İstanbul’dan Ankara’ya: Bir rihle hikâyesi

"Bu seyahatin ilk planlandığı tarih, 12 Mart 2020 tarihiydi, üç hadis talibi olarak bu yolculuğu planlamıştık. Ülkeyi saran Coronavirüs vakaları akabinde 16 Mart 2020 tarihi itibariyle ülkede okulların tatil edilmesi, yolculuğumuzun iptaline sebep olmuştu. Ehl-i Hadis ve Muhaddisât gruplarında gençlere rihle tavsiyesi, 18-21 Aralık 2022’de niyetimizi tekrar tazelememize vesile oldu, üç hadis ve bir tefsir talibiyle yola revan olduk." Aişe Nida Yıldız, Ceylan Evgi, Rahime Karayiğit, Şeyda Kapıcıoğlu izlenimlerini aktarıyor.

İstanbul’dan Ankara’ya: Bir rihle hikâyesi

“Geçmişle irtibat kuramayan bîşuur bir varlığa dönüşür.”

Kemal Sayar

Akademik geleneğimizin farkına varmak, Türkiye’nin ilk ilahiyat fakültesi Ankara İlahiyat’ı ziyaret ederek Hocalarımızla yüz yüze tanışmak, onların ilmî birikimlerinden istifade etmek bu yolculuğun gayesiydi. Bu sebeple Hocalarımızla Ankara’ya gelmeden önce iletişim sağladık, bu konuda bölüm asistanı Münevver Tiyek’in destekleri sebebiyle müteşekkiriz. Ankara İlahiyat’ın kapısından girdiğimiz ilk andan itibaren geçmişle irtibatını canlı tutan bir okulla karşılaştık. Duvarlardaki resimler, Hoca odalarındaki tabelalarda çift isimli takdimler bunu gösterir nitelikteydi. Sözgelimi Ali Dere Hocanın odasına gittiğimizde kapıda M. Said Hatiboğlu Hocanın da ismini gördük.

Resim I - Hadis Anabilim Dalı

Resim II - Ankara İlahiyat Dış Görünüm

Bu durum geleneğe sahip çıkmanın bir yansımasıydı. Hocalarımızın odalarında dikkat çeken unsurlardan biri de Tayyib Okiç, Fuad Sezgin ve M. Said Hatiboğlu Hocaların resimlerinin varlığıydı.

Birinci Gün: Ankara İlahiyat: M. Hayri Kırbaşoğlu, İslam Düşünce Enstitüsü: Mehmet Görmez, Millî Eğitim Bakanlığı: Nazif Yılmaz

Ziyaretlerimize Hayri Kırbaşoğlu Hoca ile başladık. Erzurum İlahiyat’a kayda gidip bazı yönlendirmelerle ilmî serüvenine Ankara İlahiyat’ta devam eden Hocamız, öğrencilik yıllarında Marmara İlahiyat’a giderek orada Hocaları ziyaret edermiş. Başlangıçta fıkıh alanında ilerlemeyi düşünen Hocamız, üçüncü sınıfta iken Hasan Basri Okan Hoca, fıkıh alanında ilerleyen çok isim olduğunu, sünnetin sahipsiz kaldığını belirterek Hayri Hocayı hadis bölümüne yönlendirmiştir. O dönemde fakültede üst sınıfta okuyan abiler, alttan gelen öğrencileri Hocalarla tanıştırırlarmış, Hayri Hoca bu vesileyle M. Said Hatiboğlu Hocayla tanışmıştır. Bu tanışıklık Hoca-talebe münasebetini beraberinde getirmiştir. Öğrencilik döneminde Hatiboğlu Hocanın her yaz bir meseleyi çalıştığını, onu mevcut dönemde ders açarak öğrencilerle tartıştığını ardından zihninde yeni bir mevzuya yer açtığını dile getirdi. O yıllarda Talat Koçyiğit Hoca, daha muhafazakâr; Said Hatiboğlu Hoca ise daha eleştirel bir kimliğe sahiptir. Kırbaşoğlu Hoca, Hocalarının üzerindeki emeğini anlatırken Arapça kitapların o dönemde Adıyaman’dan geldiğini, Hatiboğlu Hocaya taksitle ücretini vererek Abdürrezzak’ın Musannef’ini bu şekilde aldığını; Süleyman Ateş Hocanın ise Arabistan’a gitmesine vesile olduğunu ifade etti. Kırbaşoğlu Hoca farklı şehirlere yaptığı ziyaretlerde Hatiboğlu Hocanın eline tutuşturduğu elyazması katalog numaralarıyla o kitapları görme fırsatı edinmiştir. Nitekim kendisi bu durumu “Ben memleketim Manisa’daki el yazmalarını Hocam sayesinde gördüm” şeklinde ifade etmektedir.

