İbn Batuta'nın İzinde Beylikler Dönemine Seyahat

Beçin, Menteşe Beyi Orhan Bey tarafından kuruluyor. Beçin kalesi diye geçiyor. Bu şehri anlatmaya kalem yetmez. Kalenin ardında platoda kurulmuş şehrin her adımı bir tarihi eser. Orhan Bey Ulu Camii, Ahmet Gazi Medresesi, Seymenlik Zaviyesi, hanlar, hankahlar, hamamlar... Cihad Meriç’in gezi notları.

İbn Batuta'nın İzinde Beylikler Dönemine Seyahat

Muhabbet için yola çıkmak yeterlidir. O yol sizin hayallerinizin dışında büyür, zenginleşir. Elbette yola çıkarken bir planımız var; fakat her zaman daha büyük bir plan yolu şekillendiriyor. 1500 km yol gittikten sonra 14. ve 15. yüzyıllara seyahate çıktığımı anladım. Hemen aklıma İbn Battuta geldi; çünkü 14. yüzyıl Beylikler dönemini, Anadolu'yu, Ahileri ondan daha güzel anlatan yok. O dönemin kültürünü tanımak istiyorsak nadir kaynaklardan biridir onun seyahatnamesi.

Yolun başına dönersek, yol nereden başladı ve nerede, hangi şehirde farklı bir dönemi yaşadığımı kavradım?  Candaroğlu Beyliği’nin merkezi Kastamonu'dan yola çıktım. (Kastamonu için demlenen bir yazı da var.) Üzerine türküler yakılan Ilgaz dağlarını aşarak ilk durağımız Çankırı'ya geldik. Daha önce ziyaret ettiğim bir şehir. Fakat bölgenin fetih dönemini okurken Kara Tekin Gazi'nin kabrinin burada olduğunu öğrendim ve ziyarete bu noktadan başladık. Kanuni Sultan Süleyman Camii, çarşı ve iki güzel ahşap medrese, eski Türk evleri... Anadolu'da örneklerini nadir görebileceğimiz ahşap medreseler yöresel ve geleneksel sanatların yaşatıldığı merkeze dönüşmüş, bu yönüyle önemli. Yani tarihi eserler aslına yakın ve topluma açık şekilde kullanılmalı. Emeği geçenlere teşekkür ederek, üzeri vav yazılı tuzdan yapılmış lambamızı alarak yola devam ediyoruz. Kaya tuzu geçmişte önemliymiş, bugün de Çankırı için önemini koruyor.

Ahiler şehri Engürü

İkinci durak Ahilerin hâkim olduğu Ankara veya Engürü. Ahi Beyliği’nin kurulup kurulmadığı tartışmalı bile olsa ben kurulduğunu düşünenlerdenim. Hatta tüm Anadolu'da karışıklık döneminde şehri yöneten Ahilerdir. O yörenin seçilmiş en yerli yöneticileri, Ahibaba olmak kolay değil. Seçme ve seçilme tarihimizi ahilerle başlatmak gerekiyor. Devleti yönetenler değişir, Ahilerin geleneği değişmez. Hoş tekkelerin, vakıfların, medreselerin de geleneği değişmemiştir. Toplumsal ve sosyal hafıza böyle yaşamıştır. Bu nedenle Ahi Şerafeddin Camii'ne, Aslanhane Camii denmesine bozuluyorum. Hemen yanında Ahi Elvan Camii, az ötede başka bir Ahi camii. Özellikle Ahi Şerafeddin Camii o muhitin Cuma camisi konumunda ve Beylikler dönemi mimarisinin özelliklerini taşıyor. Bence tek başına bu cami bile Ahi Beyliği’nin kurulduğuna kanıttır. Biz ziyaretimize her zaman olduğu gibi Ankara'dan iyi adamlar listemize kayıtlı dostlarla, yani Hacı Bayram Veli hazretleri makamından başlıyoruz. Sonra Ankara Kalesi'ne doğru yürüdük.  Zaten kadim Ankara belli değil mi? Taceddin Dergahı'nda soluklanmak, yiğitlere selam vermek gezi rotamızın parçalarından.  Vakit olduğunda Bağlum’a bile gideriz. Farklı bir Ankara var.

