İstanbul'un her köşesi bir sultan ağırlıyor

Ben çok sık yaparım. Bazen elimde kitabım çay içtiğim çınaraltından kalkar, oraya en yakın veliyullahı ziyaret ederim. Söyleşirim duyulduğumu bilerek…

İstanbul'un her köşesi bir sultan ağırlıyor

 

Uzun ve yorucu bir kış mevsiminin içinden yeni çıkmıştım. İçimde nedenini tam olarak kestiremediğim bir ilgiye kendimce cevaplar ve gidilecek yönler arıyordum.  Hemen İstanbul'da, türbeler konusunda derin malumatı olan bir dostuma telefon açtım ve ziyaret edebileceğim bir Şazeli büyüğü olup olmadığını öğrenmek istedim. Muhammed Zafiri Hazretlerinin ismini verdi. Beşiktaş'ta Ertuğrul Tekke Camii önündeki küçük türbede medfun bulunan bu zat, Sultan Abdülhamid'in de mürşidi imiş.

Açıkçası Beşiktaş taraflarını pek bilmem. Sokak isimlerini ezber ederek ve kaç kişiye yol sorarım acep diye dertlenerek adımlarımı sıklaştırdım. Güzel rastlantılarla ve hiç zorlanmadan adeta türbenin önüne sürüklendim. Ben  çoğu evliya türbesi gibi bol kadınlı çocuklu bir yer bekliyordum. Güney Afrika camilerinin mimarisi ve yenilenmiş hali ile Ertuğrul Tekke Camii tüm haşmeti ile karşımdaydı.

Girişte sağdaki küçük kapının ise türbe olduğu hemen farkediliyordu. Fakat ben ve kedilerden başka kimse yoktu. Demek ki kapalı olduğu saate denk geldim diye başımı cama dayayıp içeriye bakarak dua etmeye başladım. O esnada ayaklarımın altında gezinen bir kedi bir şeyler anlatmak ister gibi kapıya doğru yürüyor ve bana bakarak miyavlıyordu. Onunla birlikte kapının önüne geldim. Kapıya dokunmamla açılması bir oldu.

Şehr-i İstanbul her köşesinde böylesi bir sultan ağırlıyor

İçeri adım attığımda hazretle karşı karşıya idim. Sandukanın önüne oturdum ve yıllardır görmediğim ama gönlümü okuyan bir akrabamla buluşmuş gibi dertli, uzun uzun hasbihal ettim. Üzerimde yoğunlaşan feyz dalgasını tarif etmem şu an bile mümkün değil. Dışarı çıkarken hala ağlıyordum. O sırada bekçi de beni farketmiş, pek de ziyaretçisi olmayan türbenin bu yeni konuğuna merakla gözlerle bakmaktaydı. Ben o gün tüm kışın ağır kasvet ve dert çuvalını sırtımdan attım, orda bıraktım.

Onlara ölü diyenler, ölü demeye devam etsin. Şehr-i İstanbul her köşesinde böylesi bir sultan ağırlıyor. Kiminin başı, hastane kapısı gibi kalabalık içinde, deva derdine düşmüşlerle… Kimisi münzevi bir huzurun gölgesinde sizi bekler halde...

Ben çok sık yaparım. Bazen elimde kitabım çay içtiğim çınaraltından kalkar, oraya en yakın veliyullahı ziyaret ederim. Söyleşirim duyulduğumu bilerek… O halin zerresi bile olsa, nasiplenmeyi niyaz ederim Rahman’dan...

Sonra yine karışırım kaos kentinin insanları arasına. Otobüs kuyruğunda omuzlar yerim, bazen sıram gaspedilir. Çirkinliklere şahit olurum, dert etmem, çünkü bilirim bataklığın erişmediği yerlerde halen gül bahçeleri mevcut. Sağ iken nazarları ile adam edenler, bugün makamlarını ziyaretle gönüllerimizi pak etmedeler. Dediğim gibi bazen bir türbe yetiyor, çamur deryasında gül koklamaya…

 

Elif Pınar yazdı

Güncelleme Tarihi: 26 Temmuz 2013, 15:01
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13