banner17

İstanbul'a zikirle girdin mi hiç?

Rilke'nin 'dalgın tacir' diye nitelediği Yüce Nebi'nin gençlik yıllarının uzun seyahatlerle 'süslendiğine' şahidiz.

İstanbul'a zikirle girdin mi hiç?

Yolculuk: Ulaşılmak istenen zaman-mekân ile geride kalan uzam-zaman aralığı… Arada-lık.

15637
15643
15639
15640
15641
15642
Resimleri büyütmek için üzerini tıklayınız

Belli bir yere ve zamana geçici de olsa ait ol(a)mama hali. Bu belirsizliği içinde barındırıyor olduğundan; ürpertici. Belki de bu yüzden ve elbette insan zihnine, tahayyül melekesine, kalbine geniş bir tema, konu imkânı sağladığından; sanatta, edebiyatta, şiirde başat unsurlardan biri olmuştur yolculuk.

Yer değiştirmenin, değişip dönüşmenin, istenmeyenleri geride bırakmanın, yeni başlangıçlar yapmanın,  fetihler, keşifler yapmanın ve bazen yepyeni bir ruhla geri dönmenin ve aslî vatanı imar etmenin sembolü ve ara-cı olmuş yol(culuk)lar, taşınmalar, seyahatler.

Tasavvufta da, ‘durağanlaşma’, ‘alışkanlıkların esiri olup aşk ve şevki yitirme’, ‘şeklin, özün koruyucusu ve zahiri olduğunu unutma’ gibi tehlikeleri bertaraf etmek gayesiyle seyahat tavsiye edilmiştir. Bu yüzden sufiler daima ‘seyir’ halinde olmuşlardır. Beden yerinde durduğunda, kalabalıkların içinde bile halvet gerekli görülmüş ve bitimsiz iç yolculuk her mertebedeki sufiyi salik kılmıştır. (Burada Jaspers’ın ‘felsefe, daima yolda olmaktır’ sözünü de hatırlayalım.) Bildiğimiz gibi gezgin sufiler eliyle Asya, Anadolu, Balkanlar, Afrika İslam’la tanışmıştır. Yüreklere işleyen dinin güzellikleri o abdalân ve seyyah tüccarların sözlerinin ve örnek davranışlarının etkisiyle kök salmıştır bu topraklarda. Yûnus’un aslî mekânı gönüller olmuştur. Belhli Celaleddin, kona-göçe, sonunda Konya’da  ‘Mevlânâ’ olmuştur. İbn Arabî, İslam beldelerinin Garbı’ndan Şarkı’na doğru yolculuğunu devam ettirirken Mekki fetihlerle aydınlanmış ve Şeyh-i  Ekber ünvanına nail olmuştur.

Rilke’nin ‘dalgın tacir’ diye nitelediği Yüce Nebi’nin gençlik yıllarının uzun seyahatlerle süslendiğine şahidiz. Hira’da çekildiği uzletin derinliğinin sonunda, Cebrail’in kanat sesleriyle ‘yepyeni bir yol’un ilkelerini okumaya başlar. Bundan sonra omuzundaki ağır yükle, katılaşmış bireyler ve kavimler arasında dolaşıp durur. En zor zamanında, gece yolculuğuyla imkân perdesini yırtan bir Elçi’nin ümmeti olan bizlerin soylu bir hicrete ne çok ihtiyacı var. Ki O, Hicret’ten sonra da gazvelerle, seriyyelerle ashabını dinamik ve uyanık tutmuştur. İslam’ın bunca büyük bir hızla yayılmasının en büyük sebebi, Efendimiz’in arkadaşlarına yüklediği bu ‘yerinde atıl durmama bilinci’ olsa gerektir.

'Göğe bakma durağı'

‘durma’dan ‘göğe bak’ıyorum. Bu mavilik, maviliğin bu muhteşemliği, berraklığı beni O’na ulaştırıyor. Seni bilmeyen, seni sevmeyen kendinde boğulmuştur, nesnelerde kaybolmuştur. Hamdolsun, bu çıldırtan mavi güzellikten beni kendine ulaştırıyorsun. Beni, Sen’i bilmenin sevincine ulaştırıyorsun.

Üstümde, aklımı başımdan alan bu gök. Ne güzel! Sağımda, solumda akıp duran tabiat ve bahar ayetleri. Matematikçilerin, doğabilimcilerin, fizikçilerin formülleri, tasvir çabaları, filozofların metafizikle ilgili görüşleri sönük kalıyor; otobüs camından seyrettiğim, kendini hiçbir zaman tekrarlamayan bu manzaranın yanında, içinde.

