banner17

İstanbul'un Süsü Çeşmeler Nerede, Ne Hâldeler?

''İmrahor Camii yakınlarında bir kedinin peşinden sürüklenerek yeni bir çeşmeye tesadüf ettim. Boş bir arazide, genişçe bir ağaç ve birkaç çalının hemen ardına gizlenmiş bu üç gözlü yarı seyyar çeşme, belli ki ‘işlevinin bitmesi’ dolayısıyla başka yerden buraya taşınmış. Harap vaziyette olmasından ziyade, kitabesini okuyamadığıma üzüldüm.'' Sadullah Yıldız yazdı.

İstanbul'un Süsü Çeşmeler Nerede, Ne Hâldeler?

Dolaşmaya başladığımızdan bu yana (bakınız: başladığımız) galiba birkaç defa ‘sona yaklaşıyoruz’ veya ‘bitiriyoruz’ gibi ifadeler kullandım; ama İstanbul’un çeşmeleri biz köşeyi bucağı gezdikçe önümüze çıkmaya devam ediyorlar.

Sokakta yürüyen herhangi bir bey amcadan toplumun en ileri simalarına kadar hepimiz, geçmişinden utanan küçük-marjinal grup hariç hepimiz, şanı anlatılmakla bitmeyecek bir tarihimiz olduğunu söylüyoruz. Ama iş bir şeylere, tam da ekmeğini umarsızca yediğimiz bir şeylere sahip çıkmaya ve edebiyat parçalamaktan azıcık fazlasını yapmaya geldiğinde suskun ve durgun oluveriyoruz.

Bu suskunluk ve durgunluk beraberinde tarihimize karşı görevlerimizi ihmal etmeyi getiriyor. Sonra da tıpkı bugün cereyan etmekte olduğu gibi bizden hepi topu otuz yıl önce bile sürmekte olan ecdat hatırası hayır kapılarını sokaklarda terk edilmiş ve ilgisiz bırakıyoruz. Bu, bizim geçmişimizden çok günümüz ve geleceğimizi tahrip eden bir şeydir.

İstanbul çeşmeleri bu hatıraların en dikkat çekicilerindendir ve kalem olarak da şehrin en yoğun tarihî eser kalabalığını oluşturuyorlar.

Şehrin bina yarışı ve kalabalığında her gün biraz daha köşeye çekilmek ya da saf dışı bırakılmak seçeneğiyle yüz yüze kalan tarihî çeşmelerimizden bugün de İstanbul’un hem Avrupa hem Anadolu yakasında yolumuza çıkan bir bölümünü ağırlayacağız.

Sokaktan ve sokağı arşınlayanlardan tamamen soyutlanmış bir taş duvar gibi

1.
2.
3.

İlk olarak Aksaray’daki Sofular Caddesi’ne uğrayalım. Caddeden yukarı çıkarken bizi hemen sağdaki Ragıp Bey Sokak girişinde selamlayan bu sade güzellik, cihan hükümdarı Kanunî Sultan Süleyman Han’ın ruhu için yaptırılmış çeşmelerden biri (1). Kitabesinde herhangi bir özellik belirtilmiyor, niş bölümündeki künyede ise 2008’de çeşmeyi restore eden İBB Koruma Uygulama ve Denetim Müdürlüğü (KUDEB)’nün tamirat sonrası çeşmenin akar vaziyete getirildiğini belirten notu yazılı. Şu an ise çeşme, musluğu olmadığından akmıyor. Sultan Süleyman gibi bir dâhiye vefa için bu çeşmenin sevabının berdevam hâle getirilmesi o kadar da zor olmasa gerektir.

Sofular’ı yukarı kadar bitirmeyelim, soldan Balipaşa’ya çıkıp Hırka-i Şerif’e doğru yürüyeceğiz. Bu yol boyunca rastlayabileceğimiz birkaç çeşmeyi evvelden yazdığımız için yanlarına uğramayıp belli bir taneye doğru ilerliyoruz. Mütercim Asım Caddesi önümüzü kestiğinde biraz yukarıdaki Mesih Ali Paşa Camii dış duvarında, cadde köşesindeki iki çeşmeden biri kitabeli ve süslemeli, diğeri tamamen süssüz ve isimsizdir (2). Bu ikisinin tek seferde inşa edilmiş olmaları da, kitabesiz olanın sonraki bir tarihte yapılmış olması da mümkün ama ikinci ihtimal akla daha yatkın. Maalesef yol hizasından altta ve gözden ırak kalmıştır.

