İstanbul meğer lanetli bir şehirmiş ama...

Sağlam hadis kaynaklarında İstanbul’un adı iki defa geçer. İki hadis de kıyamet ve kötü olaylara yönelik bahiste yer alır.

İstanbul meğer lanetli bir şehirmiş ama...

 

İstanbul deyince akla gelen bir hadis vardır ki bugüne kadar bize öğretilen, birçok komutanın bu hadisteki müjdelenen komutan olmak için İstanbul’u defalarca kuşattığıdır. İstanbul’un fethedilmek istenmesi sadece hadisteki övgüye mazhar olmak değildir elbette. Hristiyanlığın başkenti konumundaki şehrin Müslümanların eline geçmesi de elbette önemlidir.

İstanbul sadece hadiste müjdelenen bir şehir değil. Bunun yanında İstanbul’un lanetli, her türlü tehlikeye açık, yıkılıp yeniden inşa edilmesi gereken bir yer olarak algılandığını ve bu algının azımsanmayacak kadar çok kaynakta yer aldığını söylesem ne dersiniz?

Fetih ve Kıyamet 1453, bir kitaba öylesine konulmuş bir ad değil. Bu ad, kitabı alıp okumam için vesile oldu. Fethin kıyametle ilgisi ne olabilirdi?Feridun Emecen, Fetih ve Kıyamet 1453

Kitabın adı ilk baskıda neden farklıydı?

Fetih ve Kıyamet 1453, yeni bir kitap değil. Feridun M. Emecen’in İstanbul'un Fethi Olayı ve Meselesi adlı kitabının ikinci baskısı. İkinci baskıda adının değişmiş olmasının sebebi; Emecen’in kitaba, fethi kıyametle ilişkilendiren araştırmasını dâhil etmesi.

Timaş Yayınları tarafından basılan kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde, İstanbul’un Doğu ve Batı dünyası için ne ifade ettiğinden, İstanbul’un nasıl ve neden lanetli bir şehir olduğundan bahsedilmiş. İkinci bölümde, II. Mehmet ve onun fetihteki siyasi amaçları ele alınmış. Üçüncü bölüm, kuşatma hazırlıkları, kuşatmanın safhaları ve harekâta ayrılmış. Tadımlık olması açısından kitaba sonradan ilave edilen bölümle ilgili bazı bilgileri paylaşacağım ki kitabın benim açımdan en ilgi çeken bölümlerinden biriydi.

İstanbul’un toprağında lanet varmış

Peygamber Efendimizin müjdesinden dolayı mübarek bir şehir olarak bildiğimiz İstanbul, meğer Bizans ve Arap edebiyatından gelen etkilerle toprağında lanetin ve kötülüklerin kol gezdiği bir belde olarak nitelendiriliyormuş.

Araştırmalardan ortaya çıkan; İstanbul’u “Allah’ın lanetine uğradığı için felaketlere duçar olan bir şehir” şeklinde tanımlayan ciddi bir kaynak külliyatı olduğu. Şehir, bir yandan elde edilmesi gereken bir şehir olmuş, bir yandan da fethedilmesiyle kötü günlerin başlaması ve hatta kıyametin kopması özdeşleştirilmiş.

Fetih, kıyametin ilk işaretlerinden

II. Murat döneminde yaşamış Keykavus b. İskender tarafından yazılan Kabusname’nin 1427’de tercümesini yapan Bedr-i Dilşâd, Muratname adını verdiği eserde, kıyamet alametleri bahsinde hadis kaynaklı olarak Konstantiniye’nin fethinin kıyametin ilk işaretlerinden biri olduğu vurgulamış.

İstanbul'un Fethi, ZonaroOtman Baba Velâyetnâmesi ve Saru Saltuk Menâkıbnâmesi’nde hem fethin yüceliği hem de fethin yol açma ihtimali büyük olan kötülükler zikredilir.

İstanbul’un fethini müjdeleyen hadis yok!

