar geçitler... Biliyorum pek çok kişinin kendini oraya atmasının tek bir nedeni vardı. Orada sohbetin hası vardı. Kitap her yerde vardı, ama burda fazladan muhabbet vardı. Düşünsenize, buranın kitaptan anlayan bir sahibi ve muhabbeti dört gözle bekleyen şehir ahalisi orada sizin gelişinizi kolluyordu.

Ankara çok tatlı, benim gibi bu şehirden hoşlananlar var. Utanmadan çekinmeden söylemek isterim. İstanbul dururken Ankara'yı göz ardı eden bir hava vardı. Ama bu kıyas kabul etmez karşılaştırmaları bir tarafa bırakıp söylemek isterim. Ben öyle arkadaşlar bilirim ki, nedir nedendir bilinmez, sizinle önceden randevulaştığı ve şu saatte şu mekânda adamakıllı bir oturmaya hazır olduğu hâlde ne yapar yapar arada çıkar Fatih Ağabeyi görür gelir. Ben özellikle İstanbul'dan gelen dostlarımda buna defalarca şahitlik etmişimdir. O bir derviş midir? Hayır. Şeyh midir? Gelenlere el mi vermekte, vird mi dağıtmaktadır? Hayır. Onun sırrını öğrenmek için arada oraya gençlerin deyimiyle damlamanız ve sizi karşılayan ortamdan feyz almanız gerekir.

Her hafta bir yolunu bulup Hamamönü'ne gitmek

Bu akşam Fatih Ağabeyin Hamamönü'ndeki yeni yerine gittiğimde aslında eski usul dükkânları ne de çok özlediğimi fark ettim. Dar ara sokaklardan geçip Fatih Kitabevi'ne ulaştığımda sokağın bizim Şavşat'ın eski zamanlarını andıran sıcaklığına erişince nasıl da gözlerim doldu. Yeni mekân iki kat ve aslında bir evden bozma dükkân olarak tasarlanmış. Her katta ufak odalar var, etrafta oturaklar, raflar ve kitaplar var. İnsan odalardan birine girdiğinde kendini ağır bir misafir gibi hissediyor. Anladığım kadarıyla gece geç vakitlere kadar açık. Zaten Fatih Ağabey hane halkıyla birlikte çalışıyor, kızları da orada. Biri çay servisi yapıyor, biri acıktıysanız çorba. Kitabevi ve çorba ne güzel bir eşleşme. Eskiden İhtiyar'da İbrahim Ağabey de böyle bir şey başlatmıştı. İnsanın karnı aç olmasa bile sırf orayı sahiplenmek, oralı olduğunu tescillemek için oturup bir çorba içesi geliyor.

Geçen ay açılışı yapılmış, yetişseydim orada Ankara'nın meşhur isimlerine de denk gelirdim. Bugün açılış resimlerine baktım, yolu buradan geçen herkes birer kadirşinaslık gösterip kalkıp açılışa katılmışlar. Olsun, ben geç kaldım; ama belki onlardan daha şanslı olduğumdandır, Fatih Ağabeyle iki katlı kitabevinin zemin katında uzun, upuzun sohbeti sadece ikimiz başbaşa ve aramıza kimseyi katmadan yaptık.

Güzeldi. Artık her hafta bir yolunu bulup Hamamönü'ne gitmek ve orada belki de ilk kez tanışacağımız yeni dostlarımızla mesela "eleştiri nedir", "sadakat nedir", "güç nedir", "zaaf nedir", "yara nedir", "şeref nedir", "itibar nedir" gibi maazallah başkalarının namlusunda ateş topuna dönebilecek soruları zarafeti elden bırakmayan bir sıcaklıkta, önüne gelen topu çeviren kimi gençlerin artistliğine tevessül etmeden coşkuyla karşılar, adamakıllı top oynardık, kim bilir?

 

Necdet Subaşı

Güncelleme Tarihi: 18 Ocak 2018, 17:26
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Gamze
Gamze - 1 yıl Önce

Keyifle okunan bu yazının başlığını görür görmez o küçük kitapçı dükkanını özlediğimi farkettim. Alelade bir öğrenci olarak pek çok şey öğrenmiştim orada. Şimdi Hamamönüne mi taşınmış kitabevi tamamen ? Adilhan da asma kattaki yer kapanmış mı acaba?

banner19

banner13