banner17

Kimler buradaydı, bir bilsen ah!

Mekânlar tutunamıyorsa 'mekîn'de bir rahatsızlık vardır diyebilir miyiz?

Kimler buradaydı, bir bilsen ah!

Ankara’da mekânlar tutunamıyor. Tam benimseyip şenlendiriyorsunuz bir mekânı; ya yıkılıyor veya taşınıp özelliğini yitiriyor. Bir daha da uğramıyorsunuz. Mekânlar sohbete elverişliliği ile öne çıkarlar zannımca. Her mekânda bu özellik belirmiyor. Zorlamayla da olacak şey değil bu.

Yapılışlar ve yıkılışlar şehri AnkaraEski Ankara

Hacı Bayram Velî’nin “iki cihan âresinde yapılır” bulduğu bu şehir ta o zamanlardan beri bir yapılışlar ve yıkılışlar şehri olmayı sürdürüyor. Temkin, temekkün değil bir telvin ve televvün şehri… 1910’lu yıllardaki Ankara yangınından önce neredeyse biblo gibi bir Anadolu şehri olan Ankara, Cumhuriyet dönemine kadar belini doğrultamamış. Refik Halit, bu yangını ve şehir üzerindeki bozucu tesirini çok güzel anlatmıştır.

Yaşça benden büyükler evvelki örnekleri hatırlayacaklardır. Ben önce Sakarya Çayocağı’nı hatırlıyorum. Bulunduğu bina yıkıldı; ilk gençlik çağımızın bu yarı efsanevî mekânı böylece kayıplara karışmış oldu. Şimdi de yakın civarda bir Sakarya Çayocağı var, ama ocak söndü bir kere…

Gökkuşağı Çay OcağıÜlke, yarı efsanevî bir kitabeviydi!

Ülke Kitabevi, Türkiş Pasajı’nda –biraz da uğramaya çekindiğimiz– bir mekândı ve tam bir entelektüel yatağıydı. Çekinirdik ama ayaklarımız bizi oraya çekerdi sürekli. Ahmet Yaşar Ocak’la, Ali Birinci, İlber Ortaylı, merhum Ercüment Kuran ve emsâli zevâtla orada sohbet edebilir ve bu koskoca insanların sevimli yüzleriyle karşılaşırdınız. Mehmet Ağabey [Erdoğan] orada tezgâhtar olarak çalışmaya başlayınca elbette daha sık uğrar olduk. Üstelik Dergâh dergisi de bu mekân mevcutken çıkmaya başlamıştı. Fatih Ağabey [Gökdağ] işiyle çok meşgul görünürdü. Bu sebeple kardeşimin tezi için aramakta olduğumuz Hareket dergisinin ‘Mahkeme Özel Sayısı’nı, -hep içinde bulunduğu o meşguliyet hâlinden sıyrılarak- tezgâhın altından aceleyle çıkartıp uzatmasına acayip şaşırmıştım.

Ne mekânlar vardı

Şimdiki Babacan Çayocağı’nın karşısındaki Lokman Hekim de kapanalı çok oluyor. Sanırım bir pastaneden arta kalan ve iki binanın arasındaki boşluk doldurularak oluşturulmuş bu mekân acayip koyu sohbetlerin döndüğü bir mekândı. Ömrü kısa oldu. Onun biraz üstündeki İlhan İlhan Kitabevi, ufacık “ucuz kitaplar köşesi”yle uğramadan edemediğimiz bir mekândı. Ucuzdu o kitaplar ama kesinlikle sıradan değildi. Kitap kokusuna ezelden âşina İsmail Kasap sayesinde keşfetmiştim orayı. Burada bulduğum ‘bulunmaz’ kitapları (ve tabii fiyatlarını) söz konusu ederek dudak ısırttığım çok arkadaşım olurdu. Yine bina bütünüyle yıkılınca İlhan İlhan öyle bir yere taşındı ki uğra uğrayabilirsen.

