banner17

İznik Batı özentisi mi?

Öznur Balık, Bizans'tan Sancaktar Abdülvehhab Efendiye İznik'i bizler için ilginç tespitlerle anlatıyor.

İznik Batı özentisi mi?

Tarihte “altın şehir” olarak ünvanlandırılmış olan İznik, sanata, mitolojiye, tarihe tanıklık etmiş ve konu olmuş. M.Ö. 4. yy.'dan bu yana varlığını sürdüren bu şehrin Osmanlı dönemindeki konumu, İstanbul'u Anadolu’ya bağlayan (Yalova ve çevresi) yerlere yakınlığı sebebiyle daha fazla ehemmiyet taşıyordu. Şimdilerde Akdeniz'in ya da Ege'nin kucağından cımbızla alınmış da Bursa'nın kıyısına konuvermiş bir tatil beldesi gibi olan İznik, tuhaf/alışılmışın dışında ilçe kimliğini muhafaza ediyor. Tuhaf dedim, çünkü, tarihi yakasında rozet gibi taşıyıp da topuklu ayakkabı üzerinde durmaya çalışan Batı özentisi tavrıyla dikkat çeken bir kadın gibi İznik artık...

İznik genel görünüm
İznik çinisi
İznik, Bitinya döneminden kalan bir yapı
İznik gölü
İznik, Taş köprü
İznik, Hacı Özbek Camii
İznik, Çandarlı Halil Hayrettin Paşa Türbesi
İznik Gölü
İznik, Abdülvahap Sancaktari Tepesi
İznik, Davud-u Kayseri türbesi
İznik, Mahmud Çelebi Camii kubbe süslemesi
İznik, Nilüfer Hatun İmareti, İznik Müzesi
İznik, Yeşil Cami
İznik Çini Fırınları kazı alanı
Görselleri büyütmek için üzerini tıklayınız

Etrafındaki surlar sanki onu onca düşmandan korumuş da şuncacık bir başkalaşımdan koruyamamış gibi mahzun. Üstelik surlar... Aklıma geliyor o manzaralar. Devasa çöp konteynırı gibi sanki. Etrafında otlanan roman atları gözünüzde canlandırır belki bu manzarayı. Sur kapılarından girip içeriye doğru girdikçe, dörtyola doğru yüz değiştiriyor sanki İznik. “Ben içine girdikçe değil, kıyısına gittikçe güzelleşen bir kentim” dercesine, dörtyoldan ayaklarınız sizi göl kıyılarına sürüklüyor.

İlginç tespitlerle, işte İznik

Mitoloji “Eis Ten Nikaieon” (Nikaia'ya) ismiyle bahsediyor bu şehirden. Aslında mitolojiye çok saygım yoktur. İznik'ten “gazozuna ilaç atılmış bir kızdan bahseder gibi” bahsediyor. Öte yandan da burası Ayasofya sayesinde hristiyanların uğrak yeri haline gelmiş. Kiliseden camiye, camiden müzeye kimlik değiştiren Ayasofya, 325-787 yılları arasında, hristiyan konsil toplantılarına ev sahipliği yapmış. Hristiyanlık adına uç kararların alındığı bu mekân, dinini önemseyen ve Türkiye'ye yolu düşen hristiyanlar için uğramadan gidilmeyecek bir yer haline gelmiş.

İznik, genel görünüm
İznik, Ayasofya Müzesi
İznik, Abdulvahap Sancaktari Tepesi'nden
İznik, Surlar, Yenişehir Kapı
İznik Gölü
İznik, Çandarlı İbrahim Paşa türbesi
İznik, Hespekli Çınarı
İznik, Sarı Saltuk türbesi
İznik, İsmail Bey Hamamı
İznik Çinisi
İznik, Şeyh Kutbuddin Camii
İznik, Kırgızlar Türbesi
İznik, Süleyman Paşa Medresesi
İznik, Eşrefoğlu Rumi Türbesi
Görselleri büyütmek için üzerini tıklayınız

Bizanslılara ve Selçuklulara başkentlik etmesi nedeniyle küçük ama şirin vasfının yanında küçünsenmeyecek bir tarih çınarı... Çınar demişken, belediye başkanlığının olduğu yerden valiliğe kadar çınarlar süslüyor dörtyoldan birini. Çandaroğulları’nın mezarları dikkat çekiyor yolun sonunda. Başkalarını bilmiyorum ama benim için Çandaroğlu hikâyesi tam bir dram. Osmanlı'yı gözümde kötü bir imaja bürüyor bu hikâye. Duymak ister misiniz bilmiyorum.

Çandaroğulları, giderek büyüyen bir sülale iken Osmanlı bunu tehlike olarak görüyor ve tüm sülaleyi katlediyor. Bilinmez; gerçekten iktidar olmak Kabil olmak mıdır? Cihan devleti olmak mı olmalıydı derdimiz? Yoksa ahiret gönüllüsü mü? Bu beni çok düşündürttü o mezarları her görüşümde.

Çandarlı sülalesinden canını kurtaran uzaklara kaçmış hep. Vanlı bir arkadaşım vardı. Aslen İznikli imiş. Çandaroğlu sülalesine dayanıyormuş soyu. Ve o arkadaşım atalarının kaçtığı şehirde sanat eğitimi alıyordu. Hazin...

Başını koltuğunun altına alıp…

İznik'i anlatmaya devam edelim... Bu çınarlı yolun sonunda, (bana göre) dünyanın en güzel mezarlığı var. Surların arkasına yerleştirilen bu mezarlara gitmek için, Bizans'ın oyma sanatını döktürdüğü kemerlerden geçiyor, tarihle selamlaşıyorsunuz önce. Yolun bir tarafı çamlarla dolu, gölgelik, kasvetli ve ilgi çekici bir mezarlık, diğer tarafı zeytinlik... Bir yanda ölüler diyarı, bir yanda zeytinlikler... İlerlediğinizde Abdülvahab Tepesi (Bayraklı tepe)'ne doğru yol alıyorsunuz. Küçük su kemerlerini hayretle izlerken, uzun uzun ilerleyen yolu kat edince, İznik'i, her yeri ve her şeyiyle görme zevkini tattıran bir tepeye ulaşıyorsunuz.

Sancaktar Abdülvahab Hazretlerinin hikâyesi... “Başını koltuğunun altına alıp üç adımda bu tepeye ulaştığı ve şehitlik mertebesine buradan yükseldiği” iddia ediliyor.

Bu şehir her medeniyetten bir iz taşıyor. Tarihî eser koleksiyonculuğu yapan gözlüklü bir amca gibi Bizanslılardan kalan ilginç heykeller, ilk çinicilerden kalan çini fırınları, Kırgız türbesi, Sancaktar Abdülvahab türbesi, Çandaroğulları... Osmanlı'dan sonra ikinci baharını yaşayan dul bir kadın gibi İznik...

Şehir ihsan diliyor, şehir insan diliyor

Helenistik çağdan bu yana namını gölüne, tarihine, çinisine borçlu olan bu kent ne yazık ki nazarımda, borcuna sadık davranmıyor. Yerel halkın genel anlamda tarihe olan tutumu olması gerektiği gibi olmadığından İznik’in gelişimi engelleniyor İzniklilerce.

Yazlık gibi kullanılan evler kış gelince boşalıyor, buz gibi bir yel esiyor gölden. Şehir ihsan diliyor, şehir insan diliyor.

 

Öznur Balık, “İznik, sen İstanbul'un kız kardeşisin!” dedi

Güncelleme Tarihi: 05 Eylül 2010, 16:51
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20