Caminin sokağına girip Eski Ali Paşa Caddesi’nde ilerlerken biraz sonra sağımızda bir çeşme daha görüyoruz (3). Musluğun da yer aldığı ayna taşı bölgesindeki tahribat fark edilebiliyor ve sıvalar da göze çarpıyor. Zanla ifade edersek iki kemerin birleştiği yukarıdaki hizanın hemen altında nispeten beyaz olan taş muhtemelen kitabenin yer aldığı bölümdü. Sokaktan ve sokağı arşınlayanlardan tamamen soyutlanmış bir taş duvar olarak duruyor.

“Âb-ı kevserdir eşi bu çeşmenin”

4.
5.
6.

Fatih Camii’nin haziresine uzanan iki yöndeki girişlerin her ikisinde duran çeşmeleri daha evvel zikretmiştik. Demir parmaklıklardan geçtikten sonra güvenlik kulübesinin dibinde, Gülbahar Hatun Türbesi’nin hemen karşısında duran bu minik çeşmeyi de o ikisine ekleyebiliriz (4). Üç musluğu da faal olan çeşmenin hayırseveri için mezarda da devam eden adeta bir darphane işlemeye devam ediyor. Fatih Camii’nin Boyacı Kapısı’ndakini ve şadırvanları da sayarsak bir hayli çeşmesi varmış doğrusu.

Sandık şeklinde bir başka çeşmeye Edirnekapı’da, Mihrimah Sultan Camii karşısındaki Kaleboyu Caddesi’nde, tarihî kapının içinde şahit olabiliriz.(5)

Hem iğreti durduklarından hem de alt taraflarındaki kırıklardan yola çıkarak tahmin edebiliriz ki muhtemelen ilk yerleri burası değilmiş ve sonradan bu izbe ve insansız mevkiye taşınmışlar. Bir cami avlusundan getirilmiş olabilirler ama ikisi farklı zamanların eserleri gibi duruyor. Soldaki daha süslü ve kendini beğenmiş bir görüntü verirken sağdakinin su akıtmaktan başka derdi yok. Neredeydiler, ne kadar süre sularıyla şehir ahalisine hizmet verdiler ve buraya ne zaman bırakıldılar; ihmal edilmişlik seviyeleri için bir hayli geç sorular bunlar.

Fatih Camii’nden sahile inen Haliç Caddesi’nin sonunda, Miralay Nazımbey Caddesi tabelasının hemen yanındaki çeşme eskiden daha fena hâldeydi, şimdi kitabesi altındaki kararma ve silinmeler yine bir şey değil.(6)

Yapıldığı tarihin rakamlarla yazılmadığı bu çeşmenin hangi yılda inşa edildiğini bulabilmek için son mısrasındaki harfleri ebcet hesabıyla çıkarabilmek gerekiyor. Neyse ki saçak süsleri henüz yerli yerinde duran çeşmenin pek de alışkın olmadığımız bir hatla yazılmış kitabesi şöyle: “Bu cihân içre bilin ey teşneler/ Âb-ı kevserdir eşi bu çeşmenin/ Didim içen âşığa târihtir/ Nûş-ı cân ola suyu bu çeşmenin.”

Restorasyon için açılan imkân ve zaman nereye savruldu?

Şehrin diğer yakasında, Anadolu tarafında tarih izi sürmek isteyenler için de birkaç ziyaret noktası tespit edebiliriz. Hâlâ İstanbul’un en sessiz muhitlerinden biri olan Valide-i Atik civarındaki birkaç çeşmeye evvelden işaret etmiştik (şuradan ulaşabilirsiniz), bir taneyi gözden kaçırmışız. Bunun da diğerleri gibi pek iç açıcı durumda olduğu söylenemez. Ama dahası var.

7.
8.

