İstanbul ezanla ilk Arap Camii'nde buluştu

Beyoğlu'nda Galata muhitinde bulunan Arap Camii hem bir huzur vahası hem de tarihi özellikleriyle eşsiz bir hazine... Nidayi Sevim yazdı..

İstanbul ezanla ilk Arap Camii'nde buluştu

Beyoğlu, Perşembe Pazarı'nda bitişik nizam betonarme binaların arasına gizlenmiş bir huzur vahasıdır Arap Camii… Hicri 95 Miladi 717 yılında yaptırılan caminin banisi, Emeviler döneminde İstanbul’u fethetmek için gelen sahabe evlatlarından müteşekkil İslam Orduları komutanı Mesleme Bin Abdülmelik Hazretleridir. Hazreti Peygamber Efendimizin müjdesine mazhar olabilmek için sefer düzenleyen ordu bu amacına ulaşamamış olsa da Bizans semalarında ilk ezan-ı Muhammedi sesinin yükseldiği bir cami yaptırmaya muvaffak olmuştu.

İslam Ordularının Arabistan’dan gelmiş olmalarına nispetle cami ismi Arap Camii olarak anılmış. İspanya’daki Benî Ahmer-Benî Nasr İslâm Devleti’nin 1492’de sona ermesi üzerine, oradan göç eden Müslümanların bu cami çevresine iskân edilmeleri ve Suriye’deki ve bilhassa Şam’daki Emeviyye (Ümeyye) Camii minarelerine çok benzemesi de caminin bu adla anılmasının diğer sebepleri arasında gösteriliyor. Ayrıca Galata muhitinin en büyük camii olduğu içinde “Büyük Cami” anlamında “Camii Ekber” namı ile de kayıtlara geçmiş.

Hazreti Ebu Eyyûb el-Ensari'nin katıldığı kuşatmadan 50 yıl sonra üçüncü kuşatmayı İslam ordularının ünlü komutanı Mesleme bin Abdülmelik yaptı. Ordu, M.S. 717’de karadan ve denizden Bizans’ı kuşatmış, muhasara bir yıl kadar devam etmiş. Bizans alınamamış fakat Galata zapt edilmiş. Komutan Mesleme Bin Abdülmelik Hazretleri ve İmparator Leon arasında varılan bir anlaşma sonucu buraya bir cami inşa edilmiş ve ibadete açılmış. 7 yıl kadar İstanbul’da kalmış olan İslam Orduları ibadetlerini burada yapmışlar. Emevi halifesi Ömer bin Abdülaziz Şam'daki isyanlar nedeniyle Mesleme bin Abdülmelik'i geri çağırınca, İstanbul kuşatması kaldırılmış. 800 yılına kadar cami olarak kalan bu tarihi yapıyı, Galata bölgesine yerleşen Cenevizliler kiliseye çevirmişler. Günümüzde minare olarak kullanılan kuleyi de ilave etmişler. Caminin kıble yönündeki birkaç küçük detay dönemin mimari izlerini yansıtıyor.

Garip gurebaya yönelik ikramlar bugün hâlâ devam ediyor

Fetihten sonra bizzat Fâtih Sultan Mehmed vakfı olarak 1475’e doğru tekrar asli hüviyetine kavuşan bu tarihi yapı yeniden camiye çevrilerek öndeki mihrap ve minber ilave edilmiş ve Osmanlı kayıtlarında yine Arap Camii ismini almış. Azapkapı’da güzel bir sebil-çeşme ile 1956’da yıktırılan bir sıbyan mektebi vakfeden II. Mustafa’nın zevcesi ve I. Mahmud’un annesi Sâliha Sultan, Arap Camii’ni hem tamir ettirerek genişletmiş, hem de 1734-35’te caminin avlusunu çevirerek sokağa açılan cümle kapısını ve şadırvanı yaptırmış. Camiye hünkâr mahfili de ilave edilerek “Selâtin Cami” haline getirilmesi de yine bu döneme rastlıyor.

Mihrabın solundaki küçük oda komutan Mesleme Bin Abdülmelik Hazretlerinin çilehanesidir. Bu küçük odacıkta eskiden Kutsal Emanetler saklanırmış. Fakat güvenlik gerekçesiyle artık bu küçük odada saklanamıyor. Avludaki mezar ise onun sadık rüyalarla tespit edilmiş makamıdır. Fatih Sultan Mehmet tarafından ihdas edilmiştir. Zira aynı zatın Şam’da bir türbesi bulunmaktadır. Ayrıca avluda 1950’li yılardan beri hizmetine devam eden yatılı Kur’an kursu tedrisatına devam ederek hafızlık müessesesini yaşatıyor.

Arap Camii, hayırsever iş adamlarımızın katkısı ile garip gurebaya yönelik ikramları ile de ünlüdür. Diğer selâtin camilerimiz kadar çok bilinmemesine rağmen hatırı sayılır miktarda yerli ve yabancı ziyaretçisi vardır. Yoğun ticari faaliyetin yaşandığı bölgedeki bu emsalsiz tarihi yapı insanımıza hiç olmazsa vakit namazlarında derin bir nefes aldırıyor.

Arap Camii, 2012 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kapsamlı bir şekilde onarım gördü. Fakat ne yazık ki 2009 yılında caminin güney cephesinde tespit ettiğim 3 adet sadaka taşından bir tanesi bu onarımdan nasibini(!) aldı ve beton altında kaldı. Kocamustafapaşa Yokuşçeşme Sokak'ta bulunan 19. yüzyıla ait Elhac Ahmet Paşa Sıbyan Mektebi önünde; Karaköy Kemankeş Kara Mustafa Paşa Cami önünde ve Süleymaniye Camii bahçesinde bulunan sadaka taşları da aynı akıbete uğradı. Maalesef tarihî yapıların restorasyonu esnasında gerekli hassasiyet gösterilmiyor. Sanırım yapıların restorasyonundan önce kültür, medeniyet ve zihin restorasyonuna ihtiyacımız var bizim…

Nidayi Sevim yazdı

Güncelleme Tarihi: 16 Nisan 2019, 10:30
YORUM EKLE

banner19

banner13