Ankara Haci Bayram Veli Camii

Aşk ve muhabbet şehri Konya
Sırada neresi var? Aşk ve muhabbet şehri Konya... Yazmakla bitirmeyeceğim şehirlerden. Bu şehirde benim için her şey planlıdır. On bir yıl yaşadığım hayata hemen ayak uydururum. Sanki hiç ayrılmamışım da uyanmışım, sabah namazıyla yeni bir güne başlamışım gibi. Piri Mehmet Paşa Camii güne başlama noktamızdır. Sabah dersi ile güne oradan başlarız. Mevlana Hazretlerine selam verir, üçler mezarlığına gider, orada Konya'nın son dönem büyüklerini ziyaret ederiz. Hacı Veyis, Hacı Veyiszade, Tahir Büyükkörükçü hoca efendiler ve diğer âlimler, mümin ve mümineler için dua ve tefekkür…  Sadreddin Konevi Hazretleri, Şemsi Tebrizi ve camiler, medreseler…

Konya'yı tam olarak ziyaret edebilmek için kaç gün gerekir; üç gün mü, on bir yıl mı? Hacı Fettah mezarlığında Muhammed Bahaeddin Efendi kabrini ve oğlu şehit Rifat Efendi, Hacı Veyiszade'yi yetiştiren okulun kurucuları, bir sabah da onları ziyarete geliyoruz. Hicret etmek zorunda kalan Zeynelabidin ve Ziya Efendilere ayrıca Fatiha gönderiyoruz. Ayrıca ıslah-ı medaris yazı dizisinin devam edeceğini de söyleyelim buradan. Sadece mezarlıkların iyi adamlarını değil son dönem Konya ilim hafızasından istifade etmiş yaşayan güzel adamları da ziyaret ederim. Konya'dan yedi senedir uzaktayım; fakat yeni insanlar tanımaya devam ediyorum. Bir örnek vereyim; Maraşlı, edebiyat öğretmeni, kütüphane merkezli ders modeliyle örnek işlere imza atan, şair Raşit Keskin hocam muhabbet halkamıza yeni dahil olan iyi adamlardan.

Konya

Veliler eliyle kurulan Seydişehir
Seydişehir üzerinden Antalya yolundayız. Önce Seydişehir'e varmadan Çavuşköy'de Memiş Efendi’yi ziyaret ediyoruz. İlim sancağını Hadim-Bozkır havzasından oğlu Muhammed Bahaeddin Efendi eliyle Konya'ya taşıyan ilim aşığı. Seyyid Harun Veli'nin şehri Seydişehir. veliler eliyle kurulan şehirlere güzel bir örnek. Cami ahşap direkli, çevresinde hamam var. Türbe camiye bitişik... Duvarda üzüm salkımlı taşı göstermeseler fark edemeyeceğim. Devşirme taş örneği… Artık eski cami duvarlarını daha dikkatli inceliyorum. Torosları geçmeye hazırız, yol üzerinde, anayolun hemen kenarındaki Tınaztepe mağaraları mutlaka görülmeli. Gidengelmez dağları imiş burası. Eskiden giden gelmiyormuş demek ki!

Antalya'dayız, kale içi tarih geçidi gibi... Selçuklulardan, Beylikler döneminden, Osmanlı'dan örnekler görmek mümkün. Yivli Minare bence Antalya'nın sembolü olmalı. Kale içinde güzel Türk evi örnekleri var. Tabii bunlar yaşam merkezi olmaktan çıkıp yaşantı merkezi olunca insan bir burukluk yaşıyor. Deniz, kum şehri olarak popülerleşen Antalya aslında tarih ve kültür şehri. Herkes aradığını bulacak. Deniz ve kumuna da karşı değiliz. Sahile ve kuma yol bulsak yetecek. Belek -Kadriye arasında kaç kilometrelik sahile sadece iki noktadan çıkış var. O çıkışlar da ücretli. Bu durum sadece burası için geçerli değil. Memleketin sahil şeritleri de işgal altında. Sahiller için çalışma yapılmalı. Üç tarafı denizlerle çevrili memleketimizde tüm çocuklarımız bu imkândan gönül rahatlığıyla istifade edebilmeli.
Korkuteli üzerinden Aydın'a gidiyoruz. Korkuteli'nde külliye var desem kaç kişi inanır. Sultan Alaaddin'in yaptırdığı cami ve medrese her ilçeye, köye dikkat kesilmemiz gerektiğini bize öğretiyor. Cami uzun zamandır tadilat halinde ve son gidişimde farkettiğim kadarıyla kötü bir restorasyon geçiriyor.

