İstanbul'da Tarihinden Haber Veren 10 Eski Bina

Şehirde bizden önce yaşayanların tesadüfen vârisleri olmaktan öte bıraktıklarının da kollayıcısı olmalıyız. Bunu yaparken neyi kolladığımızla ilgili bilgi ve fikir sahibi olmamamızın ise onu kollamamakla pratikte pek az farkı var. Hem koruyup kollamalı hem de devraldığımız büyük hazineyi her gün yeni uğraşlarla tanımaya gayret etmeliyiz. Sadullah Yıldız yazdı.

İstanbul'da Tarihinden Haber Veren 10 Eski Bina

Çoğu zaman sanki yabancı bir şehirde de aynı şekilde yürüyeceğimiz gibi geçip gittiğimiz İstanbul sokakları, sadece burada doğmuş olmamızla bizim sayılacakları kadar düşük kıratta bir önem taşımıyorlar.

Şehirde bizden önce yaşayanların tesadüfen vârisleri olmaktan öte bıraktıklarının da kollayıcısı olmalıyız. Bunu yaparken neyi kolladığımızla ilgili bilgi ve fikir sahibi olmamamızın ise onu kollamamakla pratikte pek az farkı var. Hem koruyup kollamalı hem de devraldığımız büyük hazineyi her gün yeni uğraşlarla tanımaya gayret etmeliyiz. Bu gayretin asla tükenmemesi gerektiği gibi şehir de zaten herkesin bitiremeyeceği kadar derinlikte ve genişliktedir.

Herhangi bir binayı gördüğümüz zaman onu az önce yapılmış zannetmemizle girişinde yüz yıl öncesinin tarihinin yazıldığını fark edip içimizde birdenbire saygı uyanması arasında büyük fark var: Şehirde pek çok şey uzun zamandan beri devam etmekte, herkesten daha yaşlı olduğu hâlde belki hiç kimse kadar hürmet görmemektedir.

İstanbul’da uzun zamandır ayakta duran ve bizden önce de çokça kullanılan bazı binaların girişinde neler yazdığını merak ettik ve bunlardan 10 tanesini bir araya getirdik. Şehrin yönetim merkezinden başlayalım:

1- İstanbul Valiliği binası Osmanlı zamanında sadece şehrin değil bütün memalik-i mahrusa-i şahanenin yönetim merkeziydi. Aynı zamanda bulunduğu Cağaloğlu civarına da adını veren Bab-ı Âli 18. asır itibariyle sadrazamların devleti idare ettikleri yerdi. Binaya Babıali tarafından bakınca tepede görülen bu “Türkiye Cumhuriyeti” yazısının tarihi yoksa da kuvvetle muhtemel ki 1920-28 arasına tarihlenmektedir. İslam Ansiklopedisi’nde de bu ayrıntı not edilmemiş.

 

2- Galata’da eskiden ‘Galata Mahkemesi’ olarak kullanılan tarihî yapının civarındaki Çeşme Sokak’taki 8 numaralı (eskiden 10’muş) binanın girişinde yapım tarihi olan 1912 ve “Roman Han”ın hem günümüz alfabesi hem eski alfabe ile yazılışı yer alıyor. Zafer Akay imzalı bir makalede zikredildiğine göre bu binada bir zamanlar Sarkis Taşcıyan’ın bürosu da yer almış, şimdilerde malî müşavirlik olarak kullanılan söz konusu dairenin yanı sıra binanın girişini de yan sanayi ürünü ilanları kaplamıştır.

 

3- Askerî alanda Batı’yla boy ölçüşebilmek için eğitim müfredatına yenilikler getiren ‘askerî rüşdiye’ müesseseleri 1869’da İstanbul’da ve diğer şehirlerde (bina girişindeki kitabeden: Anın içün açdı yer yer muntazam rüşdiyeler/Ne Sitanbul ve ne Bağdad kaldı ne Suriyesi) açılmaya başlanınca bunlardan biri de Sultan II. Abdülhamid devrinde Divanyolu’daki Bab-ı Âli önüne inşa edilmiştir: “Mekteb-i Rüşdiye-i Askeriye.”

Yakın zamanlarda mahkeme olarak da kullanılan bina, anlaşılıyor ki ulu hakanın saltanatının aciliyetli işlerinden biri olmuş, cülusunun hemen ardından hizmete girmiştir: 1293/1876. Bina adının üzerinde Osmanlı armasının alışık olduğumuz formu dışında başka bir çeşidi görülüyor ve hikmet tarafı muhtemelen kasıtla eksik bırakılmış, tamamıyla silahlarla çevrili ay-yıldız taşıyor.

 

4- İlk yapıldığı zamanki gibi amacına uygun kullanılmaya devam edilen binalardan biri: Tapu ve Kadastro Müdürlüğü. O zamanki ve bina önünde geçen adıyla “Defter-i Hakanî Nezareti.”