Kesinlikle birbirinin aynısı olmayan bu ağaçları, çiçekleri, otları, yeşillikleri, engebeleri, tepeleri, dağları seyrederken yorgun düşüyorum. Nasıl da mutlu kılıyor beni bu yorgunluk. Kokusunu ve sesini duymadığım ve hızla geride kalan her şey için teşekkür ediyorum Kerim Allah’a: Sevinçle.

15644
15645
15646
15647
15648
15649
Resimleri büyütmek için üzerini tıklayınız

Gece yolculuğu

Yol, insanın aynı minval üzere yaşamını devam ettirmesinden kaynaklanan tozları silkeleyebilir. İnsanı fazlalıklarının, yüklerinin bazılarından kurtarabilir. Günümüzde ulaşım araçlarıyla yapılan toplu yolculuklarda, insanı geçtiği yerlerin toprağına; yaşam biçimine, adetlerine, heyecanlarına, umutlarına, kırgınlıklarına, umutsuzluklarına katıp karıştıran bir özellik yok gibiyse de; bu yolculukların yolcu üzerinde etkileri olmadığını söyleyemeyiz. Değil mi ki insan bir uzaklaşma yaşamaktadır. Öyleyse başka bir yere, bir şeye ulaşma, kavuşma ve bir şeyi elde etme arzusundadır.

Bir otobüsün camından baktığı nesneler bir gurbetlik duygusu, bir yalnızlık hissi yaşatabilir insana. Çünkü her şey hızla geçmekte ve geride kalmaktadır. Dağlar, ağaçlar, binalar, mekânlar geride kaldıkça; kişi ister istemez kendi geçmişini hatırına getirecek ve kendi üzerine de düşünmeye başlayacaktır. Fakat gündüz yolculuğunda daha çok afakî bir düşünüş tarzı egemen olacaktır. Çünkü varlıkların, nesnelerin çokluğu ve biteviye ard arda değişmeleri, gelip yolcuya çarpmaları yolculuk yapanı temâşâdan yorgun düşürecektir.

Gece daha zorludur. Nesneler, mekânlar, tabiat gene yolcunun yanından geçip gitmektedir. Lakin gecenin karanlığı onları gizlediği için, yolcuya ancak bir hayâl olarak değmektedir bunlar. Geceleyin yolcu koyu bir yalnızlığa gömülür bu yüzden. Derin tefekkürün gecesi de başlar böylece yoğun bir şekilde. Gecenin tüm ürperticiliği, bilinmezliği yerinden kalkamayan, alışkanlıklarının perde ardına gizlenemeyen yolcuyu kuşatıverir. Bu yüzden gece yolcusu tasarılar, planlar, hatıralar, aşklar, dostluklar, hatalar, pişmanlıklar içinde dönenip durur. Saatler geçtikçe zihin kendi üzerine düşünmekten bitap düşer. Fakat bu döngüden öyle kolay kurtulamaz. Çünkü yolculuk, yolda olanı kendi uçarılığı içine hapsetmiştir. Ancak bir molada, toprağa yeniden basıldığında yolcunun bu yoğunluktan azad olma imkânı doğar. Her mola sonrası yolcu yeniden kendini bu anaforun içine ister istemez teslim eder.

Hayaller uyku ile uyanıklık arasında, düşlerle el ele vererek kişiyi bir hayalet olduğuna inandırır neredeyse. Dünyanın dışında, var-olmayan bir yerde, zamansızlık içinde yolculuk devam etmektedir. Saatler birbirini takip etmekten vazgeçer, yaşanan an farklılaşarak, değişerek yolcuyu kendi seyyaliyeti içinde yitirir. Yolcu adeta zihin üstündeki egemenliğini kaybeder. İhsasların, peş peşe gelen hızlı düşüncelerin güzel ve tehlikeli esaretinde aklın zincirlerini kontrol edememenin âcizliğini belli belirsiz hisseder. İşte bu an, insanın rablıktan vazgeçip herşeyi var kılan müthiş Varlık’ın iradesine ve Egemenliği’ne teslim oluş anıdır: O var sadece.

İstanbul'a zikirle girmek

Harem’e girerken yeşillikler içinde Topkapı Sarayı görünüyor. Henüz tam uykudan uyanamamış ve rengine kavuşamamış denizin ardında. İniyorum ve boynum hep sola dönük bir şekilde, Üsküdar’a doğru şu tempoda yürüyorum: Al-lah Al-lah Al-lah La ila-he il-lal-lah…

15651
(+)

Mustafa Nezihi Pesen ‘yol’da olmaktan mutlu

Güncelleme Tarihi: 04 Haziran 2010, 21:25
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20