banner17

Işık doğudan yükselir

Nurdal Durmuş arkadaşlarıyla yaptığı bir geziyi anlattı. Güzel fotoğraflar eşliğinde

Işık doğudan yükselir

Bu şehirde çok fazla modern cinnet geçiriyoruz. Biraz uzaklaşmak iyi gelecek! İstanbul’dan ayrılırken tek yaptığım şey hoşçakal umursamaz şehir demekti. Oysa geri döneceğimi biliyordum da; ben de, seni umursamıyorum numarası yaptım…

Gökhan’la uçağın en arkalarında cam mı, koridor mu kavgası yapmadan oturup, bulutların üzerinde hayallere daldık.Demokratik açılım için fikirler bile ürettik. Mesela, Doğu’ya giden-gelen uçaklarda “Türkçe ve İngilizce yapılan anonslara Kürtçe de eklenmeli.

Gökyüzü fotoğrafçılığı yapmak istiyorum; vatandaş Rıza’nın azarını işitip yerime oturuyorum. Oysa kemer ikaz ışıkları sönünce fotoğraf çekmek yasak değil. Kimse ne bu anonsları biliyor, ne de bilmediğini… Gökhan -boşver diyor, adama öfkeyle bakıp susuyorum. Yine de fırça yiyene kadar epey resim çekmiştim.

Uçağın yarısı asker dolu. Hakkari Yüksekova’ya, askere gidişimi hatırladım. Uzun pusuları, çatışmaları, yaralanan ve kaybettiğim arkadaşlarımı gördüm onların yüzünde. Yutkundum, tek satır edemedim. Yeter ki iyi olsunlardı. Hepsi geçecekti!

8909

Muş’tayız.
Yüksel, davul zurnayla karşılayacaktı ama alkışla yetindik...
İsa, Ali, Yüksel, Gökhan, Ben ve sonsuz bir ova.
Güzel yemekler, güleryüzlü insanlar, taş atmayan güzel çocuklar hepsi var bu şehirde.
Kaygısız sokalara atıyoruz kendimizi. Doğuya giden metropol insanı neden kaygılanır acaba?Oysa herkes insanca yaşama kaygısında!


Yine de içimde ne olur ne olmaz temkini var. Ama insanlar ve çocuklar o kadar kuşatıcı ki… Kendimi bir anda Muş’un varoşlarında çocukların oyun halkasının içinde buluyorum. Issız sokaklarda kimseden ürkmeden çocukluğumla buluşuyor, oyun halkasına dahil oluyor, bir gülüşe bütün oyunlardaki zaferlerimi feda ediyorum.

8910

Elimizde fotoğraf makinesini gören bir sürü çocuk başımıza toplanıyor. Hepsi bayram tebrik kartlarından hayata fırlamış kadar renkliAllah’ım, ne çok umut var…
Duvarlar, çocuklar, tarihi camiler, çarşılar, nasırlaşmış eller, çekingen anneler, tütünden bıyıkları sararmış babalar ve gökkuşağı renginde çocuklar. Görmek isteyen için her yerde ne çok kardeşlik, insanlık var!

….

Yarın, Nemrut dağına tırmanış var. Sözde erken uyuyacağız. Muş’u en tepeden, kaleden görelim, gece sokakta yürüyelim, çevapi içelim, Alparslan heykeline kadar gidelim derken yattığımızda saat üçtü…

İsa, Ali ve birkaç öğretmenin paylaştığı eve misafir oluyoruz. Hem uyumasak ne olacak. İnanın beş yıldızlı otellerde bu muhabbeti, yerde uyumanın keyfini ve kaygısız serseriliğinin huzurunu bulamazsınız.

Saatler kuruldu, ama sözde. Sabah bizi alarmlar değil, Ulu Cami'nin müezzini uyandırdı.

Sabah…
Sisli havada ön koltuğa sıkışmış dört kişi ilerliyoruz…

 

