banner17

İsfahan'da geceler bir başka güzel!

Şehr-i Rey' in o muhteşem tarih kokusundan ayrılarak Firdevsî Meydanı'na doğru yola çıktım. Yolculuk İsfahan’a idi… Sevda şehri, gül şehri, nısf-ü cihan İsfahan'a Allah'ın izniyle bugün ulaşacaktım..

İsfahan'da geceler bir başka güzel!

 

Şehr-i Rey' in o muhteşem tarih kokusundan ayrılarak Firdevsî Meydanı'na doğru yola çıktım. Yolculuk İsfahan’a idi… Sabah olduğunda beni bir heyecan bastı. Sevda şehri, gül şehri, nısf-ü cihan İsfahan'a Allah'ın izniyle bugün ulaşacaktım. Otobüs, terminalden yeni kalkmış ve muavin eşliğinde hep beraber yolculuk duası edilmeye başlanmıştı. Duadan sonra birisi mevlide benzer bir kaside okudu.

Karmaşık duygularımın, geniş camlar ve kırmızı koltuklar arasından geçip, otobüsün tavanından aşağıya doğru; "durmadan su iç..." der gibi sallanan bardaklarla mücadelesi devam ederken, eski fakat geniş otobüsün bize karşıdan yeşil şehri göstermesi, yoğunluğumun sona ermeye başladığını anlamam için yetiyor. Düzgün ve trafik problemi olmayan yolun kenarlarında asker kadar disiplinli ve düzenli ağaçlar şehre girerken bizleri selâmlıyor. Otobüs ilerledikçe "bir an önce insem” diye düşünüyorum. Şehrin ortasından geçerek etrafa tepeden bakan ve İran’ın diğer şehir terminallerine göre oldukça kaliteli olan İsfahan terminaline ulaştık. Her taraf pırıl pırıl; turistlerin oldukça sık uğradıkları yerlerden olduğunu İngilizce bilenlerin fazlalığından anlıyorum.İsfahan

Tahran ve Qum gibi şehirlerde insanlar; sabah öğlene doğru dükkanlarını açarlar, öğle vaktinde iyi bir yemek yerler, saat 14.00 civarı öğle namazıyla ikindi namazını birleştirip kılarlar ve öğlen uykusuna yatarlar. 2-3 saat sonra çarşı tekrar hareketlenir, hava kararmaya başlayınca dükkânlar kapanır ve herkes evine gider. İsfahan'da ise hayatın en hareketli ve zevkli saatleri akşamları oluyor. Çünkü İsfahan, Tahran ve Qum 'a nazaran daha güneyde bulunuyor; buralarda gündüz bunaltıcı sıcaklar hâkim. Hatta benim İsfahan'da bulunduğum Temmuz ayında sıcaklığın bazen 50 dereceyi geçtiğini öğreniyorum. Daha güneydeki Şiraz bölgesinde ise artık çöl hayatı yaşanıyor.

Tepeden baktığım şehre bir an önce inmem gerekiyordu. İsfahan'da fazla belediye otobüsü bulunmaz. Genelde ulaşım taksilerle yapılır. Bir taksiye bize göre az miktarda bozuk para ödediğimiz zaman kısa bir şehir turu yapabiliyorsunuz.

"Nısf-ü Cihân" sıfatı nerden geliyor?

Batılıların deyimiyle "Half of the World", Şarklıların deyimiyle ise ''Nısf-ü Cihân", yani "Cihan'ın yarısı" olarak nitelendirilen, tarihsel ve doğal güzelliklerini kelimelerle anlatmakta zorlandığım şehir İsfahan'ın içine doğru ilerliyorum. 360 km. uzunluğuyla şehri ikiye bölen Zayenderud nehri üzerine gerdanlık misali takılmış Hacc Köprüsü ve Allahverdi Han (Siesepol) Köprüsü bütün ihtişamıyla insanları etkilemeye devam ediyor. Su, iki katlı olan Siesepol Köprüsünden geçerken, orada bazen çay içen, bazen de muhabbet eden insanlara köprü içerisindeki devinimiyle güzel anlar yaşatıyor.

