banner17

Hz. Fatıma'ya Ulaşmayan Sevaplara Yazık Değil mi?

''Marmaray’ın Ayrılıkçeşmesi durağı civarında, ‘imar’ hareketlerinin en mutantan olanının tam dibinde pek de mamur durmayan bir çeşmeyi ziyaret edebiliriz. Kalkınmanın merkezindeki bir sembolik icraatın tam dibinde yıllardır bu hâlde duruyor olması, sadece bu hâlde duruyor olmasından daha çok şey söylüyor.'' Sadullah Yıldız, tarihi çeşmeleri dolaşmaya devam ediyor.

Hz. Fatıma'ya Ulaşmayan Sevaplara Yazık Değil mi?

Taradıkça pek acayip yakın zaman gazete küpürlerine tesadüf ettiğim Şehir Üniversitesi Taha Toros Arşivi’nde geçenlerde çeşmelerle ilgili bir haber okudum. 1985 Mart’ına tarihlenen haber üç sayfalık bir metin ve “Tarihi İstanbul Çeşmelerini Kurtarma Kampanyası ve Semineri” başlığını taşıyor. Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki bir toplantının haberi.

Haberde o zamanlar İstanbul Belediyesi ve Güneş Gazetesi işbirliğiyle dört aydan beri uygulanmakta olan “Tarihî İstanbul Çeşmeleri Kurtarılmalıdır” serlevhalı kampanya bu vesileyle bilimsel bir temele oturacak deniyor ve öncelikle tüm İstanbul çeşmelerinin bir envanterinin oluşturulmasıyla işe başlanacağı belirtiliyor. Demek ki o tarihe kadar şehrin çeşmelerini topluca bulabileceğimiz bir liste dahi yokmuş. Bugün de hemen her bilginin yüklendiği açık internet kaynaklarında hemencecik ulaşabileceğiniz böyle bir liste yok.

Çünkü tarihî çeşmeler o kadar da tarihî eser sayılmazlar.

Yıka yaka bitirilemeyen İstanbul hazinelerini ön plana çıkarmak

O günden bugüne nerdeyse tamamen değişen İstanbul’da bu sakıt anlayışımız hâlâ bakidir. 2016’nın sonunda hemen her metro-otobüs durağında veya metro-otobüs içinde görebileceğiniz, yollarda önünüze çıkabilecek görselsiz, gayet sade ve bir cümleden ibaret seri ilanlar zincirinde İstanbul Belediyesi yetkilileri, şehrimizin neden ayrıcalıklı olduğunu vurgulamak için zaten vitrinde duran Panorama 1453 Tarih Müzesi’ni, İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’ni, Yerebatan Sarnıcı’nı, tarihî köşkleri, sosyal tesisleri ve sahil kafeleri kullandılar ama Avrupa’da ufacık bir eşya için dahi müze kurulmasından olsun ilham alıp, yıka yaka bitirilemeyen İstanbul hazinelerini ön plana çıkarmak yine akıllarına gelmedi.

Bunu zahmetli bulmuş olmalılar. Nasıl olsa Galata Kulesi-Yerebatan Sarnıcı-Kız Kulesi üçgeni yeterli geliyor. Hem harap hâldeki hamamlar, çeşmeler ve tonton kubbeli medreseleri reklâm etmek ve minimalist bir stratejiyle bu eserleri afişe edip hâl-i pürmelâllerini göze sokmak pek akıllıca olmazdı.

Bir şeylerin değişmesini bekleyecek mecalimiz ve vaktimiz yok, olmamalıdır. İstanbullular olarak şehrimizin çok önemli bir tarihî eser kalemini teşkil eden çeşmelerin nerede, ne hâlde ve kimlerden yadigâr olduklarını keşfe çalıştığımız uzun yolculuklara çıkmalıyız. Biz bir tanesine başlayalı epey oldu bile. Buradan görebilirsiniz.

Her Osmanlı gibi hayrat ve hasenat işlerine göbekten bağlı olduğundan…

Bugün de şehrin birkaç farklı noktasından çeşmeler göreceğiz. İlk durağımız Eyüp sahili olsun.

1.
2.
3.
4.

Eyüp Kitabiyat Merkezi, sahil boyunca uzanan Bahariye Caddesi’nde uğranabilecek nezih mekânlardan biridir. Dış duvarında, yolda görülecek çeşmenin saçaklarından kurnasına kadar ince eller tarafından nazlanması, yüzlerce senedir ayakta olmasına hürmeten layık olduğu yakışıklılığa getirilmesi gerekir. Musluk üstündekiyle kitabe tarihi farklı olan çeşmede yapım ve onarım olmak üzere en azından iki farklı kimsenin emeği olduğunu bilebiliyoruz.(1)

Caddeyi takip ile yine sahilde, Zal Mahmut Paşa Camii hizasına tekabül eden noktada, Fatih istikametine ilerlerken sağımıza düşecek Eski Eserleri Koruma Derneği dış duvarında iki küçük çeşmeyi ziyaret edelim.(2-3)

Her çeşmeye yapılması gerektiği gibi bu çeşmelerden birinin yanına, arka taraftaki türbede medfun üç mühim zatın kimler olduğunu belirten ufak bir künye konmuştur. Fakat çeşmeler hakkında bilgilendirici ve kitabelerini nakleden bir künyecik yok. 1802’de vefat eden (Sultan III. Mustafa’nın kızı) Şah Sultan, her Osmanlı gibi hayrat ve hasenat işlerine göbekten bağlı olduğundan, buradaki sebil ve mektep külliyesini yaptırarak ahirete intikal etmiş. Çeşmelerin sevabını da annesi Mihrişah Sultan’ın ruhuna hediye edecek kadar alicenap ve mükrim bir hanım efendiymiş.