8912
Muş ovasından Bitlis’e ilerlerken, Doğu’da böyle yollar var mı hayretindeyiz. Muş’un yerel radyosu 49′da Ayça isimli bir dj yayında.
Ferhat Göçer’in ardından, Şebnem Ferah çalabilecek kadar deli!
Yüksel,
-ilkokuldan arkadaşım dedi; hemen arattım.
Şarkı arası Ayça’ya cepten ulaştık.
Aslında hep, İstanbul radyolarının dünyanın merkeziymiş gibi şehir eksenli yayınlar yapmasını eleştirmişimdir.
Düşünsenize… Siz radyoda, Çamlıca veya Kız Kulesi üzerine muhabbet ederken Muş’ta hayat, odun sobasının etrafında yün ören ya da efkarla sigarasını çekip İstanbul'la ilgili tek bir anısı olmayan insanlarla akıp gidiyor.
Ayça cep telefonunu açıyor.
Yüksel;
-Ayça merhaba. Maalesef sabah sabah seni dinlemek zorunda kaldık gibi saçma bir espri yapıyor!
-İstanbul’dan bir radyocu ve yazar arkadaşlar var, istek istiyoruz diye emrivaki konuşmayı da ihmal etmiyor.
-Aaa öyle mi? Ne istiyorsunuz?
Ben hemen atlıyorum…
İstanbul’da sonbahar “Teo”.
Nedenini bilmiyorum aklıma ilk gelen şarkı oydu.
İçimden “Muş ovasında, İstanbul'da sonbahar dinlemek nasıl bir duygudur acaba ve benden başka bu şehirde yaşayan kaç kişiyi ilgilendirir? diye geçiyor.
Ayça; -ama o slow, ben hareketli çalıyorum falan dedi ama kıramadı Yüksel’i
Ayça mikrofon başına geçiyor, bana ve arkadaşlarıma şarkıyı armağan ediyor, üzerine üçbeş cilalı cümle kurguluyor ve play tuşuna basıyor.
Muş-Bitlis arası sisli duble bir yol ve İstanbul’da sonbahar…
Muhteşem ve anlaşılmaz bir duygu.
Tarif edemem ama Ayça’ya teşekkür edebilirim.
Eyvallah…

Nemrut

Nemrut dağına kayak tesisi ve teleferik yapılmış ama dağa çıktığımızda bizden başka kimsenin olmadığını gördük. Görevli bile yoktu. Belki pazar çalışmıyordur…
Karlı ve çamurlu olduğu için, bir noktadan sonra krater gölüne inmek için yürümek zorunda kaldık. Gidiş-dönüş yaklaşık iki saat yürüdük. Kartopu oynadık, karlarda yuvarlandık, krater gölünde yaban ördeklerini izledik. Gülen pozlar verip dertlerimizi gizlemeye çalıştık. Aklımıza gelen bütün cümleleri karşı dağlardan yankısını duyana kadar yüksek sesle bağırdık. Şiir okuduk. Kimseden utanmadık! Van Gölü'nü zirveden gördük, Tatvan’ı ve bütün şehirleri çok sevdik. (daha fazlasını bilerek yazmıyorum)


Geri dönüşte Hasköy’e, bir lokantaya girip döner yedik. Bakkalarda bulamadığımız sigarayı turkcell bayisinde bulduk. Esra’yla görüşmüştük dağdayken. Hürriyet gazetesinde ropörtajı yayınlanmış, bakabildin mi? diye sordu. Nemrut dağındayım, inince bakarım demiştim ama gazete bulamadım. Okunmadığı için Hürriyet, light olduğu için Malboro satmıyorlarmış!

8914

Hasköy’de yatılı ilköğretim bölge okulunu ziyaret ettik. Eda öğretmen pazar günü nöbetçi. Öğrencileriyle arkadaş olmuş bahçede sohbet ediyor. Bizi güleryüzle karşılayıp öğrencilerine tanıştırıyor. Kendini tanıtıyor, tanışıyoruz. Gülücük etrafımızı sarıyor. Bu çocuklar kimseye taş atmıyor, kalem tutan elleriyle hayat yoğuruyor! Yüzlerde nasıl bir parıltı var görmenizi isterdim. Yatılı okulda büyümüş biri olarak öyle garip oldum ki anlatamam. İlkokul bire giden çocuklar bile var. Oysa akşam, annelerinin saçlarını okşamasına, ninni söylemesine muhtaçlar.
Allah’ım şüphesiz yaraları iyi edensin ama; ne çok acı var!
Çok mutlu gibiydiler. Ben niye hüzünlendim! O bakışları unutamıyorum. İki kız öğrenci vardı. İsimleri önemli değildi. Birinin elinde Goethe / Faust isimli kitap var. Neden şaşırdım peki? Sanki zamanın hızlı akmasını, hemen büyümeyi ve buradan kurtulmayı, bizim gibi olmayı hayal etmişler gibiydiler. Eve çok sevdiğiniz biri misafir gelmiş gibi sevindi bu çocuklar. Hediye verebilecek tek bir şey almamışız yanımıza ne kötü! Ama ziyaretimiz onlar için bir hediye gibiydi!
Ne güzel içlerinde birikenleri görebilmek, bu hüznü sizi anlıyorum demeden yaşayabilmek. Veda vakti. El sallıyorlar, sarılıyorlar ve hepimizi hocam güle güle diye gülücükleriyle uğurluyorlar.

