İkindiyi beklerken gördüm Dünyanın ikindisini

Bir anlığına da olsa Karagöz Camii Ravza-i Mutahhara, şehr-i Antep Medine-i Münevvere kesilir, ikindi sularında..

İkindiyi beklerken gördüm Dünyanın ikindisini

 

Hayatımızda bazı mekânlar ve vakitler vardır ki bütün bir ömrümüzün bir anlık encamı olabilir, nüvesinde bütün bir serencamı taşıyabilir. Antep’te, kıbleye paralel bölümlerinin mühim bir kısmını yola ve yol eşrafına kaptırmış olan, Suburcu Caddesi'nin bitimi ile Eskisaray Caddesi'nin başlangıcındaki köşede bulunan Karagöz Camii’nde bir ikindi vakti kıldığım namaz böyle bir hissiyat ve fikriyata kapılmama neden oldu.

İkindi namazı için ezan okunmamış henüz, ama okunmak üzere. Az sayıdaki cemaati temaşa ediyorum. Büsbütün içe dönmüştür mümin âmâ gözler, muttasıl okunuyordur rahmanî sözler, hep Leyletül Kadr haller. Tufan kopmuştur gönüllerde, gazeller dökülmüştür uhrevî âlemlerde. Duaya kalkan eller daha ince, daha zayıf, daha zarif, daha saydam. Çekilmiştir dünya içeriden hepten. Görünmüştür o uzun ve ince yol, güllerini alıp koklamıştır hakikat erleri hep, kıbleye paralel bölümlerinin mühim bir kısmını yola ve yol eşrafına kaptırmış ola Karagöz Camii’nde, bir ikindi vaktinde.Antep Karagöz Camii

Vakit girmiştir, vaktin hakkı iade edilecektir

Hayatlar yaşanıyordur uzak yakın beldelerde, gözlerin görmediği, zamanın hallaç pamuğu gibi tarumar ettiği. Ömürler sürülmüştür, belki alabildiğince derin, alabildiğince sığ. Kuş kanadında heyula, yerdeki taş misalince aşikâr, sudaki balık ayetince hükme tâbi. Dışarıda olmakla içeride kalmak arasında hiç fark yoktur artık rahlenin gölgesinde, geçmişi yâd ederken ya da geleceği düşlerken. Vakit girmiştir, vaktin hakkı iade edilecektir. Denilir ki bu kiminin cenaze namazıdır ömrünün encamında sonbahar yağmurlarına tutulmuş, kiminin uçup giden harbi yelidir bir kuşluk vakti, kiminin çocukluk elleridir. Pekiyi kimin yetimliğidir, ya da kimin camda bir fanus içinde kendince korumaya aldığı ilk gençlik kırgınlıklarıdır. Âmâ gözler hakikati olanca çıplaklığıyla görmüştür bir inşirah ile. Vakit girmiştir, ikindi sularında, eller iftitah tekbirine kalkmıştır.

Sonra ağarmış saçlar, ne çoklar seyrekleşmiş saçların ihtizazında. Azaldıkça ve ağardıkça başta saçlar, kahreder pençesinde taşlar, kanatlarında uyarıcı işaretler, gözlerde sabitlenmiş menziller, şahsa mahsus kıyametler, gazaba gelmiş ebabiller. Kâh uzaklardan biçilmiş sebepler, kâh yerden bitmiş vesileler, kâh gökten inmiş zembiller, kâh yakından çarpılmış imgeler. Ama ağarmıştır saçlar, uçmuştur baştan çıkarıcı hayaller, kaybolmuştur baş tacı edilmiş siyah cins atlar. Ağlaşır melekler, sararır güller, ikindi sularında, caminin avlusunda.