Akademisyenlik ile iyi dindar Müslüman yetiştirmeyi birbirine karıştırılmaması gerektiğini belirten Hocamız, İlahiyat fakültelerin Arap dünyasındaki gibi alt birimlere ayrılması teklifinde bulundu. Türkiye’de de dava, irşad faaliyetleri için ayrı bölümler tahsis edilebileceğini belirtti. Sünnetin Dindeki Yeri Sempozyumu’nun (1995) Ankara-Marmara arasında gerilimi yükselttiğini, arada uzun yıllar süren bir kırgınlığın olduğunu ifade etti. Müslümanların artık ayrışmaması gerektiğini, anaakım Müslümanlığın var olmasını, bugün Türkiye’de bunların tohumlarının atıldığını zamanla ilerleyeceğine yönelik ümidini dile getirdi. Son olarak Hocamızdan bize, duvarında asılı olan Yahya b. Maîn’in şu sözü hatıra kaldı.

لست أعجب ممن يحدث فيخطئ ، إنما العجب ممن يحدث فيصيب"

Ben hadis rivayet edip de hata edene değil hata etmeyene şaşarım.

İkinci olarak İslam Düşünce Enstitüsü’nde Mehmet Görmez Hocayı ziyaret ettik. Odasında Özbekistan-Semerkant’taki Registan Meydanına ait bir tablo mevcuttu. Yoğun programı arasında kısa bir görüşme olsa da Hocanın ümmetin ihtilafının rahmet olduğu vurgusu ile Ankara-Marmara geriliminde aslında bir tarafın Rasûlullah’a ait olmayan rivayeti ona nispet etmekten endişe ettiğini, diğerinin ise Rasûlullah’a ait olan bir metni bertaraf etmekten sakındığını, aralarında bir ictihad farkı olduğunu ve bunun rahmete vesile olduğunu belirtti. Bolu Gerede meclislerinin kuşatıcı bir tavır sergilediğini her iki ekolden akademisyenlerin bu meclislere iştirak ettiğini belirtti. Günümüzde İlahiyat fakültelerinin sayısının artışı, akademisyenler arasında bu homojen yapının ortadan kalktığını göstermektedir. İslam Dünyasında sadece Türkiye’de değil farklı İslam ülkelerinde kadınların eğitimde sayısal olarak arttığını, bu sayısal çoğunluğun ileriye dönük temsil gücü yüksek kadın akademisyenleri ortaya çıkaracağına dair ümidini ifade etti. Eşi Hatice hanımla da bizi tanıştıran Hocamız, aile hayatındaki seçimlerde “Sizin ilminizi destekleyen insanlarla hayatınızı birleştirin” tavsiyesinde bulundu.

Registan Meydanı, Semerkant- Özbekistan

Nazif Yılmaz Hocayla Millî Eğitim Bakanlığında gerçekleştirdiğimiz görüşmede ise Türkiye’nin söz hakkına sahip olduğu Suriye’nin kuzeyindeki terörden arındırılmış güvenli bölgelerdeki okullarda okutulan ders kitaplarını, özellikle de hadis kitaplarını inceleme ve bu kitaplar üzerinde konuşma fırsatımız oldu. Bu kitaplarda hadislerin isnadına dair öğrencilere verilen bilgiler ve yine hadislerin anlaşılması bağlamında açıklamalar ile fıkhu's-sîra kitapları dikkatimizi çekti. Sohbetimizin devamında ise imam hatip okullarının durumunu, son yıllardaki yükselen başarı grafiğini ve güçlü bir takip sistemiyle izlenen okul performanslarını konuştuk. Hocamızın tavsiyelerini aldıktan sonra müsaade istedik.

İkinci Gün:  Diyanet İşleri Başkanlığı

Recep Gürkan Hocanın odasında ilk olarak tezlerimizi ve konu seçimlerinde teknik altyapı gerektiren araştırmaları seçtiğimiz konusu gündeme geldi. Konu seçimlerinde bazen hanımlara bu tarz teknik konular yerine aile hayatını destekleyecek araştırmalar verildiği meselesi konuşuldu. Tezlerdeki tarihî anlatımlarda akademik gayelerle bazen çok standart tutumlar beklediğimizi, hayatın doğal akışında sergilenen bir tutumu akademik sebeplerle gerekçelendirme ihtiyacı duyduğumuzu belirtti. Hocanın bugünlerde tezgahında Said Hatiboğlu Hocaya hazırlanan armağan kitap var.

