banner17

İnsanı Şirinlikten Divane Edecek Güzellikte Bir Çeşme

Onlara işe giderken, eve dönerken ve sevdiklerimize adres tarif ederken rastlıyor ve başvuruyoruz. Ama kimdir, necidir bu mükemmel eserler, çeşme-sebil deyip geçmeli mi, öyle kolay mı… Sadullah Yıldız, okurların güzelliklere yakından muttali olması için birer ikişer fotoğraflarını da çekip İstanbul’un abidevî çeşme ve sebillerinden küçük bir derleme yaptı.

İnsanı Şirinlikten Divane Edecek Güzellikte Bir Çeşme

İstanbul’un tarihî çeşmelerinin izini sürdüğümüz yolculuk boyunca (önceki yazılara şuradan ulaşabilirsiniz) sevgili okur fark etmiştir ki bir şeyi hep ihmal ediyoruz.

Rotalarımız boyunca birçok büyük çeşmeye tesadüf etsek de onları yazıda dile getirmiyoruz. Yani abidevî çeşmeler. Hemen hepsi saray erbabı tarafından yapılan bu büyük eserler, birer çeşme vazifesi görmelerinden ziyade şehrin manzarası, zevki ve havasını belirleyen birer mühim durak ve buluşma noktası idiler herhâlde mazide. Şimdi de kısmen öyleler.

Bu büyük eserleri yazılarımıza konuk etmeyişimizin bir diğer sebebi ise metinlerin genel itibarla İstanbul çeşmelerinin ihmal edilmişliğini gözler önüne serme gayesini ileride tutmasıydı. Büyük çeşme ve sebiller için bu durum büyük oranda söz konusu değil; zira çoğu turistlerin gözü önünde olduğu için biraz da mecburen onları bakımlı tutuyoruz, tutuyorlar.

İstanbul’un abidevî çeşme ve sebillerinden biri

Abidevî çeşmelerin sayısı tabii ki diğer küçük olanlar ve asfalt yemişler kadar da değil. Daha az ama çok daha ihtişamlılar. Dedik ya, birçoğu çeşme olmaktan daha fazla bir şey aslında. Onlara işe giderken, eve dönerken ve sevdiklerimize adres tarif ederken rastlıyor ve başvuruyoruz. Ama kimdir, necidir bu mükemmel eserler, çeşme-sebil deyip geçmeli mi, öyle kolay mı… Sevgili okurun güzelliklere yakından muttali olması için birer ikişer fotoğraflarını da çekip İstanbul’un abidevî çeşme ve sebillerinden küçük bir derleme yaptık.

1.
2.
3.
4.

Beyoğlu’nun girişi denebilecek Karaköy civarına adımlamadan önce, Azapkapı’da otoyol kenarındaki Saliha Sultan Sebili ile başlayalım.(1)

Her bir yanı müzeyyen ve murassa bu haşmetli eser temsilî cennet meyvelerinin çevrelediği, sık bir yaprak ormanı içindeki uzun kitabelerinden birinin son iki satırından da anlaşılabileceği üzere Sultan I. Mahmud tarafından annesi Saliha Sultan adına yaptırılmış, kitabeyi de Vehbî söylemiştir. (Oldu târîhe sezâ ey Vehbî/ Çeşme-i vâlide-i hân Mahmûd)

Oyma süslemeleri insanı lâl edecek cinsten bu çeşmenin çok sayıda kitabesinin yanı sıra saçak altındaki kalem işleri de görmeye değerdir. Ancak yine de mermer işçiliğinin teshir edici kuvvetini taşımıyorlar.(2)

Hemen dibindeki bir taşta yazılı olduğuna göre bu muhteşem eser yakınlarda Kuveyt Türk tarafından restore ettirilmiş. Fakat çeşmenin atıl hâlde olması ve maalesef gözlerden ırak kalışı sebebiyle bugün de bazı zararlara ve hasarlara uğradığı görülebilir. Bu nakaratı tekrara iğrenmiyor değilim ancak cinnet derecesinde ince bir işçilik ve sanat mahsulü olan bu muazzam şaheser eğer Avrupalılar’ın elinde olsaydı ona anca teleskopla görebileceğimiz bir mesafeye kadar yaklaşabilirdik. Bugün dibinde ateş yakmaktan (3) kurnalarını çöplük niyetine kullanmaya, maalesef evsiz kalmış kimselere yatak olmaya kadar her nevi ihtiyacımızı görüyor.(4)

Hizmete bir açılıverse çok büyük ihtiyacı karşılama potansiyeli olan bu eserin süslü çeşmelerinden başka birkaç tane de abdest musluğu var. Ne yazık ki hepsinin muslukları yerlerinden sökülmüş ama tabureleri duruyor.

