Isparta’nın saklı güzellikleri: Atabey ve İslâmköy

Bir süre sonra İslâmköy’e giriş yaptık.  İki katlı evler ahşap ve kerpiç malzemeden yapılmıştır. Evlerin çatısı tuğlayla örtülmüştür. Beldenin yeşillik yönüyle zengin olduğunu söylemek mümkün. Faruk Azmi Alpsoy yazdı.

Isparta’nın saklı güzellikleri: Atabey ve İslâmköy

Eğirdir’de çalışmalarımızı tamamlayınca Atabey’e doğru yola çıktık.  Bir süre ilerledikten sonra navigasyon yardımıyla İslâmköy’e yaklaşıyoruz.  İki şeritli bir yolda ilerlerken bir süre sonra yüksek bir yapı görmeye başlıyoruz. Bu yapının etrafı ağaçlarla çevrilidir. Anıt aşağıdan yukarıya doğru daralmaktadır. İnşasında çoğunlukla metal malzeme kullanılmıştır.  Yolda bir süre daha gidip sağa dönüyoruz. Birkaç dakikaya 9. Cumhurbaşkanı rahmetli Süleyman Demirel'’in mezarına ulaşıyoruz. Aracımızı park edip mezarlık alanına doğru yürüdük. Güvenlik görevlilerinden yapı hakkında bilgiler aldık. Anıt mezarın yapımına 2017 yılı Aralık ayında başlanmış, 2019 yılında ise yapımı bitmiş. Anıt mezarın giriş tarafında dokuz tane baraj ve şelale maketi yapılmıştır. Sorduğumuzda Demirel'in barajlarla anılmasından dolayı bu baraj motiflerinin yapıldığını öğreniyoruz. Yapı çevresinde bir süre daha dolaşıyoruz. Yapı yüksek bir tepe üzerinde inşa edilmiş. Anıtın iç kısmındaki mezar üzerine iki adet “vav motifi” yapılmıştır. Ayrıca mezar çevresinde Sayın Demirel'e ait tarihi sözler vardır. Burada çalışmalarımızı tamamlayıp güvenlik görevlilerine veda edip ayrılıyoruz. Bir süre sonra İslâmköy’e giriş yaptık.  İki katlı evler ahşap ve kerpiç malzemeden yapılmıştır. Evlerin çatısı tuğlayla örtülmüştür. Beldenin yeşillik yönüyle zengin olduğunu söylemek mümkün.

İslâmköy’ün girişinde yol kenarında tarihi bir çeşme görüyoruz. Çeşmenin yola bakan cephesinin alınlık kısmı üçgendir. Bu çeşmenin yanlarında oturma sedirleri vardır. Çeşmenin kitabesi üç satırdır.  Çeşme duvarlarına bilinçsiz kişiler tarafından gelişigüzel yazılar yazılmıştır. İslâmköy’e büyük bir külliye yapılmıştır. Külliye kapalı olduğu için içeri giremiyoruz. Dışardan gördüğümüzü kadarıyla yapıları incelemeye çalışıyoruz. Burada cami, kütüphane, namazgâh, müze yapıları vardır. Buradaki müzede rahmetli Demirel’e ait eşyalar, kitaplar, gezilerinden gelen eserler vb. eşyalar sergilenmektedir.

Bir Selçuklu kumandanının yaptırdığı: Gazi Ertokuş Medresesi ve Kümbeti

İslâmköy’den sonra Atabey ilçesindeki tarihi medreseyi incelemek üzere aracımızla yola koyulduk.  Bu yapının ismini ilk defa sanat tarihi bölümünde okuduğum yıllarda duymuştum. Yaklaşık on yıl gibi uzun bir süre ardından bu yapıyı görmeye gidiyorum. Heyecanlıyım. Saatler ilerliyor. İkindi ezanının okunmasına az bir zaman var. Yolumuz uzun olduğu için çalışmalarımızı da hızlandırıyoruz. Yaklaşık 15 dakika gibi bir sürede Atabey’deki tarihi medreseye ulaşıyoruz. Bir süre yapı ve çevresini gözlemleyip avlu kapısından yapıya giriş yapıyoruz.  Avlu kapısının hemen yanındaki tanıtım levhasından yazılanları okuyup yapıya doğru yürüyoruz.