Antalya'daki Türk evleri

Her yerde tarihi eserler var
Aydın'ın Çine ilçesindeyiz, eşimin ailesi vesilesiyle her yıl geldiğimiz bir belde; fakat her yıl yeni keşifler yapıyorum. Eski Çine'yi daha önce anlattım, zeytinlikler içindeki köyü de anlattım. Madran Baba dağlarını bu yıl da gezmeye devam ettim. Akçaova beldesinden geçerken bir cami tabelası dikkatimi çekti.  Eski Koca Camii, güzelce tadilat yapılmış. Eski Çine'ye tekrar gittim; Ahmet Gazi Camii, Ahi Bayram türbesi ziyaretleri için. İşte kırılma noktası tam da burası oldu. 

Hemen kaynaklara sarıldım. Köy gibi yerlerde tarihi eserler var. Acaba yanından geçip fark etmediğimiz daha niceleri var. Dönüş yolculuğu için rota çizerken, rotamızın görmediğimiz bu yeni yerlerden geçmesine dikkat etmeliydim. Kıyı köşedeki yerleri keşfetmenin yolu tarih ve seyahatname okumaları… Bu bölgeyi tanımak için Menteşeoğulları Beyliği’ni bilmem gerekiyordu. Bulabildiğim kaynaklardan okumaya başladım. İşte bu noktada aslında Anadolu Selçuklu, Beylikler, Osmanlı döneminde yolculuk ettiğimi anladım. Özellikle de bir film karesi gibi Beylikler dönemini yaşıyordum.
Alanya'dan yola çıkan İbn Battuta genelde Ahi zaviyelerine konuk olarak geziyor Anadolu'yu. Onun izinde Ahi zaviyelerini araştırarak yolculuk ve bir belgesel çekimi ne güzel olur. Yatağan'da Ahi Ebubekir türbesi dikkatimi çekti, burası temik santral memleketi değil miydi? Yolculuk bu noktadan başlamalı. Sonra hemen yanında Turgut. Şimdi köy gibi; fakat içinde tarihi İlyas Bey Camii var. En önemlisi de Beçin/Peçin şehrinin keşfi bu yolculuğa damgasını vurdu. Aslında sadece Beçin'i anlatmak için bu yazıyı yazdım desem derdimi anlatmaya yeter.

"Milas hükümdarı bize binek hediye etti, ihtiyaçlarımızı eksiksiz gördü. Onun konağı Milas'a iki mil uzaklıkta bulunan Bercin (Peçin) kasabasındadır. Burası yeni kurulmuş, yeni binalara ve mescitlere sahip küçük bir şehirdir. Bey, tepe üzerinde kurulu bu şehirde yeni Cuma camii yaptırmaya teşebbüs etmişse de henüz tamamlayamamıştır. Burada kendisiyle görüştük. Sonra Ahi Ali'nin dergahına misafir olduk." (İbn Battuta Seyahatnamesi, A. Sait Aykut Çevirisi, YKY, Cilt1, s:412)

Beçin Kalesi

Menteşe Beyliği’nin merkezi Beçin

Menteşe Beyliği merkezi, imar edilmiş bir Müslüman şehir. Menteşe Beyi Orhan Bey tarafından kuruluyor. Beçin kalesi diye geçiyor, yol ayrımında tabelada da öyle yazılmış; fakat bu şehri anlatmaya kalem yetmez. Kalenin ardında platoda kurulmuş şehrin her adımı bir tarihi eser. Orhan Bey Ulu Camii, Ahmet Gazi Medresesi, Seymenlik Zaviyesi, hanlar, hankahlar, hamamlar... Emir Avlusu denen tam fonksiyonu anlaşılamamış devasa büyük avlu. Acaba bu alan çarşı mıydı? Tarihi imza niteliğinde bir mezarlık… Özel zaman ayırıp gezmek gerekiyor. Benim için ön keşif oldu, artık bu bölgeden her geçişimde uğrayacağım bir şehir: Beçin.