Civarına yanaştıkça ziynetlerini yavaş yavaş açık ediyor

İkinci sebil-çeşmeyi görmek için yine Sultan I. Mahmud dönemindeyiz ancak bu kez Dolmabahçe’ye gitmeliyiz (5). Sipahiler Ağası Mehmed Emin Ağa tarafından inşa ettirilen sebilin ilk bakışta süslemelerden yana pek bir talihi yokmuş gibi görünürse de bu tamamıyla uzaktan bakmakla ve altın yaldızla boyanmamış olmasıyla ilgilidir. Civarına yanaştıkça ziynetlerini yavaş yavaş açık eder. Bu köşesindeki şirin çeşmecikte görülebileceği gibi: (6)

5.
6.
7.

Saçak altı boyunca şerit olarak devam eden kitabelerinden maada başka çeşmelerde görülmeyecek türden bir özellik olması hasebiyle alışıldıktan büyük yazılmış hat tertipleri ve ayrıntılara özenle kondurulmuş mermer tezyinatıyla doyurucu bir manzara sunuyor.

Mehmed Said imzasıyla yazılmış nefis sülüs tertiplerinde, diğer çeşmelerden ayrı olarak Aşere-i Mübeşşere (hayattayken cennetle müjdelenen sahabi efendilerimiz) ashabının isimleri ve Hulefa-i Raşidin’in (ilk dört halife) adları yazılıdır: Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyir, Ebu Ubeyde, Abdurrahman, Sad, Said.(7)

Said bin Zeyd ile Sad bin ebi Vakkas arasında iki şirin “hüve” (O [Allah]), sağında ve solunda ise dua mahiyetinde “Allahu veliyyü’l-hüdâ ve’t-tevfîk” ve “Nime’l-mevlâ ve nime’r-refîk” yazılıdır. Bu iki cümle aynı zamanda Osmanlılar’ın günlük hayatta karşılaştıkları olaylara verdikleri dil alışkanlığı reflekslerdendir. Birincisi bir kitabı yazıp tamamladığınızda veya bu örnekte olduğu gibi eserinizi bitirdiğinizde ortaya çıkan bu güzel sebilin başarısının kuldan değil Allah’tan geldiğini itiraf etmektir: “Hidayetin ve başarının kaynağı Allah’tır.” İkincisi ise ikinci bölümünü daha çok “nime’n-nasîr” şeklinde tamamlayarak duyduğumuz bir cümledir: “O ne güzel bir Mevla ve yol arkadaşıdır.”

Zamanın durduğunu hissettirecek kadar…

8.
9.
10.

Üçüncü çeşmeyi Maçka Meydanı Sokağı’nda, yapıldığı yıllarda olduğu gibi bugün de kendini şehrin diğer mahallerinden tefrik eden bir mıntıkada göreceğiz. Formuyla yüzünü Batı’ya dönmüş bu nefis çeşme, gelin görün ki içeriğiyle tamamen Müslüman’dır. Harikulade bir işçilik barındırır ve kitabe üstüne hizalanan altın yaldızlamaları da göz dolduran bir inceliktedir. Etrafın sessiz olduğu bir saatte yanından geçerseniz zamanın durduğunu hissettirecek kadar güçlü bir tesir bırakır.(8)

İstanbul’un büyük hayır kapılarından, velinimetimiz ve sahibu’l-hasenat Bezm-i Âlem Valide Sultan tarafından yaptırılmış çeşmenin zirvesinde oğlu Sultan Abdülmecid’in şanlı tuğrası mermerden bir bayrak gibi durmaktadır: “Abdülmecîd bin Mahmûd el-muzaffer dâimâ.”(9)

Hemen hemen birbirinin aynısı dört cephesi olan çeşmenin testi setlerinden musluk kenarlarındaki harika işlemelere ve nişteki -örneğini başka yerde görmediğimiz- meşaleli girlanta kadar her yeri sağlam görünüyor. Yüzlerden birinde çeşmenin kucağı çöplük niyetine kullanılmışsa da bu bile yukarıda rozet içindeki “Kâle aleyhisselâm” (Resûlullah buyurdu ki) ve altındaki “Hayru’l-mâli mâ unfika fî sebîlillâh” (Malın hayırlısı Allah yolunda infak edilendir) yazılarının sadra şifa nefasetine toz konduramıyor.(10)

11.
12.
13.

Çeşme-i hurşîd reyyân eyledikçe âlemi…

Yine Maçka’da, “Maçka Demokrasi Parkı” denilen yeşil arazinin üst tarafında Sultan II. Abdülhamid Han’ın yaptırdığı enfes çeşmelerden biri vardır. Esasen Ulu Hakan, çeşmeler söz konusu edildiğinde ‘üstün hizmet ödülü’ türünden bir şeyler verilecek kadar ileri gitmiş ve bu konuda sivrilmiş bir padişahtı. Yaptırdığı 148 Hamidiye çeşmesi olduğu biliniyor. Bu konuya başka bir vesileyle temas için bakınız.