Atabey’deki Ertokuş Medresesi ile Feyzullah Paşa Camisi aynı bahçe içerisindedir.  Avluda oturanlarla birlikte fotoğraf çektiren yeni çiftleri görüyoruz. Tabi böyle bir mekânın güzelliğini kimse kaçırmak istemez. Medrese kapısından Feyzullah Paşa Camisi’ne giden taş yol sağına ve soluna güller ekilmiştir. Ayrıca taç kapının güneyine Gazi Ertokuş’un büstü yapılmıştır. Geçmişte bu medresede tıp, astronomi gibi önemli bilim dallarında eğitim verilmiştir.

Yapının ve bölgenin geçmişine kısaca değinecek olursak bölgede: Likya, Roma, Pers, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı Devletleri bir dönem hüküm sürmüştür. Medresesinin banisi Selçuklu kumandanlarından Mübarezeddin Ertokuş’tur. Yapı; hicri 621, miladi olarak 1224 yılına tarihlendirilir. Taç kapıda Sultan ifadesiyle başlayan kitabede Abdullah Oğlu Ertokuş tarafından yaptırıldığı yazmaktadır. Yapının inşasında Bayat ve Atabey’den devşirme malzemeler getirilmiştir. Ertokuş Medresesi’nin, batı cephesinde türbe ve doğusunda ise Feyzullah Paşa Camisi vardır. Kimi kaynaklar; bu civarda, bir hamam ve çeşmenin bulunduğunu ancak günümüze ulaşmadığını yazmıştır.

Ertokuş Medresesi’nin doğu cephesindeki taç kapı, sivri kemerlidir. Kapıdaki kemerin çevresinde geometrik motiflere yer verilmiştir. Taç kapı süsleme yönüyle Selçuklu taç kapılarına göre daha sadedir. Medresenin taç kapısının her iki yanında sandukalı mezar yapıları vardır. Sandukalar üzerinde sülus hatlı yazı kuşaklarına yer verilmiştir. Medrese iç avlusunun üzeri kubbeyle, diğer kısımlar da tonozla örtülmüştür. Avluyu örten kubbeyi dört tane serbest sütun taşımaktadır. Avlunun ortasındaki kare havuza diğer kısımlardan su akışını sağlayan kanal vardır. Medresenin eyvan kısmı mescit olarak kullanılmaktadır. Bu kısmın güneyinde yer alan mihrap önemlidir. Bu tarzda çok sayıda mihrabın olmadığını söyleyebiliriz. Medresenin batısındaki eyvandan türbeye geçişi sağlayan üç kapı vardır. Türbedeki sanduka yeşil bir bez ve puşide ile örtülmüştür. Geçmişte, Gazi Ertokuş Medresesi’nde, suyun rahatlatıcı tedavi edici etkisinden faydalanılmıştır. Avlu içerisinde akan su sesi, burada ders gören medrese talebelerine ruhi açıdan katkıları olmuştur.

Türbenin gövdesi içten ve dıştan piramidal külahla örtülüdür. Türbenin kuzey güney ve batı cephesindeki pencereler yuvarlak kemerlidir. Kubbedeki tuğlalar farklı şekillerde yatırılmıştır. Türbenin kaide, gövde ve kubbe kısımlarında taş, tuğla ve çini malzeme kullanılmıştır.  Gövde üzerindeki taşlar siyah ve beyaz renklidir. Kubbenin inşasında tümüyle tuğla malzemede kullanılmıştır. Gazi Ertokuş Medresesi ve Türbesi, 1993 ve 2004 yılında iki defa restore edilmiştir.

Selçuklu dönemi izlerini taşıyan Feyzullah Paşa Camii

Atabey Ertokuş Medresesi’nde çalışmalarımızı tamamladıktan sonra Feyzullah Paşa Camisi’ne yöneliyoruz. Cami çevresini bir süre incelememize müteakip harim mekâna doğru yöneliyoruz. İkindi vakti olunca içerde namaz kılan 3-4 kişi var. Salgın hastalık günlerinde olduğumuzdan caminin içine girmiyoruz. Namaz kılmaya gelenler evlerinden şahsi seccadelerini getirmişler. Bizde bir kaç dakika cami kapısından harim mekânı gözetliyoruz. Caminin içine giremeyince çimler üzerinde ikindi namazını kılıyoruz.

Feyzullah Paşa Camisi’nde kullanılan ahşap malzemelerin bir kısmı Selçuklu Devleti dönemine aittir. Yapı miladi takvime göre 13-14. yüzyıla tarihlendirilmektedir. Harim mekân süsleme yönüyle sadedir. Üst örtü ahşap sütunlarla taşınmaktadır. Caminin iç kısmında yer yer yenilenmeler yapılmıştır. Özellikle ahşap kapıların bir kısmının değiştirildiğine şahit oluyoruz.

