banner17

Japonya'da döner buldum!

Salome öyle güzel anlatıyor ki dönere olan muhabbetini. İster tombik ister iskender, döner her şekilde 'beni ye' der.

Japonya'da döner buldum!

İran’da ilk kez döner kebap gördüğüm günü hatırlıyorum. Hayatımın en güzel anlarından biridir. Bu arada, hayatımın en güzel anlarında mutlaka lezzetli bir yiyeceğin rolü olduğunu da belirtmeliyim. Bir de uyumakla ilgili unutulmaz anlarım var ki, o harika lahzaları daha sonra paylaşacağım. Ama döner kebabın kalbimdeki yeri çok özeldir. Ne harika kebaptır o ki, ister tombik ekmeğin içinde, patates kızartması, turşu ve domatesin arasında olsun, ister tabaktaDöner altında pide üstünde domates sosu yanında yoğurt ile gelsin, her şekliyle başka bir güzeldir, her duruşuyla başka bir lezzete bürünür, ama her zaman asli hüviyetini korur ve sahip çıkar.

Canım nedense künefe çekti. Of.

İran’da gördüğüm döner kebap ya da İran’da denildiği gibi “Türk kebabı”, İranlı damak zevkine göre hazırlanmış tamamen başka bir versiyon olsa da, yine de derinlerde bir yerde döner tadı saklıdır. Eti kıyma haline getirip, soğan, mantar vb. malzeme ile karıştırıp, sonra dönen şişe yerleştirerek döner kebabın benliğini yok edip İranlılaştırmaya çalışsalar da, o, şişte dönmeye başladığı itibaren döner kebaptır. Beni kıysanız da, kesseniz de, soğanlasanız da, üstüme ketçap mayonezi boşaltsanız da, “Ena Al-Kabab”, “Ena Al-Kabab” der. Tabii ki Türklüğünü bu kadar önemseyen bir kebap çeşidi birden Arapça konuşmaya başlamaz ama bir Hallac göndermesi yapmak esprili olur diye düşündüm. Yanıldıysam, ee beşer şaşar.

Aklımın cetveli yok, hiç bir zaman olmaz karnım tok

İlginçtir, nedense küçükken “beşer şaşar” deyimini duyduğumda hayalimde şaşı gözlü kıvırcık saçlı bir beşer canlanırdı. Duruma göre bazen dil çıkarırdı bazen sırıtırdı. Ama bazen gerçekten şaşkın bir ifadesi olurdu.

Birden canım çocukluk zamanlarında kafamızda beliren garip hayallerden bahsetmek istedi ama içimdeki dürtüyü şu anda bastırıyorum, bastırıyorum; tamam, diğer bastırılmış dürtülerimin arasına karıştı bile. Bunların hepsi komplekse dönüşüp bir gün akıl hastalığı olarak intikam almazlar benden inşallah.

Arıyorum seni her gün, her saat; yok bulana kadar seni, bana rahat

Evet, döner kebap. İran’da çok tutuldu, yayıldı, günlük “fast food” tüketiminin içinde girdi döner hemen. Her yaşta etseverin sevgilisi oldu, milyonlar her gün döner için sıraya girdi. Ama gerçek şu ki, benim kalbim hep esas Türk kebabını aradı. Her açılan Türk kebabı mağazasına yeni bir umutla daldım; o tanıdık, sadece et yığınından oluşan, ateşe yaklaştıkça cızırdayan, kahverengi tonlarının şaheser değerinde bir kompozisyona bürüdüğü o dönen afetle tekrar karşılaşabilmek için beyhude bir arayış içinde geçti yıllarım.

JaponyaBir dakikalık “kültür-sanata saygı” sessizliği

Kim derdi ki, yıllarca İran’da bulamadığım o gerçek tadı Japonya da bulacağımı. (Evet, yine Japonya. Heh!) Japonların sokak festivallerine bayıldığımı daha önce söylemişim gibi bir his var içimde; işte o festivallerden biri için otobüsle 3 saatlik mesafede ufak bir şehre gittim, güzel hava ve boş vakti değerlendirmek ve tabii ki her festivalin vazgeçilmezi olan, sokakların iki tarafına dizilen tezgahlardaki enfes yiyeceklerden tatmak için. Bir de festivalin kültürel–sanatsal şeylerini şey yapmak için tabii ki. Tamam, suçlu vicdanı bastırmak için bir iki tane kültür cümlesi yazıyorum. O bölgeye ait bir efsanenin bir tür anlatımı, iyi güçlerin kötü güçleri yenmesinin sembolize kutlaması bir festivaldi bu gittiğim. Sokaktaki geçit töreninde, devasa boyutlarda yürüyen sahnelerde, efsanenin can alıcı sahneleri türlü heykeller ve dekorasyonla gösteriliyor, ortaokul ve lise öğrencileri geleneksel kıyafetleri içinde davul çalıyor ve yelpaze dansı yapıyordu. Tamam, işte söyledim.

Hem bedava hem döner... Bu gönül daha ne ister...

Evet, işte o tezgâhlardaki yiyeceklerden tada tada, en ucuza en nefis yiyecek hangisi diye hesap yapa yapa ilerlerken, birden tam karşımda belirdi. O harika kıvrımlarla şişe sarınmış etten mucize hemen yanı başımda yavaş yavaş dönüyor, tezgâhın arkasındaki çekik gözlü olmayan oğlan, elindeki büyük bıçakla havalı bir şekilde kesiyordu, zarif bir dalgalanmayla alttaki tepsiye düşen parçaları. O anı doya doya yaşadım ve hemen, suratımda kocaman bir sırıtışla sordum tabii, “Siz Türk müsünüz?” diye.

Japonya

Türktü, Adıyamanlı’ydı. Hafif bir lehçesi vardı. Bana “abla” diyordu. Adı Hasan’dı. Burada ne arıyor, ne ediyor hiç sormadım. Et helaldi. Ekmek yumuşak ve beyazdı. Bunlar beni mest etmeye yetti, başka bir şey bilmek istemiyordum, sadece o döneri 40 kere çiğneyip yutmak istiyordum. Bir tane aldım, kesinlikle para kabul etmedi, “Abla bizden olsun” dedi.

Hemen acele etmedim. Oturacak bir yer buldum, içecek bir şey aldım. Ayran olsaydı keşke diye ufak bir iç geçirmem oldu ama fazla üstünde durmadım, elimde hakiki döner kebap vardı, hem de Japonya’nın bir kasabasında. Yediğim anlar o kadar harikaydı ki, anlatılmaz. O yüzden anlatmıyorum.

 

Salome, nihayet Japonya'da muradına erdi

Güncelleme Tarihi: 10 Ekim 2010, 21:04
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
zehra
zehra - 8 yıl Önce

Merhaba salome.Japonya gezi notlarını beğenerek takip ediyoruz,uzakdoğu hayranları olarak :) Hatta bir forumda da paylaştık.
Japonyada okumak isteyen ya da orayı gezmek isteyen bazı arkadaşlarımız var. Senden bilgi almak istiyoruz mümkünse.Sana nasıl ulaşabiliriz?
Teşekkür ederim

burhan
burhan - 8 yıl Önce

ablacim (icimden ablacim demek geldi ,kizmazsiniz insallah)
japonyalara kadar gitmisken kesinlikle tayvana da bekliyoruz , hele guney kaohiung sehrine kesinlikle!

murat
murat - 2 yıl Önce

iran döneri kendine hastır. türkiyeden geçmemiştir ve sanılanın aksine almanya hariç bir çok ülkede iran döneri yaygındır

banner8

banner20