Aslına hasret gözlerden bakarım dünyaya bir an için

Bir harfi tutan ellerde nefes alıp vermez olurum. Zaman gidip gelir, hakikat hükmünü icra eder ve insan olanca acizliğiyle zamana tâbi olur, hepten yunulur ikindi sularında. Derisi buruşmuş ellerde gidip gelir rahmet deryalar, iz olur abdest suları bir solukta, ırmak ırmak akar yüzlerde, yaş olur âmâ gözler bir çırpıda. Bir katre gözyaşı olup düşerim Mushaf deryasına, kimseler görmez, kimseler bilmez. Aslına hasret gözlerden bakarım dünyaya bir an için. Eller hepten salınmıştır, hiçlik kıyılarına çarparken fani bedenler. Ebediyeti soluklamıştır âmâ gözler, buruşuk eller, titrek bacaklar, içi geçmiş gövdeler. Görürüm ki, o ihtiyar ellerin tuttuğu Mushaflar, aynadır ömrüme, soluk bir siyah-beyaz fotoğraftır geçmiş zamanlar, bir anlık hayıflanmadır tul-u emeller. Hep hüzün içre… Nefesim çekiliyordur içten içe gizlice, cemaat toplanıyordur sessizce, eller titriyordur, ikindi sularında.

Dünyanın gerçek yüzünü görmüşümdür, suyu çekilmiş yüzlerde. Kırmıştır kalbimin şirazesini, gönlümün bağını mana okları, tek bir minvalde: Zilzal! Hepten kaymıştır ayaklarımın altındaki toprak, sokaklarsa yüz görümlüğü, caddeler nisyan yurdu, evler ayakbastı parası, odalar arpalık. Kalabalıklar astarı soyulmuş rüya, kimse önüne geçemez olacakların. Âmâ gözlerse her bir şeye şahit… Mühür basılır bir tek hamlede: Hüvel Baki! Bu sesi duyup ayak uyduranlar, kapılır dizginsiz, imgesiz ve benzersiz akışa. Göçüp gitmiştir kavimler. Yeni nesiller olagelmiş, suretler biçilmiş, ömürler kaldırılmıştır, hep ikindi sularında.

Antep Karagöz CamiiMushaf’a tutuyorum hissiyatımı, rahlenin gölgesine düşüyor bakışlarım

Avlunun şadırvanında abdest suları daha mı ıslak, ağaçlar daha mı yeşil, kuşlar daha mı cıvıl cıvıl, müminler daha mı vakur, bilemiyorum. Bildiğim, zamanın camiye ve vakte hükümranlığını bir başka indirdiği, bir başka icra ettiği, bir başka okuduğu. Suyun sesindeki şarkılar iniyor kulaklarımın pervazına. Ağaçlar gölgesindeki eski zaman adamlar kalkıp geliyor, tutuyorlar ellerimden, götürüyorlar beni uzaklara. Faniliğin içindeki bakilik, kuş olup konuyor başıma. Mushaf’a tutuyorum hissiyatımı, rahlenin gölgesine düşüyor bakışlarım. Kopmuştur zaman hepten, caminin avlusunda, ikindi sularında.

Sonra bir Hafız Divan’ı kurulur Şiraz’a mahsus yalel’i. Geçer gül kokulu peygamberin hatırası, körük gibi inip kalkan göğüslerde. Bir yol bulunur yakınlardan uzaklara, aşinalıklardan garipliklere, kalabalıklardan inzivalara. Bir anlığına da olsa Karagöz Camii Ravza-i Mutahhara, şehr-i Antep Medine-i Münevvere kesilir, ikindi sularında.

Döner dünya sonra, gayrı gayesine erişmiştir vakit. Âmâ gözlerin derinliğinde az bir cemaatle vaktin hakkı teslim edilmiştir vaktin Sahibine.  Bütün zamanların üstünde, yaratılmışların dışında sadece Rahman konuşmuştur, caminin avlusunda, ikindi sularında.

 

Faik Öcal yazdı

Güncelleme Tarihi: 16 Ağustos 2012, 12:51
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13