Çayının güzelliğiyle Ankara’da yegâne sayılan Girgin Çayevi de el ve ad değiştirip sırra kadem basalı çok oluyor. Buraya sırf çayının güzelliği için uğrardık, çayevinin umumî havası pek de bize göre değildi. Orada yine bir çayevi var galiba…

Ya Harput’a ne demeli? Daha çok Mehmet Aycı’nın beni sürüklediği bu mekân çok yakın bir zamanda bir üst kata taşındı ve özdeşleştiği mekândan koptu. Belini doğrultabileceğinden şüpheliyim.

Nazir Akalın Mehmet Aycı Yusuf Turan Günaydın
Rahmetli Nazir Akalın, Mehmet Aycı, Yusuf Turan Günaydın ve İsmail Kasap Gökkuşağı'nda...

Direnmişti bugüne kadar, ama…

Şimdi de Gökkuşağı Çayocağı! Zaten bina sahibinin yıllardır çıkartmaya çalıştığı işleticileri buraya kadar direnebildiler demek ki. Selçuk Azmanoğlu’nun ‘yorumsuz’ telefon mesajıyla öğrendiğim bu yıkılışı bekliyordum (tadilat başlamıştı bile). Gökkuşağı Çayocağı uzun bir süre nazarımızda Birleşik Dağıtım Kitabevi’yle özdeşleşmişti. Birleşik’ten alış veriş yapıp hemen oracıkta bir yere ilişivermek hiç de fena olmuyordu. Önce, bina sahibiyle anlaşamayan Birleşik terk etti o pasajı. Pasajın hemen kenarındaki daracık sayılabilecek boşluğu değerlendiren mütevazı çayevi ise direncini bugüne kadar sürdürdü.

Bu fotoğraflarda yer almak ne demektir, düşünsene…

Gökkuşağı ÇayocağıBu mekânlar içinde en çok Gökkuşağı’nda fotoğraf çektirmişiz. Burada başta Rasim Baba [Özdenören] ve merhum Remzi Matur; İsmail Kasap’ın örgütlediği ‘Samsun Ekibi’: Dursun Ali Tökel, Şaban Sağlık, Fikret Uslucan, Cüneyt Issı, hatta Alpay Doğan Yıldız; ‘Ankara Ekibi’: Mustafa Tatçı, A. Fuat Bilkan, Mehmet Aycı, Ersin Özarslan, Osman Özbahçe, merhum Necdet Kuru, Şaban Abak, Reşat Kasap, Şimdi Gaziantep’te bulunan Halil İbrahim Arslantürk, İsmail Ağabey’in edebiyatçı öğrencileri Özge Erdağı ve Şirin, son zamanlarda İsmail Çakmak, Selçuk Azmanoğlu, Zeynep, arada bir Ali Murat Ağırbaş, Kadir Can Dilber, belki Osman Selvi; Ankara uğrayışlarında rahmetli Bekir Sami Özbalcı, Asım Gültekin, Mustafa Özçelik, bir kez İbrahim Demirci, Uğur Başarmak, Ankara'daki askerlik günlerinde Kâmil Büyüker… Bir kısmı tabettirilmiş fotoğraflarda, bir kısmı zihnin sanal fotoğrafhanesinde…

Gökkuşağı Çayevi, Ankara’nın ‘göreceli’ uzun ömürlü ama tutunamayan mekânlarından biri olarak birçok kişinin hafızasında kalacaktır bir müddet.

Mekânlar tutunamıyorsa ‘mekîn’de bir rahatsızlık vardır diyebilir miyiz? “Şerefü’l-mekân bi’l-mekîn” ise mekânın suçu olamaz; suç ‘mekîn’de galiba…

Not: Gökkuşağı Çay Ocağı ve sakinlerinin yer aldığı fotoğraflar için Selçuk Azmanoğlu'na teşekkür ederiz.

 

Yusuf Turan Günaydın bir mekânın ardından yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Temmuz 2010, 14:48
YORUM EKLE
YORUMLAR
İsmail Kasap
İsmail Kasap - 8 yıl Önce

Anıldığı kadar yaşayan bir hatıra değil midir insan..?

banner8

banner19

banner20