Kitaptan öğrendiğimize göre sağlam hadis kaynaklarında İstanbul’un adı iki defa geçer. Her iki hadis de kıyamet ve kötü olaylara yönelik bahiste yer bulur. İstanbul’u alacak kumandanı öven hadise ise külliyatta rastlanmaz. Bu hadis İstanbul’un fethedilmesi üzerine yazılan ve resmî bir nitelik taşıyan Fetihnâmelerde de yer almaz. Fetih sonrası Memlük sultanına ve Karakoyunlulara yollanan fetihnamelerde iki hadisin ustalıkla yeniden formüle edilmiş olduğu görülür.

Kıyamet ile ilgili hadislerin ilkinde Rumlarla Müslümanların savaşacağı, Müslümanların Konstantiniye’yi alacakları, kılıçlarını zeytin dallarına asıp ganimeti paylaşırken şeytanın ortaya çıkıp onlara sesleneceği ve Deccâl’in Şam tarafında görüldüğünü bildireceği, buna inananların hemen ganimetleri bırakıp geri dönecekleri konusu işlenir.  İkinci hadis şöyledir: “Bir tarafı karada ve bir tarafı denizde bulunan bir şehirden bahsedildiğini duydunuz mu? Evet ya Resulullah, Beni İshak’tan 70.000 kişi o şehre taarruz etmeden kıyamet kopmayacaktır” (Müslim III, s. 2238)

Lanet, Fatih’in de zihnini meşgul eder

İstanbul hakkındaki bu olumsuz bilgi birikimi Fatih Sultan Mehmet’in de zihnini meşgul eder. Bütün bunları göğüsleyerek İstanbul’a yönelen genç Padişah, iç tepkileri yatıştırmak için bu hadisleri farklı şekilde yorumlar ve şehrin yeniden imar edilip bir İslam şehri haline getirilmesiyle, üzerindeki lanetin kaldırılabileceği düşüncesini yayar.

Fetih ve Kıyamet 1453, bir hikâye ya da roman değil. Kitapta yer alan yazılar dipnotlarla desteklenmiş. Okuduklarım şaşırtsa da bu şehri sevmeme engel olamıyor elbette.

Fatih Sultan Mehmet’in “İstanbul’u nasıl elde tutabilirim?” sorusuna cevaben, dönemin mâna sultanlarından Cemâleddin-i Halvetî Hazretleri’nin verdiği cevabı burada bir kere daha hatırlatalım. Hazret, Fatih’e önce adaletli olmasını tavsiye eder, sonra da Müslümanların ağzından her gün İstanbul semâlarına, 70.000 Kelime-i Tevhid (Lâ ilâhe illallah Muhammedun Resûlullah) yükseltmesini söyler.

 

Meryem Uçar “Kelime-i Tevhid okumaya devam” dedi

Güncelleme Tarihi: 10 Şubat 2017, 12:22
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ilknur
ilknur - 2 yıl Önce

Bir yani denizde bir yani ise karada ayni zamanda hristiyanliginBaskenti ve ishak oğulları (hristiyanlardan müslüman olanlar)Hepsini birlestirin... Hristiyanligin bas kenti VatikandirVatikan italyadadir ve venedik bir yani denozde bir yaniKaradadir ! Allahu akbar ! Fatih sultan mehmet han Kan dokmedenAlmadiki istanbulu ? Oysaki hadiste tek damla kan dokukmeyecekUc tekbirde sehir düşecek diyor! Allahu akbaar Mujde Ey müslüman ! Belki O fetih i bizler göreceğiz ! ELHAMDULILLAH!

MOLLA HUSREV
MOLLA HUSREV - 2 yıl Önce

MOLLA HÜSREVİN VASİYETİNDE DE 70.000 TEVHİD ÇEKİLİP KENDİSİNE HEDİYE EDİLMESİNİ TALEP ETMİŞTİR.

banner19

banner13