Cami çatısı tuğla malzemeyle örtülmüştür. Ayrıca caminin kuzey cephesindeki çatı kısmının alınlığı bir üçgen içerisine alınmıştır. Üçgenin orta kısmı sade kenarları da yaprak motifleriyle bezenmiştir. Son cemaat revakında altı tane ahşap sütun vardır. Bu sütunların başlıkları mukarnas kavsaralıdır. Ayrıca pencereleri sivri kemerlidir. Yapıyı incelediğimizde yapının ahşap kapılarının yenilendiğini görüyoruz. Caminin üstü eskiden toprak damla örtülüyken, zamanla harap olduğu için 1924 yılında yıkılarak yeniden bugünkü hâliyle yapılmıştır. Caminin minaresi tuğla malzemeden yapılmıştır. Minarenin pabuç kısmında bir kitabe vardır.

Isparta yöresindeki gül ve lavanta bahçeleri

Isparta’nın gülü meşhur olsa da lavanta çiçeği bahçeleri de son yıllarda popüler olmuştur. Bu bahçeler halkımız tarafından büyük ilgi görmektedir. Denizli, Burdur, Isparta illerinde de lavanta bahçeleri oluşturulmaya başlanmıştır. Önümüzdeki yıllarda lavanta bahçesi sayısının daha da artması yönünde çalışmalar yapılmaktadır. Bunun yanında lavanta bahçelerinin güzel bir özelliği de çiçekler dışındaki eşyalarında renginin mor olmasıdır. Kuyucaklılar, bu çalışmalarıyla insanların dikkatini çekmeye başarmıştır. Biz de Temmuz ayının ilk gününde bu güzergâhtan geçerken lavanta bahçesine yakın bir konumda duruyoruz. Vaktimiz olmadığı için lavanta bahçesine girip detaylı gezemiyoruz. Ama sonraki yıllarda lavanta bahçesinde uzun zaman geçirme hayaliyle buradan ayrılıyoruz. Isparta’nın Kuyucak Köyü’nde yetiştirilen bu çiçekler mor renkleriyle gözleri kamaştırmaktadır. Fotoğraf meraklıları için eşsiz manzaralar çıkarmaktadır. Ülkemizdeki lavanta üretiminin yüzde seksenini Kuyucak Köyü karşılamaktadır. Lavanta çiçeklerinden sabun, yağ, kolonya, krem vb. ürünler elde edilmektedir.  Lavanta çiçeği, kas ağrıları, romatizma gibi hastalıklara iyi gelmekte, bunun yanında çevreye de hoş ve güzel koku vermektedir.

Gül bahçeleri de lavanta bahçeleri gibi turistlerin ilgisini çekmektedir. Biz bir turist edasıyla değil bir araştırmacı gözüyle gül bahçelerini geziyoruz.  “Güller” hakkında bilgiler alıyoruz. Gül hasadını hala geleneksel yöntemlerle yapıldığını görüyoruz. Gül bahçelerinin çoğu Güney kent beldesindedir. Gül, Isparta’ya ilk olarak 1870 yılında gelmiştir. Bir ton gül yaprağından iki yüz elli gram gül yağı elde edilmektedir. Gül hasadı her yıl Mayıs ve Haziran ayında yapılmaktadır.  Mayıs ve Haziran aylarında Isparta’nın tüm sokaklarında gülleri görebilirsiniz.  Şehir meydanında dev bir gül heykeli vardır. Yine şehirde gül ürünlerin satan onlarca dükkân vardır. Sepetler içerisinde gülden imal edilmiş onlarca çeşit ürün vardır. Biz de bu sepetten bir tane alıp dostlarımıza hediye olarak götürüyoruz. Gül temalı çok sayıda güzel şiir vardır. Bir dörtlüğü burada paylaşalım:

Gül alırlar gül satarlar,

Gülden terazi tutarlar,

Gülü gül ile tartarlar,

Bağı bahçesi güldür gül…”

Faruk Azmi Alpsoy

Kaynakça:

https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/isparta/gezilecekyer/ertokus-medresesi

Aynur DURUKAN, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Ertokuş Medresesi.

https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/demirel-icin-anit-mezar-hazirlaniyor/35276,

https://www.aa.com.tr/tr/pg/foto-galeri/ispartanin-gul-bahceleri-rengarenk/0

Güncelleme Tarihi: 29 Eylül 2020, 13:36
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26