Taksi, beni şehir içinde biraz dolaştırarak kocaman ve görüntüsüyle insanı büyüleyen bir kapının önüne getiriyor. İçeri doğru yavaş yavaş ilerledikten sonra gördüğüm muhteşem meydanı, etrafındaki mavinin tonlarını ve güzelim tarih kokusunu bir anda algılamakta zorlanıyorum. İsfahan'ın Nakş-ı Cihan Meydanı’na geldiğimi daha sonra anlıyorum. Dünyanın en büyük ikinci meydanını; kubbeleriyle kapılarını birbirine bağlayan bölümler ve arka kısımları tarihî bir kapalı çarşıyı oluşturuyor. Sağdan devam edip iki tarafı minareli, mavinin en can alıcı tonlarıyla bezenmiş bir kapıdan içeri giriyorum.

İsfahan'da gün batımını, su sesi eşliğinde izledim

Ortada bir havuz ve havuzun çevresinde insanlar var. Karşımda yine iki tarafı minareli bir kapı ve arkasında tamamen mavi renkli süslemelerle bezenmiş oldukça büyük bir kubbe görüyorum. "Mescid-i İmam" olarak bilinen yerin en önemli özelliğinin kubbe altındaki bir fısıltının bile diğer kısımlara aynen ulaşması oluşu benim ilgimi çekiyor. Kapalıçarşı içerisinde biraz daha yürüdükten sonra meydana girişte beni çok etkileyen Şeyh Lütfullah Mescidi’nin önüne geldim. Uzun ve duvarları işlemeli bir koridordan sonra, içi tamamen eski Osmanlı çinilerine benzer desenlerle kaplı kubbe altına yanımdaki birkaç meraklı turistle beraber girdik. Onlar duvardaki desenleri teker teker incelerken ben yine o desenler eşliğinde Nakş-ı Cihan Meydanı'nı geniş açıyla görebildiğim mescidin kapı önüne geldim.

İsfahanMeydanı, havuzu ve çimler üzerinde oynayan çocukları uzun uzun seyrettikten sonra çarşının derinliklerine doğru yürüdüm. Kaybolmamak için dikkatli dolaşıyorum, çünkü buralara girip de altı saatte çıkışı bulamayanların olduğunu duymuştum. Çarşıda, inci-boncuğun her çeşidinden el dokuması kumaşlara, bin bir çeşit kuruyemişten tarihî eserlere kadar birçok ürün bulabiliyorum. Fakat bu tür tarihî çarşılarda modern dünyanın bizlere zorunlu kıldığı bir takım eşyaları göremiyorum, böyle eşyalar daha çok mağazalarda satılıyordu. Belki böyle olması daha iyiydi; kendimi, tarihteki İsfahan'ın çarşılarında dolaşan bir seyyah gibi hissediyorum. Zaten kahve ve misk kokusundan başka kokuların etrafa yayılması buradaki havayı ve huzuru da bozardı.

Nakş-ı Cihan Meydanı'nın arka sokağında kenarları revaklarla çevrili bir avlu, avlunun ortasında abdest almayı kolaylaştıran bir havuz ve revakların üst katında talebelerin kaldığı bölümlerden oluşan bir medreseye girdim. Çarşı tarafında bir eyvan mescid olarak kullanılıyor. Nakş-ı Cihan Meydanı'ndan sonra civardaki bir kaç tarihî eseri de gezince hava kararmaya başlamıştı. Her tarafı yeşilliklerle bezenmiş olan ve bulunduğum yerden büyüklüğünü tam olarak tespit edemediğim bir parka girdim. Hareketli özelliğiyle ilgimi çeken bir havuzun kenarındaki yeşillikler üzerine oturdum. İsfahan'da gün batımını, su sesi eşliğinde en iyi buradan izleyebileceğimi düşünmüştüm.

Güneş kızıla büründüğünde, gül mevsimi olmamasına rağmen İsfahan'ın simgesi olan güller parkın belli bölgelerinde tüm saflığı ve temizliğiyle "biz de varız" diyorlardı. Bütün güllerin bu özelliğe sahip olmadığını düşünmek benim için bu tür güllerin değerini ve başka güllerin değersizliğini kat kat artırıyor. "Gül, değerini, etrafa saçtığı güzel kokular, güven veren rengi ve huzur aşılayan pırıltısıyla kazanır" diye içimden geçiriyorum.