8915


Yüksel, İsa ve diğerleri…
Vedalaşmalar. Gözü arkada kalmalar. Gitmek isteyip gidilemeyen yerler…
Yine eksik bir şey kalmış ya da bir şey unutulmuş hissi.
Havaalanı. Alkışlarla gelip, hüzünle ayrılmak. Kemer çıkartmaktan nefret ediyorum ama güvenlik aramaları bu bölgede oldukça sıkı…
….
Dönüş uçağı…
Hosteslere bizden başka kimsenin layık görmediği nezaket cümleleri.
Koltuklara yorgun argın oturuşlar. Yanımda teskeresini almış Afyon’lu bir asker. Sevinçten havalara uçuyor, nişanlısı onu beklermiş. Annen, baban beklemiyor mu? diye sordum. Abi onlarda bekliyor ama…
Demiştim, hepsi geçecekti!
Bulutlar…

Trenin ürkmeyeceğini bile bile raylarda korkuluk olmak ve boylu boyuna raylara uzanmak güzeldi.
Çocuklar güzeldi, krater gölü güzeldi, Nemrut dağı güzeldi, Van gölü güzeldi, dağa tırmanırken kara saplanmak güzeldi, yerel radyolardan istek şarkıları çaldırmak güzeldi. Sanki hepsi….

Muş, Bitlis, ara duraklar, son istasyonlar, köyler, uzun yollar, uzun yürüyüşler, güzel dostlar, sisler…
Sonra Ankara, en nihayetinde ah İstanbul.

Merhaba umursamaz şehir! Merhaba modern cinnet

Fotoğraf galerisi için: http://www.dunyabizim.com/gallery.php?id=116 

 

Nurdal Durmuş anlattı.

Güncelleme Tarihi: 11 Ocak 2010, 12:10
YORUM EKLE
YORUMLAR
Sami Salih Uzun
Sami Salih Uzun - 9 yıl Önce

Siz okurken ağlamışsınız. Ben bitirdim hala ağlıyorum...

Melek Eren
Melek Eren - 9 yıl Önce

Anlatım dili ve resimler çok güzel teşekkürler abi.

Hülya Korucu
Hülya Korucu - 9 yıl Önce

Tebrik ederim Nurdal Durmuş. Her gittiğin yerde radyoculara mesaj at. Eski bir alışkanlık olsa gerek.

rabiagbulut
rabiagbulut - 9 yıl Önce

Doğunun parıltılı yüzü hep ilgimi çekmiştir-çocuklar-

ve Nurdal Beyin doğu gezisini çok büyük bir duygu seliyle okudum. gerçekten hislerini çok iyi ifade etmiş. Sanki hepimiz birlikte gezindik. çok teşekkür ederim, hislerinin yoğunluğunu buralara kadar taşığından ötürü.

0nur Bozkurt KARADENİZ
0nur Bozkurt KARADENİZ - 9 yıl Önce

Yıllar boyu bizlere dikta edilen batı denilen güruhun aslında batmakta olduğunu ve bir yerlerde doğmakta olan güneşi görmemize yardımcı olan her insan takdire şayandır.Nurdal DURMUŞ kardeşimiz de bazılarının gören gözleri ile dahi görmek istemediklerini bir kez daha göstermeye çalışmış ve hafızalarda ki yanılgı dolu düşüncelere gem vurma arzularımızı bir kez daha kamçılamıştır.Bizler edebi yazılmış yazıların içerisinde ki hazineyi alamayacak kadar cahil yaratılmadık.Her insan çok iyi düşünmeli.

Betül Turan
Betül Turan - 9 yıl Önce

Okurken gözyaşlarımı tutamadım. Ellerine, yüreğine sağlık Nurdal abim...

baki
baki - 9 yıl Önce

japon turist havasında doğu anlatılmaz arkadaşım yinede eline sağlık

Tülay Aslan
Tülay Aslan - 9 yıl Önce

Modern cinnet sözcüğünden son satırına kadar şiir gibi okudum. Defalarca okudum. Bu nasıl akışkan bir anlatım dilidir çözebilmiş değilim. Bir sürü yıldız cümle var. Ne yana baksam neşe, hüzün ve hissedilen mutluluk var.
Teşekkürler sayın durmuş.


banner19

banner13

banner20