1908 yılında inşa edilmiş yapı Osmanlı geç devrinde Sultanahmet Meydanı’na dikilmişse de kuruluş amacı olan tahrir defterleri ve timar sistemi müessesesinin tarihi bundan çok daha eskilere gidiyor elbette. Bu müessese, Osmanlı’nın kritik organlarından timar sistemindeki atamaları ve muamelelerin güvenini izlediğinden oldukça önemliydi. Fehmi Yılmaz hocanın aktardığına göre kurumun bu levhadaki adı alışı ise esasen 1871’e tarihleniyor.

 

5- Defter-i Hakanî Nezareti’nin biraz ötesinde, At Meydanı’nın sonunda görülebilecek başka bir yapı ise “Ticaret ve Ziraat Nezareti” binası.

Şu an Marmara Üniversitesi Rektörlüğü olarak hizmet veren bina bir zamanlar ticaret, ziraat ve madenler nazırının amiri olduğu geç devir Osmanlı bakanlığıymış. Bu da yolun biraz aşağısındaki Bab-ı Âli ile birlikte düşünüldüğünde Sultanahmet civarının hükümet için ne kadar önemli bir merkez olduğunu anlamaya yardımcı oluyor.

 

6- İstiklal Caddesi-127 numaradaki binanın zamanında sultanın bile gömlek siparişi verdiği bir mağazaya ev sahipliği ettiğini tahmin edebilir misiniz?

Tabii ki cadde tarafındaki popüler ayakkabı mağazasının tabelasına baktığımızda ilk etapta aklımıza tarihi bu kadar uzağa giden bir yapı gelmez; ama ikinci kat çıkıntısı altında gölgelenen 1884 tarihli “Anadolu Çarşısı” yazısını gördüğümüzde zihnimizde yol yavaş yavaş açılmaya başlayabilir.

 

7- 3 numarayı sevenler için Üsküdar’daki şimdi Sokullu Mehmet Paşa İlkokulu olarak kullanılan binanın girişinde yine şatafatlı bir manzara var. O “Mekteb-i Rüşdiye-i AskeriyeSultan II. Abdülhamid’in tahta geçişinin hemen ardından yapılmıştı, bu ise Sultan Abdülaziz tahttan ayrılmadan hemen önce, diğerinden bir sene evvel yapılmış: 1292/1875.

Bunda kullanılan arma biraz daha değişik ve ek olarak tuğra yeri varsa da maalesef tuğrası ya çalınmak ya da kazınmak suretiyle olsa gerektir ki yerinde değil. Enteresan tarafı ise odur ki bu kitabe ile diğeri, sadece Abdülhamid-Abdülaziz isimleri farklı olmak haricinde dört satırda tek harf değişmeksizin aynıdır. İkisinde de aynı hattatın (Aziz) imzası var.

 

8- Galata Köprüsü hizasından kuleye tırmanan yollardan biri olan Teğmen Hüseyin Sofu Sokak’ta da bütün Galata’da olduğu gibi iş hanları var. Bunların bazısının eski yazının kullanıldığı devre kadar giden geçmişleri var ama bazısı o kadar eski değil, bazısı da yazısını kaybettiği isimsiz bir geçmiş saklıyor.

Sokak başında, 8 numarada bulunan “Yakud Hanı” henüz adını yitirmemiş olanlardan biri. Bu binanın da Galata’daki başka birkaç han gibi şehrin ünlü Yahudi ailelerinden Kamondo’ların olduğu yazılıp çizilmişse de mevsuk bilgi bulmuş değiliz.

 

9- Eminönü’ndeki Mimar Kemalettin Caddesi üzerinde, Konyalı Lokantası karşısındaki “Nur Han” yazısının olduğu bina girişi, atıl bir görüntüsü olan otel tabelaları taşıyor. Belki de bina şu an kullanılmıyordur. Nerdeyse bir asırlık ömür geçirmiş bu yorgun hendese cumhuriyetin ilan edildiği yıla tarihleniyor.

 

10- Karaköy-Tünel’in yanındaki bu bina da giriş kapısı üstünde “Tevekkül Hanı” yazısını ve h. 1318 (m. 1900) tarihini taşıyor. Ahmet Yaşar’ın İstanbul hanlarına dair yaptığı bir tasniften Tevekkül Hanı’nın bulunduğu bu mevkiye ‘Irgat Pazarı’ dendiğini öğreniyoruz. Günümüzde 6 numaralı bina olan bu metruk hanın geçmişinin göründüğünden geriye gittiğini eski yazımızın canlı bir tarih nişanesi olarak kapı üstünde süzülmesi sayesinde daha kolay anlamak mümkün oluyor.

 

Sadullah Yıldız

Yayın Tarihi: 05 Mayıs 2017 Cuma 14:24 Güncelleme Tarihi: 08 Mayıs 2017, 13:32
banner25
YORUM EKLE

banner26