banner17

Keşmekeş ve Kimsesizliğin Ortasında: Harem Otogarı ve Mescidi

Harem otogarı kendiliğinden oluşmuş gibi basit görünür insanın gözüne. Burada da mescid, L biçimindeki otogarın iç kısmında, çoğu zaman bize yakışmadığına yakındıklarımızdan... Mehmet Boynikar yazdı.

Keşmekeş ve Kimsesizliğin Ortasında: Harem Otogarı ve Mescidi

Bir sahne… “Salak Milyoner”, “Bu Adamlar Nereye Bakıyor” ya da “Köyden İndim Şehire” gibi filmlerin hepsinde az çok mevcut. Köyden gelen insanların Haydarpaşa Garı’nın merdivenlerindeki şaşkınlığı, tedirgin bakışları ve şehre ayak uydurmaya çalışmaları... Filmler bizden önceki nesle ait olsa da bizim 90’lar neslinin de duygu hafızasında yer etmiş.

Harem’de indikten sonra sahile yürüdüğümde, kendimi hep böyle hissederim, her gelişimde… Tarihi İstanbul’u ilk buradan görenler hak vermeli bana. İstanbul’dan ayrılan insan kısa bir süre sonra bile, orasının gerçekten var olup olmadığı ile ilgili şüpheye düşmez mi? Her geldiğinde yine ve yeniden şaşırmaz mı? Gerçi Harem güneşli güzel günlerde bu şaşkınlığı yaşatır ama peki sisli ve kapalı havalarda? Önünü görememenin tedirginliği ve hüznü.

İsminden mütevellit çok eski bir semt sayabiliriz Harem’i. İstanbul semtlerinin ismini açıklamak için yapılan çalışmalarda Surre alaylarının sefere başladığı yer olduğu rivayet edilir. Ama bugünkü hali buna layık mıdır?

Keşmekeşin biraz uzağında martılar, Kız Kulesi

Harem Otogarı’nın L harfini andıran bir yerleşimi var; hem iç hem de dış kısmındaki peronlar insanın kafasını karıştırabiliyor. Hatta L harfinin uzun tarafının bitip de sola keskin bir dönüşle kısa tarafındaki peronlara geçtiğinizde peronları birbiriyle karıştırmanız mümkün. Tabii ki bu karışıklığa tabela keşmekeşi de yardım etmiyor değil.

Harem otogarı kendiliğinden oluşmuş gibi basit görünür insanın gözüne. Sanki gecekondular gibi üçer beşer yazıhanelerin türemesiyle ortaya çıkmış, geçen zamanla –ne yazık ki- aşina olduğumuz düzensizlik ve karmaşaya teslim olmuş gibi. Ne zaman gelip ne zaman hareket edeceğinden emin olamadığınız tekno-kervanınızı bekleme gerginliği, tabela ve seferlerin keşmekeşi, çığırtkanların bitmek bilmeyen ısrarları… Ama hemen biraz uzağında, deniz ve martı sesleri, Üsküdar, Salacak, Kız Kulesi ve tarihi İstanbul silueti. Bu dünyanın şaşırtıcı taraflarından biri de zıtlıkları bu kadar yakın ve iç içe var edebilmesi.

Gariptir otogar mescidleri bu halleriyle, kimsesiz gibidir

Burada da mescid, L biçimindeki otogarın iç kısmında, çoğu zaman bize yakışmadığına yakındıklarımızdan... İstanbul’da camilerin sık ve şık olmasından mıdır bu küçüklük ve özensizlik, yoksa muasır medeniyetin umursamazlığı ve çifte standardı mı, bilmiyorum. Değilse bile bu eleştiriyi en azından İstanbul için camilerin sık ve şık olmasından dolayı Harem adına erteleyebiliriz.

Mescidler, acil değil sürekli bir ihtiyaçtır, doğduğunuz andan ta öldüğünüz güne kadar… Otogar mescidleri hariç. Musallası yoktur mesela, minaresi ya tuhaf bir icad şeklindedir ya da yine büyük ihtimalle yoktur. Orayı yurt edinmiş, kendisine özenen “tanıdık” bir cemaati yoktur. Gariptir otogar mescidleri bu halleriyle, kimsesiz gibidir. Bir ya da birkaç vakit için ve sefer zamanlarında yolu düşenleri ağırlar. Nereden gelip nereye gittiğini düşünme durağıdır, yol da yolcu da bu mescidlere çok şey borçludur.

Tefekkür yolcuları ve inen gün

Bir dönem oralarda çalışmış ya da akşamleyin kaldırılışına tanıklık edenlerin bildiği yorgun bir toplanma ve gitme telaşı vardır pazar yerlerinin akşamlarında. Aynı telaş hali akşam namazlarında da yok mudur? Harem otogarının akşamlarında da bu tanıdık telaş hissediliyor. Harem otogarı mescidi de bu haliyle her daim akşam namazlarına tahsis edilmiş gibidir. Yorgun, dingin, acele ile bu yorgunluğun verdiği farklı bir ahenk akşam namazlarında insanı sarıyor.

Çığırtkanların aceleci sesleri, bilet pazarlıkları, tekno-kervanların kalkış hazırlıkları arasında belli belirsiz martı sesleri, alelusul yenen yemekler, pişmaniyecilerin ve çerçilerin anlaşılmayan konuşmaları, kıyıda köşede yükleriyle ana babasını ya da oğlunu bekleyen, çocuklar ya da yaşlılardan oluşan tefekkür yolcuları ve inen gün… Akşam namazı işte bu manzaralarla biten günün cenaze namazı değil midir?

İstanbul’un hemen yakınında, ona yetişememiş bu kara parçasında akşamın verdiği bu halet-i ruhiyeyle seferimize hazırlanırken İstanbul, ışıl ışıl, dingin ve huzurlu bir şekilde akşamı karşılıyor. Bu kıyıdan biz onlara veda edip bu huzurlu bakışlara imrenirken onlar da akşamın kör ışıkları içerisinde bizlerin bu telaş ve hüznüne üzülüyorlar mıdır?

AŞTİ yazısı için tıklayınız: http://www.dunyabizim.com/gezi-mekan/25160/ankaranin-yollari-bile-insana-git-diyor

 

Mehmet Boynikar

Güncelleme Tarihi: 24 Mart 2018, 15:41
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20