Bu geniş saçaklı ve kendine münhasır biçimli, kubbesi dahi nevine mahsus olan çeşmenin (11) sofistike ama huzurlu bir süslemesi var. Hiçbir yanı bucağı boş bırakılmayıp ısrarla illa şekilli bir hâle kavuşturulmuş (12). Sadece ön ve arka ciheti varmış zannedilebilirse de dar olsa bile yanlarda da birer çeşme yapılmış. Ancak dört yüzde de muslukları elbette sökük hatta arka yüzünün pislik içinde, ateş yakmak için kullanıldığına bilmem inanır mısınız. Evet, o rüya gibi biçimler ve kıvrımlarda ateş yakılmış, kurnası parçalanarak motifler de tahribata uğratılmış.(13)

Toplamda birkaç satırlık kitabesi var; fakat yeterince veciz ve ihtişamlı ifadeler. Bir tanesi şöyle: “Çeşme-i hurşîd reyyân eyledikçe âlemi/Ömrünü efzûn ede talat-ı hüdâvend-i mecîd.”

Cesim ve müheykel bir çeşme

14.

İstanbul’un en fazla ziyaret edilen mekânlarından Süleymaniye Camii önünde, sıra sıra kuru fasulyecilerin -ki burada çok soğuk, karlı, sağanak yağmurlu günlerde pilav üstü kuru yemenin keyfi başka zamanlarda yemeye benzemez- başlangıcında, cami kadar mutantan olmayan ama yine de cesim ve müheykel bir çeşme duruyor.(14)

Ayna taşının üzerinde iki tane çizgili kemeri, birkaç sütunu ve ayetlerden ibaret kitabeleriyle yazılar etrafındaki akantüs ve çiçek süslemeleri dışında bir şey taşımayan çeşmenin bu meydanın ab u havasını belirleyen en yetkili merci olduğu söylenebilir. İnsanlar onu etrafında buluşmak için olduğu kadar sıcak havalarda suyuyla serinlemek veya civarından geçerken küçük bazı ihtiyaçlarını gidermek için kullanabiliyorlar, hâlinden şikâyeti varmış gibi durmuyor.

Musluklarının yerinde durmasıyla da ayrıca sevindiriyor

15.
16.

Anadolu yakasından, Beykoz’dan bir taneyle yazımıza veda edeceğiz. En az hemen ardındaki gökyüzü ve deniz kadar iç ferahlatıcı bir letafet arz eden bu muhteşem güzellik abidesini görmek için, yalnızca onu görmek için dahi Küçüksu’yu ziyarete değer. Küçüksu Kasrı’nın hemen yanı başındaki bu bir büyük, dört küçük kubbeli ve saçak altları dâhil ziynete doymamış nefaset, insanın adeta nutkunu kesip atıveriyor.(15)

Şirinlikten insanı bayıltacak denli güzelliğinden başka dört yüzünde de arızası olmayan çeşme, musluklarının yerinde durmasıyla ayrıca sevindiriyor. H. 1221 (m. 1806) tarihli eseri İstanbul’un gelmiş geçmiş en kudretli imar öncülerinden Sultan III. Selim, valideleri Mihrişah Valide Sultan için yaptırmış. Tuğrasının sağlı sollu salınan pelerin misali uçuşan kıvrımlar ortasındaki zevkli oturuşu insanın gözlerini bir hoş ediyor.(16)

Bu keşif hikâyesi de buraya kadar, sevgili okur. Bundan önceki 39 yazıyla birlikte böylece Suriçi ve bilad-ı selase sınırları içinde kalan hemen bütün çeşmeleri bitirmiş gibi oluyoruz. Ayaklarımıza kara sular inmesi için hepsi harika birer vesile oldular. Ecdadımız şehre öyle hizmet etmişler ki biz yüzde biri dahi olmayan kısmını dolaşmak için -üstelik henüz uğramadıklarımıza rağmen- kırk yazı karalayıp yüzlerce fotoğraf çektik.

Hepsinin kabirleri pür-nur ve riyaz-ı cinandan bir bahçe olsun. Onlara ebediyen minnettar olacağız ve cümlesini hayırla yâd edeceğiz.

 

Sadullah Yıldız

Güncelleme Tarihi: 07 Mart 2017, 16:43
YORUM EKLE
YORUMLAR
cihad meriç
cihad meriç - 2 yıl Önce

Allah razı olsun. Son yazımda değindim, buraya da not düşeyim. Bize aslımızı hatırlatan çalışmalara imza atanlara teşekkür ediyoruz. Hayra vesile yeni kırklı yazı dizileri görme temennisiyle iyi çalışmalar.

banner8

banner19

banner20