İnsan her halükârda seçer!

Ankara'daki bir nefes sıhhat mekânı İhtiyar Kitabevi'ni yazmasam buradaki muhabbetten haberiniz olmayabilirdi.

İnsan her halükârda seçer!

Artık kapıdan her girdiğimde tokalaşıp kucaklaşıyoruz, eskiden başka bir mekânda karşılaşırken böyle değildi. Mekânın hükmünü vermek insana bir rahatlık da veriyormuş meğer, güzel oldu bu. Güzel olan sadece bu değil elbette, bir sonbahar akşamında bahçesinde solgun mavi plastik taburelerde oturup “ne yapar ederiz” diye konuşurken de umutluyduk oradakiler olarak. Açılacak mekânın adını bilmemek gerilimliydi, bir de benim “kesin kötü bir isim olur” tedirginliğim eklenince rahatsızlık artıyordu tabii. İbrahim Abi’yi ilk orada benimsedim sanırım. Mekâna bulduğu isim ilk söylenişinde içime sinmişti: İhtiyar. İlk akşam ilk akşam diyorum da, bugün İhtiyar Kitabevi’nin geldiği yer ve bu mekânda yapılanların hiçbiri o akşam kimsenin aklından geçmiyordu. Hiç tahmin edilmiyordu yazarların imza gününe ve söyleşilere geleceği, baskısı tükenen bir derginini çıkarılacağı, uzun soluklu okumaların yapılacağı. Ne konuşmuştuk? Sabit Yakar abimiz köşesinde kendi tarzını devam ettirsin, Fatih Mutlu abimiz tasarımı yapsın, İbrahim Çolak abimiz derginin her şeyi olsun. Bu kadar...

Bahadır İslam ve Yahya Coşkun İhtiyar'da
Bahadır İslam ve Yahya Coşkun İhtiyar'da

Ankara’ya yolu düşen herkesin kaderi

Bir ikindi vakti, “bugün gitsem mi gitmesem mi” kararsızlığından güç bela sıyrılıp kitabevine girdiğimde Ömer Karaoğlu’nu buldum. Erzurum’dan dönmüş, Ankara’daki programına gelmişti, gelmişken İhtiyar Kitabevi’ne uğramadan olmazdı. Karaoğlu’nun bu “olmazsa olmaz”ı gün geçtikçe Ankara’ya yolu düşen herkesin kaderine dahil oldu: Osman Konuk’un, Arif Ay’ın, Cafer Turaç’ın, Kâmil Yeşil’in, Hicabi Kırlangıç’ın hep birlikte kitabevine doğru gelmekte olduklarını gördüğümde istemsiz olarak ayağa kalktım. Öğrenci evlerinde, duraklarda, oturarak, ayakta, pervazda, eşikte okuduğum şiirlerin hakkı için.

Bülent Akyürek, İbrahim Çolak İhtiyar'da
Bülent Akyürek, İbrahim Çolak İhtiyar'da

Bütün gençliğimi örmüşler, hâlâ da örüyordu o şiirler. Osman Konuk masanın etrafındakileri kahkahalara boğan bir fıkra anlatıyor: Fıkra anlatabilen sosyolog; şiirlerindeki hayatımız da samimiyet de buradan neşet ediyor işte, bütün bir Osman Konuk şiirini kavrıyorum o günki muhabbet sayesinde. Furkan Çalışkan’la az muhabbetini etmedik Osman Abi’nin. “Kır Düğünü” şiirini kıskanıp duruyoruz, elimizden tek gelen bu; Furkan Abi bir de Osman Konuk Ankara’dayken kendisinin İstanbul’da oluşuna yandı tabi, derler ki olursa nasip olmazsa kısmet.

Ya Fatih Mutlu yoksa!

Ebubekir Kurban, İbrahim Çolak, Bahadır İslam, Hakan Albayrak İhtiyar'da

Ebubekir Kurban, İbrahim Çolak, Bahadır İslam,

Hakan Albayrak İhtiyar'da

Selçuk Abi ve Fatih Abi’yi her gün görebiliyoruz, iyi ki de görebiliyoruz. Sessiz sedasız kalkıp Kayseri’ye, Kars’a gidivermişti de Fatih Mutlu, kaç gün kıvrandım durdum ortalıkta. Üstüne bir de Selçuk abi’nin devamsızlığı da eklenirse vay halimize! Mustafa Yahya abi’nin, Sabit abi’nin, Hakan Albayrak abi’nin, Bülent (Özkam) abi’nin ender gelmesi alışık olduğumuz bir durum artık. Bülent Akyürek’in hâli vakitten vakte değişebiliyor, kitap yazıyorsa bugünlerde olduğu gibi eve kapanmıştır mutlaka; meşgul olmadığı günlerdeyse Eryaman’dan gelmeyi gözü kesmiyor çoklukla.

İbrahim abi kalender mi kalender!