Harabe şeklinde olabilir, ben o harabelerde İslam şehrini hayal ediyorum. Merkezinde ulu cami, çevresinde medreseler, hanlar, hamamlar, zaviyeler, çarşı... İbn Battuta Beçin'de Ahi Ali Zaviyesi’ne konuk olmuş, acaba hangi zaviye bu Seymenlik mi, diğeri mi? İbn Battuta geldiğinde Orhan Camii temellerindeymiş, caminin tamamlandığını Evliya Çelebi'den öğreniyoruz: "Birçok yıllar bir ecinne beyi zapetmiştir. Sonra Menteşeoğlu Ahmed Bey ilmin kuvveti ile zaptetti. 'Bey Cin' kelimesinden bozma olarak Becin denilmiştir. Milas nahiyesidir. Kethüda yeri vardır, serdarı Milas'ta oturur. Kalesi, Milas sahrasına karşı dikdörtgen şeklinde, etrafı bin adım olan bir kaledir. Kıbleye bakan bir kalesi, dizdarı, yirmi neferi vardır. Menteşe hâkimleri suçluları burada hapsedeler. Kapısının iki tarafında mermerden arslanlar, kale içinde bir mescid, yirmi toprak örtülü ev vardır. Dış varoşu çok büyük şehir imiş. Şehrin dört tarafı büyük kale imiş. Bu varoşta bir ulu camii vardır... Camin uzunluğu ve eni yüzer ayaktır. İçinde on altı çam direği vardır. Caminin önünde Ahmedağa Medresesi vardır. Kale kapısı ile medrese arasında büyük sofa vardır. Sofanın yol aşırı kıblesinde Gazi Ahmed Bey'in ailesi ve çocukları bir türbe içinde yatar."

Lagina Antik Kenti

Efes şehrine meydan okuyan bir eser

Nedense Evliya Çelebi bu şehri fazla anlatmamış, burada tam metin olmama ihtimalini de ekleyelim, bunun sebebini cümle aralarından anlayabiliriz. "Dış varoşu büyük şehir imiş" ifadesinden şehrin daha o dönemde harabe haline geldiği sonucuna varabiliriz. Yine satır aralarından Orhan Camii'nin ahşap direkli olduğunu öğreniyoruz. Ben gittiğimde yine Orhan Camii temellerindeydi. Mihrap ve dış duvar belli yükseklikte duruyor, döşeme taşları geçmişten selam ediyor. Ahmet Gazi Medresesi tadilatta, restorasyon çalışması güzel gidiyor gibi. İnşaallah burası doğal görüntüsü bozulmadan ayağa kaldırılır. Bu şehir ilgiyi hak ediyor. 

Araştırmalarımda Beçin şehriyle ilgili çalışmalar karşıma çıktı. Meraklısına Pamukkale Üniversitesi akademisyenlerinin yaptığı çalışmaları öneririm. Böyle önemli bir beylik merkezi çok yönlü olarak incelenmeli. Aynı şekilde Balat'da bulunan İlyas Bey Camii Fethiye'den (Muğla, Yatağan, Turgut, Eskihisar, Eskiçine, Milas, Beçin, Balat) başlayan Menteşe Beyliği’nin üst sınırı, aynı zamanda işçiliği ile de külliye olarak inşa edilen mimari eserlerle de üst sınırda.
Candaroğlu Beyliği, Ahi Beyliği, Karaman Beyliği, Hamitoğulları Beyliği, Menteşe Beyliği ve son olarak Aydınoğulları. Selçuk İsa Bey Camii, Efes şehrine meydan okurcasına abide bir yapıt. Ayrıca bu bölgeye gelmişken Tire ve Birgi de görülmeli. Manisa Saruhan Beyliği, Balıkesir Karesi Beyliği, Kütahya Germiyan Beyliği; böyle bir rota güzel değil mi? Ne demek istiyorum. Bulunduğumuz yeri, yolumuzun geçtiği beldeleri tarihi okumalar yaparak, seyahatnamelerden istifade ederek gezersek verimli olur. Böylece yeni öğrenmelere, keşiflere kapı aralayan bir seyahat olur. İşte o zaman turist gibi değil seyyah gibi hakiki manada çevremizi tanımış oluruz. Ne diyoruz; seyyahlık öğrenilebilen meslektir.

Cihad Meriç

 

Yayın Tarihi: 20 Kasım 2020 Cuma 13:00 Güncelleme Tarihi: 20 Kasım 2020, 12:59
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ufuk Bahar
Ufuk Bahar - 3 yıl Önce

Sayın hocam kalemine sağlık, cok güzel bir yazı olmuş. Her cümleden sonra gözlerimi kapattım ve geziye eşlik ettim.

banner26