Ali Dere Hocanın odasına geçmeden önce fakültenin dekan yardımcısı Esra Gözeler Hoca ile tanışma fırsatı edindik. Tefsir alanında araştırmalarını yürüten Hocamızın ilmî seyahatimize yönelik teşvik edici cümleleri ve bizi Ankara’ya araştırmalarımıza devam etmek için beklediğini belirtmesi heyecan vericiydi. 

Ali Dere Hoca'nın odasında bizi Fuad Sezgin ile kendisinin çekildiği aynı zamanda Tayyib Okiç Hoca ile M. Said Hatiboğlu Hocanın birlikte olduğu bir resim karşıladı. Ali Hoca, Almanya’ya gitme serüveninde Said Hatiboğlu Hocanın yerinde yönlendirmesinden bahsetti. Hatiboğlu Hocanın, fakültede İngilizce ve Fransızca bilen akademisyenlerin var olduğunu ancak Almanca bilen bir akademisyenin olmadığını dolayısıyla Ali Hocanın bu alanda ilerlemesinin alana akademik bir katkı sunacağını söylemesi etkin olmuştur. O dönemde DİTİB (Diyanet İşleri Türk İslam Birliği) ve Diyanet İşleri Başkanı Said Yazıcıoğlu Hocanın desteğiyle Almanya’da okuyan Ali Dere Hoca ülkesine döndüğünde Ankara İlahiyat Fakültesinde ilmî çalışmalarına devam etmiştir. Yurtdışında edindiği birikim ve dil zenginliğini fakültesine kazandırmıştır

İkinci günün sonunda Diyanet İşleri Başkanlığında hadis alanında doktorasını yapan iki Hocamızla Fatma Yüksel Çamur Hocamızın mihmandarlığında tanışmış olduk. Fakülte yıllarında Erul-Özafşar-Görmez Hocaların ilmî katkılar sunduklarını, o dönemde bazı Arapça klasikleri Hocalarla özel ders şeklinde okuduklarından bahsettiler. Hadislerle İslam projesinde Hocalarının desteğiyle öğrenciliklerinden itibaren yer aldıklarını, bir projenin nasıl yürütüldüğüne bizzat şahit olduklarını devamında Diyanet İşleri Başkanlığı uzmanı olarak profesyonel anlamda bu projelerde yer almaya devam ettiklerini belirttiler.

Üçüncü Gün: Mehmet Said Hatiboğlu’nu evinin kütüphanesinde ziyaret

Üçüncü Güne ilk olarak Ankara İlahiyat Fakültesi’nin dekanı İrfan Aycan Hocayla tanışarak başladık. Bizi makamında misafir eden Hocamız, Ankara İlahiyat’ın tarihçesinden bahsetti. Ardından Bünyamin Erul Hocamızın odasına geçtik. Görmez-Özafşar-Erul Hocaların ilmî serüvenleri öğrencilik yıllarına dayanır. İlk başta fıkıh alanında ilerlemeyi kafasına koyan bu üçlü, Hatiboğlu Hocanın idarî bir hamlesi ile hadis alanında devam etmiştir. Sınavlara hazırlanırken birlikte hazırlanan Hocalarımız, asistanlık kadrosu için birbirlerini bekleyerek peyderpey kadroya alınmışlar. İlmî hayatta yaşanan rekabeti birbirine destek olarak aşan bu kadro, akademik yayın sürecinde de bu beraberliğini sürdürmüştür. Erul, günümüzdeki dini bilgilerin güncellenmesi ve çağa ayak uydurmak gerektiğini belirtti. Bünyamin Hocanın bu gezide bizim için ayırt edici unsurlarından birisi organizasyon yeteneğiydi. Bizim hem fakültedeki Hocalarla görüşmemizde hem de M. Said Hatiboğlu Hocayı evinde ziyaret etmemizde büyük katkıları oldu. Kendi öğrencilik yıllarında da bu tür ilmî seyahatler yaptığını ve bunların bereketini göreceğimizi ifade etti.