İbrahim abi’nin gün geçtikçe daha bir tepesine çıkıyoruz. Evet, yaptığımız tam olarak bu. Bir gün hesabı ödemeyiz, bir gün matbaadan yeni çıkan dergiyi kitabevinin orta yerine yığarız, bir gün olur olmaz konuşuruz, kitaba yaptığı fazla fazla indirimi beğenmeyiz, yeni sayısı çıkacak dergiye yazı ister mızmızlanırız... İnsanoğlu nankör olmasına nankör de gelin görün ki İbrahim abi de kalender mi kalender! Bir-iki istisna hariç parladığını görmedim. Sabırla susmak neyse işte, o İbrahim abi’de var. Küfür de eder ara sıra, bütün İhtiyar ahalisi gibi; ziyanı yok, yerine göre sevaptır. Sabahın nurunda

Gökhan Özcan ve Ebubekir Kurban İhtiyar'da
Gökhan Özcan ve Ebubekir Kurban İhtiyar'da

kapıyı vurarak uyandırdığım çoktur, iki arada bir derede daldığı uykusunda da rahat bırakmıyoruz abiyi, azarı yiyeceğiz demek ki. Ara ara üç-beş kişilik gruplar oluşturarak kahvaltı tertip ediyor İbrahim abi, iyi oluyor, iştirak eden arkadaşlar yanlarında zeytin, salam, helva vesair getirmişlerse bir de, o günün şevki kırılmaz olur.

İhtiyar’da içilen çayın hatrı bir başkadır

Abdullah Başaran bırakıp da bu güzelim mekânı Samsun’a gitti geçenlerde, öğretmenevinin terasından Karadeniz’i seyrediyormuş. Deniz varsa işin ucunda susarım ama İhtiyar’da içilen çayın hatrı bir başkadır, o da bilir ya bunu, çaktırmadan edemiyor artık, ipe sapa gelmez bahanelerle arıyor filan, özlemiş besbelli. Nasıl özlemesin, Ebubekir Kurban’ın öğleden sonra hikâyelerine devamsızlığı yok gibidir. Ebubekir abi’nin hikâyeleri, daha doğrusu meselleri, gezdirdiği coğrafyalarla olsun, gösterdiği simalarla olsun, bellettiği hakikatlerle olsun, her damlasıyla bereketlendiriyor insanı. “Biz arkadaş milliyetçisiyiz” sözü her şeyi anlatıyor aslında.

Bahadır İslam’ın Bosna Savaşı anlatıları, Bosna tarihine hakimiyeti, Aliya’nın ayak izlerini bize canlı tanıklıklarıyla sunması tahayyülümüze nakşolunuyor. Onlarca Bosna’yla alakalı belgeye, fotoğrafa, tabloya, bilgiye onun sayesinde şahit oldum. Allah razı olsun, bugüne kadar öğrettikleri ve bundan sonra öğreteceklerinden sebep. Gökhan Özcan’ı geçen Ramazan’dan Kocatepe Fuarı’nda standımdan aldığı poşetler dolusu kitapla hatırlıyorum. Onların izinde girdiği tasavvuf okumaları yolunda, ara ara soluklandıkça o kitaplar, hakikatler, tarîkler üzerine muhabbet ediyoruz; muhabbet dediğim, o anlatıyor biz sebepleniyoruz. Gökhan abi kadar yaptığı işin kıymetini, değerini, kıratını bilen bir adam daha tanımıyorum. Her işi yerli yerince; kitaplarının yayımlanmasından kurduğu cümlelere kadar.

Bir bereket ki Allah arttırsın

Ben eksik anlatırım. Tamamını bilmem. İhtiyar Kitabevi’nin birkaç çizgisini karalayayım istedim. Böyle mekânlar kapanıp gittikten sonra arkalarından yakılan ağıtlardansa, o mekânlar yaşarken oradaki  muhabbeti sebeplendirmek evlâdır. Şaban Abak’ın tarih ve kültür sohbetlerini, İhtiyar’a yolu düşen yüzlerce arkadaşı, ahbabı, mesela Selim’i, Emrah’ı, Emre’yi, mesela Mehmet Hoca’yı, mesela Burak’ı, Muzaffer’i, Çerkes Emre abi’yi anmak ve dahi anlatmak gerek. Her biri ayrı bir risaleyi hak ediyor bence. İhtiyar daha bir yılını doldurmamışken ahvalimiz özüyle böyledir. Şimdiden bir bereket vaktidir İhtiyar, Allah arttırsın.

 

M. Fatih Kutan İhtiyar’dan yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Temmuz 2011, 09:30
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Vildan Habibe Bilgiç
Vildan Habibe Bilgiç - 8 yıl Önce

burayı anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır elbet ama yine o mekanın havasını soluyanların içini ferahlatan bi yazı olmuş... Ayrıca "İHTİYAR, ANLATILMAZ YAŞANIR" (:

kerem
kerem - 8 yıl Önce

tüm bu adamlar geliyor siz de gelin der gibi. güzel bir tanıtım yazısı....

bilge ..
bilge .. - 8 yıl Önce

ankara da özlenirmiş ya.. ellerinize sağlık fatih bey..

meryem karagöz
meryem karagöz - 8 yıl Önce

Allah seni Ankara'dan ayırmasın Fatih'cim:)

banner19

banner13