İsfahan geceleri bir başka güzel

Havanın kararmasıyla birlikte sanki bütün şehir parkta toplanmıştı. Üstelik neredeyse her öğün yedikleri uzun ve ince taneli pilavlarını, değişik renklerdeki içeceklerini ve oyuncaklarıyla beraber çocuklarını da yanlarına alarak gelmişlerdi. Açık söylemek gerekirse park kültürleri beni çok etkiledi.

İsfahan'ın çok merak ettiğim gecelerini yaşamak istiyordum. Bu amacıma da kaldırımlarda yürüyerek ve onlarla haşır neşir olarak ulaşabileceğimi, İzmir gecelerini ve İzmir kaldırımlarını düşünerek anlıyorum. Yola çıktığımda, karşıma gündüzün sadeliğinden sıyrılmış ışıltılı ve hareketli bir İsfahan çıkıyor. Kaldırımlar bana geçmişin merkezî şehrini, Şah döneminin eğlence merkezli hayatını ve şimdiki huzur ortamını anlatıyor.

Işıltılı bir şehir düşünün ki; sokaklarında alkol komasına girmiş insanların naraları yankılanmasın, yüksek sesli diskotek müziklerinin kafalarda yarattığı darbeler yerine çiçek kokusu eşliğinde su şırıltısının ortaya koyduğu muhteşem melodiler hâkim olsun.İsfahan

Bir şehir düşünün ki insanlar "bir an önce kendimi eve atıp da rahatlayayım" diye hızlı adımlar atmak yerine, ailesiyle birlikte yolun bitmesini istemezmiş gibi aheste aheste yürümenin zevkine varmaktadırlar. Gündüz tek tip ve sıkıcı gibi görünen kadınların siyah giysileri, akşamları üzerlerindeki farklı motiflerin ışığın yansımasıyla kendini göstermesi, onların da sosyal hayatta var olduğunun bir simgesi oluyor. Gündüz kimsenin uğramadığı dükkânlar, akşam olunca hareketlenmeye ve bereketlenmeye başlıyor.

Şehirler, insanların, modern çağın kendilerine yüklediği yalnızlıktan kurtuluş çabalarını sarf ettikleri yerlerdir. Her şehrin acımasız yönleri olduğu gibi insanlara sundukları bir takım çözüm önerileri de olabilir.

İsfahanSenin sokaklarında hiç sevda türküleri söylenir mi?

Ey şehir! Gece, sabaha kavuştuğunda sende de kuşlar sevinç çığlıkları atarlar mı? Peki, senin ağaçların, hafif yağmurda ıslanma zevkine varamayan insanlara, üzerindeki damlacıkları göndererek onları tatmin edebiliyor mu? Senin güneşin doğduğu vakit gözleri kamaştırıp, dudaklarda tebessümü hâkim kılabiliyor mu? Belki de ay, sendeki ışıltının fazlalığından dolayı sana yanaşmaktan çekiniyordur. Senin sokaklarında hiç sevda türküleri söylenir mi? Ya da şairlere şiir yazmalarında yardımcı olabiliyor musun? Sabah insanlar işe giderken, onlara çukurlarınla engel olmaya çalışıyor musun?

Ama yine de sen İsfahansın, bir kere adın çıkmış, Nısf-ü Cihan'sın. Seni sevmemek mümkün mü sanıyorsun? Hem senin güllerin var. Geç de olsa sahte güllerden kurtulup gerçek gülleri sevmeme neden oluyorsun. Ayrıca sendeyken ben kendimi düşündüm, sen olmasan da yalnız değilim artık. Seninki gibi tüm insanlara kucak açamasam da en az senin kadar sevgim ve muhabbetim var.

Tüm sevgiler ve selamlar şehirlerden insanlığını ve doğallığını geri alabilenlere olsun...

 

Faruk Eşlik yazdı

Güncelleme Tarihi: 29 Ağustos 2012, 01:31
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20