Kâmil Çakın Hoca'ya kısa bir ziyaretin ardından M. Emin Özafşar Hocamız'ın odasına geçtik. Özafşar Hoca, bugünlerde gündeminde olan Hadis Tarihi projesinden bahsetti. Aslında proje, bundan 22 yıl önce yazmış olduğu “Akademik Hadisçilik (2000)” makalesindeki hadis dönemlendirmesinin bugün vücut bulması olarak düşünülebilir. Türkiye’de birçok akademisyenin projeye dahil olduğu bu proje hadisin farklı dönemlerdeki ayrışan tonlarını araştırmacılara sunmayı hedeflemektedir. Hadisin kültür boyutunu ve sosyo-kültürel bağlamını da kapsamına alması beklenen projenin geçmişten günümüze kadar hadis tarihinin yazılmasını hedeflemektedir.

Bünyamin Erul Hoca'nın mihmandarlığı ile gittiğimiz M. Said Hatiboğlu Hoca'nın kütüphanesine kitaplarla dolu dar bir koridordan geçerek girdik. Hocamızın babasının resmi, hat tabloları ilk anda dikkatimizi çekenlerdi ancak bundan daha fazla ilgimizi artıran şey, Hocanın ileri yaşına rağmen ilmî heyecanının dipdiri olmasıydı. Ailesinde babasından tevarüs eden ilmî emaneti üstlenen Hoca, talebelerini sahiplenmiş, onların ilmî hayatında iz bırakacak adımlar atmıştır.

İlk olarak bize kütüphanesinde yer alan nadir eserleri gösterdi. Muhammed Hamidullah Hoca'da olmasını beklediği Fransızca bazı yayınların sadece kendisinde olması doğrusu Hocamızı şaşırtmıştı. Devamında Batılıların bizden önce yayınlamış oldukları bazı Arapça eserleri bizimle paylaşan Hocamız, akademik serüveninde bu kitaplara Türkiye’de erişim imkanının çok sınırlı olduğunu, Türkiye’de İlahiyat Fakültesi’nde o dönemde Hoca kadrosunun bile yetersiz olduğuna işaret etti.

Ciltçilikle uğraşan Hocamız kütüphanesindeki kitapları kendi gayretiyle ciltlemiş, onlara estetik bir hava katmıştır. Aynı zamanda okumuş olduğu eserlerin başına yahut haşiye niteliğinde sayfa kenarlarına notlarını görmek mümkündür. Buna ek olarak Hocamızın kütüphanesinde henüz yayınlanmamış, Hocamızın çevirisini yaptığı Fransız bir oryantalistin kitabına şahit olduk. (Bk. Resim V) Talebelerinin Hocalarını kemal-i hürmetle anmaları tüm durumu özetler nitelikteydi.

Hatiboğlu Hocanın evinden ayrılırken Bünyamin Hoca bize arabada yabancı dilde yayın yapmanın öneminden bahsetti. Kendisi Ürdün’e gittiğinde râvi tasarrufları ile ilgili metnini Arapça olarak Hocalar için birer nüsha halinde hazırlamış ve Hocaların odalarına bırakmıştır. Günümüzde Hadis akademisinde Türkçe kitapların Arapça vb. dillere çevrilmesinin çok sevindirici olduğunu, bizim de yayınlarımızı farklı dillerde yazmaya gayret göstermemizi dile getirdi.

Netice-i kelâm bizim burada anlattıklarımız seyahatimizden bir katre mesabesinde… Hocalarımızda gördüğümüz teşvik edici üslup, ilgi, talebeye hürmet bizi ziyadesiyle mutlu etti. İlme yönelik dil kazanımı vb. tavsiyelerini heybemize attık. Bu yolculuk bizi farklı şehirlere seyahat konusunda yüreklendirdi. Ankara İlahiyat Fakültesi geleneğini bizzat müşahede ettik.

Geçmişle irtibatımızı kurmadan bu ilim yolculuğunda eksik kalacağımızı fark ettik. Allah Hocalarımıza hayırlı uzun ömürler versin. Genç akademisyenlerimize bu tür yolculukların bereketinin bol olduğunu ve farklı tecrübelerin ilmî bakışımızı da zenginleştirdiğini belirtmeliyiz. Tüm Hocalarımıza en kalbî teşekkürlerimizle. Bir kusurumuz olduysa affola…

Aişe Nida Yıldız1, Ceylan Evgi2, Rahime Karayiğit3, Şeyda Kapıcıoğlu4

1 İstanbul Üniversitesi Hadis Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi. 

2 İstanbul Üniversitesi Tefsir Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi. Diyanet İşleri Başkanlığı Kuran Kursu Öğreticisi. 

3 İstanbul Üniversitesi Hadis Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi. 

4 İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Hadis Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi. 

04.01.2023

Yayın Tarihi: 17 Ocak 2023 Salı 14:00 Güncelleme Tarihi: 17 Ocak 2023, 15:02
YORUM EKLE

banner19

banner36