Aynı caddenin devamında bir hayli karışık kitabeli ve yol seviyesinin altında kalmış, bir yandan da yer yer boyalar ve yosunlanmalarla muzdarip çeşmenin (4) yanından geçiverelim, Haliç Köprüsü’nün tam altındaki nefis son dönem eserine gelelim.

Gelin görün ki sevabın suyu kesik…

19. yüzyıl ortalarına (h. 1273) tarihlenen bu seyre doyulmayacak güzellikteki ecdat yadigârının uzaktan izlenen etkileyiciliği, aslında mesafeler azaldıkça bazı ayrıntılarda kusurlu hâle gelir. Fakat dehşet verici bir işçilik ve sabırla işlendiği belli olan bu çeşmede ayrıntıların bazıları zarar görmüşse de genel olarak incelikler yekvücut şekilde fevkaladedir.(5)

Tepede sivri tarzın altına zeytin dallarından taç biçiminde bir rozet yerleştirilmiş, içine besmele kondurulmuştur. Bu besmeleyi okuyanlar artık alttaki ayete geçebilir ve Enbiya suresinin 30. ayetini okuyabilirler: “Biz canlı olan her şeyi sudan yarattık.” Genellikle çeşme kitabelerinde kullanılan bu ayet-i kerime, şehrin güzide hayır kapılarından Pertevniyal Valide Sultan’ın bu çeşmesinde sıra dışı olarak iki eklemeyle geçmektedir: Ayetin devamındaki “Hâlâ inanmazlar mı?” kısmı ve bir de ayet okumuş olmanın vecibesi olarak “sadakallahu’l-azim” vardır.

5.
6.
7.
8.

Ayetin üst kısmında asma yaprağı olduklarını belli eden kesiklikler dahi unutulmamış süslemeler içinde üzüm salkımları, alt tabakaya geçerken dahi şeritler hâlinde motifleri unutulmamış çizgiler, aşağıda iki sütun ortasında yine ince desenli bir kemer, onun üzerinde ‘maşallah’ ile etrafını çevreleyen rakkase edalı yapraklar vardır. Bunlar ve kendi ağırlığını taşıyamayacak tontonluktaki salkım güller-üzümler tutan yaprakların koruduğu büyük bir rozet, bizi eserin merkezindeki bir hadis-i şerife ulaştırır. Bu hadis oraya Pertevniyal Valide Sultan’ın halis niyetini ve çeşme inşa ettirmedeki maksadını nümayan etmesi için yerleştirilmiştir: “Malların hayırlısı Allah yolunda infak edilendir.”

Emsalsiz güzellikteki musluk çevresinin -ki musluğu hunharca sökülerek manzaranın letafetine halel getirilmiştir- bakmaya kıyılmayacak hoşluğunun üzerinde bir yazı dikkat çekiyor. Harap olan bu çeşmeyi zamanında Haydar Süleymangil tamir ettirmiş ve Fatımatü’z-Zehra annemize hediye eylemiş. Peki neyi? Neyi hediye eylemiş? Bu çeşmenin sevabına uzun bir tarihsel bağlamda ortak olan Haydar Bey, hem Fatıma annemize hem şehrin muhtaçlarına hem yoldan gelip geçerken ihtiyacı olanlara hem de ta Valide Sultan’a kadar devasa bir sevap darphanesinden pay almak istemiştir ancak gelin görün ki sevabın suyu kesiktir. Tıpkı şehrin musluksuz diğer hemen hemen bütün çeşmeleri gibi.

Kalkınmanın(?) merkezi(?)

Eyüp’ten ayrılarak Eminönü’ne, Mercan yokuşlarından Çakmakçılar yokuşuna vardığımızda, Sandalyeciler Sokak girişinde isimsiz ve kitabesiz, düz mermerden ibaret üç yüzlü çeşmenin, neyse ki suyunun akıyor olması hesaba alındığında başka bir şeyine o kadar da üzülesi gelmiyor insanın. Ama sokak tabelasını mermer üzerine çivilemek tabii ki bu duruma dâhil değil; o düpedüz aymazca bir hoyratlık.(6)

Şehrin bir başka noktasında, Asmalımescit’te de çeşme görmek mümkündür. Bir dostumun ikazıyla fark ettiğim bu, iki duvar arasında kalmış ve kitabesi haricinde başka bir özelliği kalmamış çeşmenin bir hayli ihmal edilmiş durumu var. Birkaç nokta da tahribe uğramış. 1740’ta Hazinedar Lala Beşir Ağa yaptırmış.(7)

Bir de deniz görmeksizin karşıya geçerek Marmaray’ın Ayrılıkçeşmesi durağı civarında, ‘imar’ hareketlerinin en mutantan olanının tam dibinde pek de mamur durmayan bir çeşmeyi ziyaret edebiliriz. Umarım ilk görüşte önünde çöp konteynırları olmasını yadırgamamışsınızdır çünkü o ikisinin nasıl bir manzarayı gizlemeye çalıştıklarını bilince insan yadırgamıyor. İstanbul’daki çeşmelerin kahir ekseriyeti maalesef bu manzaradan pek de farklı durumda değil.(8)

Az yukarıda da ifadeye çalıştığım gibi, kalkınmanın merkezindeki bir sembolik icraatın tam dibinde yıllardır bu hâlde duruyor olması, sadece bu hâlde duruyor olmasından daha çok şey söylüyor.

 

Sadullah Yıldız

Güncelleme Tarihi: 25 Şubat 2017, 13:52
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20