Eski Toptaşı Caddesi ile Valide İmareti Sokak’ın kesiştiği yerde görülebilecek bu çeşme, öyle zannediyorum ki epey büyük boyutta olduğunu düşünebileceğimiz bir tarih yağma ve ihmalkârlığının sadece bir parçasından ibarettir. Önündeki Vakıflar Müdürlüğü tabelasında yazdığına göre 2011’den beri restorasyon altında olan ve bitiş tarihi 2013 diye verilen, içerideki (darüşşifa, darülhadis, tabhane, kervansaray, imaret, darülkurra ve sıbyan mektebini içeren) büyük külliyenin hemen dış duvarında yer alıyor bu çeşme. Restorasyon için açılan imkân ve zaman nereye savrulmuştur, dışarıda gözüken bu ise içeride neler görülebilir; rahatsız eden sorular.

Çeşmeye gelince; onun çeşmeye benzer pek bir tarafı kalmış değil. Kurnada birden fazla kere sarhoş ateşi yandığı belli oluyor. Bu da en değerli kısım olan kitabeye mal olmuş ve yılların itip kakması sonucunda eserin yıpranmadık bir yeri kalmamış. Özellikle kitabeden bu saatten sonra neresi kurtarılırsa kâr gibi duruyor.(7)

Sahil istikametine doğru ama tepe hizasından ayrılmaksızın yürüyüp Doğancılar’da Çakırca Hasan Paşa Camii’ne varabiliriz. 1548 tarihli caminin kitabesinde yazdığına göre bir dönem yıkılan yapıyı İkbal Hanım adında bir hayırsever tamir ettirmiş, hatta eskisinden de sağlam bir eser ortaya çıkarmıştır. Hazirenin uzandığı sıranın sonunda, çıkışın yakınındaki çeşme ise caminin cemaatine mabetten çok daha sonraları hediye edilmişse de, yine de İkbal Hanım’ın ve ondan başka emek verenlerin hesap defterine parantez olarak eklenmiştir. Kitabesinde az bir kayıp bölüm var fakat genel olarak durumu iyi ve ayna taşındaki servi ağacı süslemeleri de yerli yerinde.(8)

Bir kedinin peşinden

9.

İmrahor Camii yakınlarında bir kedinin peşinden sürüklenerek yeni bir çeşmeye tesadüf ettim. Aslında görmek için uzak ya da zor bir mevkide değildi, hatta geçtiğimiz aylarda buraya uğramıştık. Ayşe Sultan hayratının arkasındaki gizli ikinci çeşmenin yanındaki boş arazide, genişçe bir ağaç ve birkaç çalının hemen ardına gizlenmiş bu üç gözlü yarı seyyar çeşme, belli ki ‘işlevinin bitmesi’ dolayısıyla başka yerden buraya taşınmış (9). Harap vaziyette olmasından ziyade, kitabesini okuyamadığıma üzüldüm. Yazı şu vakitten sonra iyileştirilebilir ya da bir şekilde okunabilirse ne güzel olurdu. Bir vefa silsilesi olarak bize emanet edilen şu sevap makinesi yolunu bulup yine aksa ve biz de şehirdeki sürekliliğimize yatırım yapmanın rahatlığıyla yürüyebilsek…

Bu arada, çantamda kedilere teşekkür etmek için her zaman asgarî miktarda da olsa ödül taşırım, son çeşmeyi bulmamı sağlayan o şişman rehberi de hemen oracıkta inam ile mesut ve bahtiyar ettim. Yemeğini bitirdiğinde koca gövdesini kaldırıp ağır adımlarla uzaklaştı, yüzüme “acıktığımda yine gel, başka şeyler de gösteririm” der gibi bilmiş bilmiş bakıp gözden kayboldu. Şimdi gel de inanma…

 

Sadullah Yıldız

Güncelleme Tarihi: 23 Aralık 2016, 17:12
YORUM EKLE
YORUMLAR
asitane
asitane - 2 yıl Önce

hay Allah razı olsun eline ayağına sağlık. ne güzel gezmiş ne güzel görmüş ve ne güzel yazmışsın mübarek.

tedbirul mutavvahid
tedbirul mutavvahid - 2 yıl Önce

yazdıkalrınızla düşüncelerime tercüman oldunuz fakat iktidarda olan partinin( belediyenin, kültür ve turizim bakanlığını) bu konuda gerekli önlemleri ve restorasyona önem vermediğine değinmemeniz bir eksikliktir.

banner8

banner19

banner20